Gecikmiş bir saygı beyanı ama ne yapalım? Aklım başıma ancak geldi? Benim için bu saatten sonra “moda ikonluğu” saygın ve cesaret isteyen bir iştir.. Eğer üzerine yazı yazacaksam da yapıcı bir eleştiri olacaktır.. Bunalım geçiriyor da olabilirim..
Hafta sonu ya! Merkezdeki dört büyük gazetenin Cumartesi ekleri önümde..
Dört ayrı ekin de yarısı yazı ve ilan, diğer yarısı okura akıl fikir veren sütunlarla dolu..
Artık nezaket neyim de kaybolmuş.. Verdikleri akılları bir “tavsiye” kılığına sokup önünüze koymuyorlar..
Doğrudan talimat veriyorlar..
Oyuncak bebek fotoğrafı.. Yazısının başlığı oynayın.. Pişmiş bütün tavuk fotoğrafı.. Yazısının başlığı tadın.. Pek moda bir saat fotoğrafı.. Talimatı takın..
***
Zaten gazetecilik başka bir şey oldu..
Refleksler kaybolmuş.. Temsil.. Geçen hafta Kosova bağımsızlığını ilân etti.. Haberi bütün gazetelerin baş sayfasındaydı..
Yine sözüm dört merkez gazetesine.. Haberin çıktığı gün (bizimki de dahil) bir tanesinde bile harita yoktu..
Kosova nerede? Kimlere komşu? Ne büyüklükte bir toprak? Fikrimiz yok..
Kosova haberlerinin altına “Haritada yerini bul, bak!” talimatı koymadıklarından okur da merak etmemiştir..
OKURLARA CEZA
Bereket versin ki fiili gazetecilikle bir ilgim kalmadığından böyle defoları fazla dert etmiyorum..
Hafta Sonu Ekleri’yle kendimi eğlendiriyorum.. Oradan bir yerlere zıplayıp iz sürüyorum..
Sabah’ın kitap ekinde beş altı satırlık haberi görünce yaptığım gibi..
Vouge Dergisi’nin başı, moda dünyasının en etkili isimlerinden biri olan Linda Watson’un bir kitabı çıkmış..
Bizde Güncel Yayıncılık tarafından çevrilip, basılmış.. Adı da “Modaya yön verenler..”
Kendi kendime “Hah!” dedim..
“Lauren Weisberger’in (Şeytan Prada Giyer) kitabı gibi ortalığı sallayacak bir şey olmalı..”
Düştüm Linda Watson’un peşine..
Kitap ekinde var, kitapçılarda yok.. Bu da ayrı bir pazarlama tekniği.. Meraklısını yollara düşürüp, kitap okuduğu için cezalandırmak.. Sadece yorularak cezalanmıyorsun..
Benim gibi “hızlandırılmış alışveriş kursuna” gitmemiş tüketicilerin bir de kendilerine verdikleri para cezası var ki hepsinden beter..
Okur bilir.. Haftalık erzak almaya giderim.. Olmayan bahçem için yirmi beş metrelik ithal hortum alıp çıkarım..
Linda Watson’un peşinden giderken de başımıza aynı şey geldi..
İki yüz liraya yakın parayı başka kitaplara verip, torbaları sürükleye sürükleye eve döndük..
KEDİYİ MERAK..
“Modaya Yön Verenler” kitabıyla zorum ne miydi? Hemen söyleyeyim..
1930’lu yıllarda pek rağbette olan erkek giyimindeki “Bobstil” modasının peşindeydim..
Lafı, delikanlılığımızda büyüklerimizden duyardık da nasıl bir şeydir, bilenimiz görenimiz yoktu..
Heves işte.. Biz de kendimize şekil yapmak için didinirdik..
Rahmetli babam her seferinde sunduğumuz kreasyona “Bobstil” damgası vurup, veto ederdi.. Merakımız oradan kalma..
İmdadımıza Levent Cantek’in “Cumhuriyetin Büluğ Çağı” kitabı yetişti..
