|
|
Tartışmalı memleket gündemine katkımız
10 Şubat 2008 Pazar
Selahattin Duman e-posta : sduman@gazetevatan.com
|

Pek gündemle ilgilenmiyorum.. Çünkü prensip olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin iç işlerine karışmıyorum.. Sadece dış politikada beraberiz.. İçeride herkes burnunun dikine gitmekte serbest ama bugün verdiğimiz bir söz üzerine ezberimizi bozduk..
Önümde alışveriş arabası, dalmışım Migros’un üç yıldızlısına..
Pür dikkat sürüyorum arabayı.. Neden derseniz, cevabım belli.. Birini ezeceğim korkusundan..
Hikmetinden sual olunmaz Migros öyle bir alış veriş arabası yapmış ki biraz daha büyükleri “damperli” sınıfına giriyor..
Ağır vasıta ehliyeti olmadan kullandırmıyorlar.. Alışveriş arabası sürerken dikkatim bundandır..
Tam böyle bir can derdi ortamında aldık eleştiriyi.. Sarışın hanım okurumuz, yanıma geldi..
“Size kırgınım..” dedi..
Aslında bütün medyaya kırgınmış.. Ama o anda Nispetiye Migros’ta medyayı tek başıma temsil ettiğimden piyango bana çıkmış..
Kırgınlığın sebebi de şöyle..
Son günlerin gündemi konusunda gerektiği gibi okkalı bir yazı yazıp hükümet adamlarına çatmıyormuşum..
Orada “gündemle ilgilenme” sözü verdiğim hanımefendiye karşı borcumu bugün eda ediyorum..
ANNE VE OĞLU
Anne, ilkokuldaki çocuğunu sürekli övgüyle destekler, ona hep iyi şeyler söylermiş.. Böylece onu hayata, özgüven sahibi biri olarak hazırlayacağını düşünürmüş..
Sürekli övülmeye alışmış oğlan okul dönüşünde heyecanla mutfağa dalar annesiyle konuşmaya başlarmış..
Niyeti baştan belli.. Muhabbetin sonunda lafı kendisine, ne kadar akıllı olduğuna getirip; annesinden alıştığı günlük övgüyü almak..
“Anne yaa! Bizim sınıfta benden başka kafası çalışan yok yaa!”
“N’oldu oğlum?”
“Öğretmen bölmede üç basamaklı işlemlere gelmişti..”
“Ne iyi.. Eee?”
“Tahtaya iki yüz kırk sekiz bölü iki yazdı..”
“Kolaymış..”
“Anne bizim sınıftakiler aptal mı ne? Öyle düşündüler.. Ben hemen parmak kaldırdım.. Yüz yirmi dört diye cevabı şak diye söyledim..”
“Aferin oğluma..”
“Ben çok akıllıyım di mi anne?”
“Benim oğlum akıllıdır hem de ne akıllıdır.. Kim doğurmuş onu?”
Övgü güzeldir.. Hele insanın kendisi hakkında olursa.. Çocuk işin zevkini öyle bir almış ki..
“Anne? Bizim sınıfta niye benden başka kafası çalışan yok?”
“Bilmem oğlum, n’oldu yine?”
“Öğretmen üç basamaklı çarpımların alıştırmasını yapıyordu.. Tahtaya yüz yirmi üç çarpı iki yazdı.. Bir tek ben el kaldırdım..”
“Akılıdır benim oğlum, kaldırır..”
“Öğretmenim, üç yüz altmış dokuz, dedim.. Öğretmen de bana aferin. dedi..”
“Yerim ben senin akıllarını..”
“Ama sınıftakiler niye bilemedi hiç anlayamıyorum.. Bir tek ben miyim bu sınıfın akıllısı?”
“Tabii sensin yavrum.. Seni kim doğurdu? Haydi git oyna..”
***
Günlük hayat böyle karşılıklı komplimanlarla geçip gidiyormuş..