İletişim’den çıkan kitap gündelik hayata dair basındaki tartışmaları bize aktarıyor..
“Bobstil” modasını da gözümüzle görmesek bile oradan öğrendik sayelerinde.. Okura rapor vermek boynumuzun borcudur..
***
“Bobstil” modasının Recaizade Ekrem’in “Araba Sevdası” adlı romanının kahramanı Bihruz Bey’in hayali tarifinden devşirildiği söyleniyor..
Araya gireyim.. Asıl çıkış yeri Londra üzerinden Hollywood’dur..
Bihruz Bey’in ruhundaki snoplukla, Batılı moda ikonlarının gayreti İstanbul gazetelerinin dilinde buluşturulmuş..
“Bobstil” diye adlandırılan bu modanın İstanbul’a bulaşması, ağır başlı köşe yazarlarını zıvanadan çıkarması ise 1935’ten sonradır..
BUYUR, UYGULA!
Bobstil modasına uymuş bir delikanlının görünümü aşağı yukarı şöyle:
Ceketlerin omuzları sarkacak, etekleri uzun olacak.. Pantolon boru gibi aşağıya daracık inerken, paçası ayak bileğinin üzerinde bitecek..
Ayaklara tabanları kalın ayakkabılar, içine de beyaz veya cart renkli çorap giyilecek..
Gömleğin yakası, o günün modasına inat çeneye doğru yüksekçe olacak.. Kravat, yakanın kapandığı yerden incecik sarkacak..
Saç iyice briyantinlenip ayna gibi yapıldıktan sonra kafaya yapışacak ama bir perçem alnın üstüne düşecek..
Bıyık incecik olacak.. Ayhan Işık veya Sadri Alışık ağabeylerimizinki gibi.. Bir de güneş gözlüğü varsa görünüş dört dörtlük olur..
Kızları kendilerinden geçirmek için bir “Klark çekmek” yeter..
Yani güneş gözlüğünü çıkarıp kıza bakacaksın.. Bir kaş yukarıda olacak ki kız dağılsın..
***
“Bobstil” modasının ilk uygulayıcıları da üniversite gençleriydi..
Tabii çoğu İstanbul’dan varlıklı ailelerin veya Ankara’dan yüksek bürokratların çocukları.. Köy kasaba çıkışlıların bu modayla ilgisi yok..
Ne var ki bu dar kapsamlı uygulama, o devrin gazetelerinde ne kadar “ağır abi..” varsa cümlesini çileden çıkarmış.. Ah bugünleri göreceklerdi ki.. Dilleri mürekkep hokkasına kaçacaktı..
KURTARICILAR
Hüseyin Cahit Bey “Ah bu gençler hiç bize benzemiyor..” diye sızlanır..
Mithat Cemal, bu modayı hicveden şiirine “Zira o zaman Hollywood’suzdu dünya../Bizim yıldızlarımız sakallıydı..” mısralarını sokuşturur..
Bizim Sedat Sertoğlu’nun babası Murat Bey de bütün eğlence yerlerine bir levha asılmasını, o levhanın üzerine giyim kuşam adabının yazılmasını önerir..
Altına da ekler.. “Bir kişiyi bile kurtarsak kârdır..”
***
Kurtarıcılık o devirde “Bobstil” den beter moda..
Vatanı kurtaranı mı ararsın, kadını kurtaranı mı? Eğitimi, sporu, tiyatroyu, sinemayı, köylüyü..
Kimi tarif edersen cumhuriyetimiz sayesinde bir kurtarıcısı var..
Devrin medya yiğitlerine de gençleri modanın elinden kurtarmak düşmüş..
Bu hengamenin içinde kendime bakıyorum.. Arada bir modanın çakma ikonlarına çaktığım yazılar aklıma geliyor..
Belli ki ben de oturduğum yerden aynı şeyi yapıyorum..
Şimdi uyandım.. Kendime “Salak mısın nesin?” diye sormam bundandır..
Bu yazı toplam 24 defa okundu.