Oğlan her gün okul dönüşü kendisine “aferin” getirecek bir marifetini anlatıp, anneden onayını aldıktan sonra beylik soruyu soruyormuş:
“Sınıfın akıllısı bir tek ben miyim? Neden ben böyle akıllıyım..”
Cevap da değişmiyormuş:
“Belli ki tek akıllı sensin yavrum.. Seni kim doğurdu?”
SONU GELMİYOR
“Anne öğretmen Atatürk kimdir, dedi.. Ben herkesten önce parmak kaldırdım.. Vatanı o kurtardı, dedim..”
“Bak benim oğluma..”
“Anne öğretmen bugün başkentimiz neresidir, diye sordu.. Bizim sınıftakiler aptal mı ne? Onlar düşünürken ben hemen atıldım Ankara dedim..”
“Kim doğurmuş bu akıllı oğlanı?”
“Anne öğretmen bugün sınıfa bir kilo pamuk mu bir kilo demir mi ağırdır diye sordu.. Bizim sınıfta benden başka akıllı yok.. Hemen zıpladım.. Demir ağırdır öğretmenim, dedim.. Hoca bile cevabı yanlış biliyor.. Ben niye böyle akıllıyım? Sen doğurduğun için mi?”
“Tabii yavrucuğum..”
Bu sınıftakiler niye böyle aptal? Sınıfta niye benden daha akıllısı yok? Sınıfın tek akıllısı ben miyim? Öğretmen bir şey sorduğunda parmağı her zaman ilk kaldıran ben oluyorum?
Böyle böyle ders yılının sonuna yaklaşılmış..
Karneye beş on gün kala oğlan yine okuldan eve gelmiş ancak her günkü heyecanı yok..
Biraz durgun, biraz düşünceli, biraz kafası karışmış..
Anne değişikliği fark edip “N’oldu oğlum?” diye sormuş..
Oğlan da aynı soruları saydırmaya başlamış..
“Sınıfta benden akıllısı niye yok?” “Allah’ın işi yavrum..” “En akıllı benim di mi?” “Tabii sensin..” “Beni sen doğurmasan bu kadar akıllı olmazdım öyle mi?” “Öyle yavrum..”
***
Anne istenen cevapları veriyor ama nedense oğlan bir türlü coşmuyormuş..
İyice meraklanan anne işi biraz kurcalayıp, o gün okulda ne olduğunu sormuş..
Kafası karışık oğlan da anlatmaya başlamış..
“Zil çaldı.. Teneffüse çıktık.. Çişim gelmişti.. Tuvalete gittim..”
“Sonra?”
“Pisuvara işerken sağıma soluma baktım.. Bizim sınıfın oğlanları da çişlerini yapıyordu..”
“Eeee?”
ACI AMA GERÇEK
Oğlan işin burasında biraz utanmış.. Annesinin “Utanma oğlum, ben annenim.. Annelerden bir şey saklanmaz..” zorlaması üzerine devam etmiş..
“Baktım.. Yanımda işeyen sınıf arkadaşlarımın pipileri ufacık.. Benim ki cetvel kadar..”
Anne suskun nasıl bir cevap vereceğini düşünürken, övgü bağımlılığı depreşen oğlan soruyu yetiştirmiş:
“Sınıfın en akıllısı olduğum için mi benimki böyle farklı görünüyor anneciğim?”
Ne zamandır içten içe fokurdayan kadıncağız nihayet dayanamayıp patlamış:
“Tabii farklı görünecek.. Yedi senedir ilkokul ikinci sınıfa gidiyorsun a benim keleş oğlum..”
***
Yazının şifresi:
Annenin yerine ister “Hükümet adamlarını” isterseniz “Ahaliyi” koyun.. İlişkinin biçimi aynıdır..
Çocuğun sorularını da gündem maddeleriyle değiştirin..
Aradığınız cevabı hemen bulursunuz.. Ancak elinizde gezdirmeyin!
Bu yazı toplam 27 defa okundu.