Kınama yazısını kınama yazısı..
Ağır yaralıyım dostlar.. Basın Konseyi beni kınamış.. Ben artık insan içinde dolaşamam.. Kimselerin yüzüne bakamam.. Öldüm, bittim.. Beni kınayarak toplum dışına iten Konseyi kınamaktan başka bir şey gelmiyor elimden..
Bizim ahaliye “kafası çok sık karışıyor..” diye fazla kızmayacaksın..
Çünkü onların kafası kendiliğinden karışmıyor.. Karıştıranı var.. Karıştıranlar da vatandaşın beyn-i bâlâsına musallat olan okumuş takımı..
Bizim okumuş takımının okumuşluğu, kendine verdiği “entel şekil” ile sınırlı olduğundan hayati önem taşıyan kavramları yalapşap bilir..
Kendi kavradığı gibi tarifini yapar..
Ahalimiz ne yapsın? Zaten üç dört yüz kelime ile idare ediyor..
Bunların ağzından bir laf kaptıklarında sevinir, yerli yersiz cümle içinde kullanırlar..
***
Dünkü gazetelerin tekmilinde manşetti..
“Yedi sivil toplum örgütü” nün elebaşıları bir araya gelmiş..
Seyrek bıyıklı asabi hükümet adamı başta olmak üzere herkesi uyarmışlar..
Buraya kadar tamam..
Kendilerini “Sivil Toplum Örgütü Elebaşı” diye tarif eden adamlarla, seyrek bıyıklı asabi hükümet adamı arasında nasıl bir niza var, bilmem..
Seyrek bıyıklı asabi hükümet adamı bunları bir yere toplayıp, zorla Mehmet Akif şiirlerini mi dinletti?
Veya cep telefonları dinleniyor, diye mi kızdılar? Orasını bilmem.. Aralarında niza çıkmış bir kere..
SİVİL TOPLUM
Benim itirazım aralarındaki çekişmeye değil.. Kendileri için kullandıkları “Sivil Toplum Örgütü” tarifine..
Unvanlarına bakıyorum..
Türkiye Odalar Borsalar Birliği.. Kamu-Sen.. Bir-Sen.. Türkiye Ziraat Odaları Birliği.. Türk-İş.. Tisk.. Kesk..
Yedi dedik, sekiz oldu.. Araya karışan Bir-Sen’i sivil toplum örgütü saymazsak hesap tutuyor.. Olan Bir-Sen’e oluyor..
Bunlar sivil toplum örgütüymüş.. Haydi canım sen de..
Sivil toplum örgütleri, vatandaşın kendi inisiyatifiyle kurulur..
Kanunlarla, hükümet adamlarının çıkardığı yönetmelikler veya tüzüklerle kurulmaz..
Kurulunca da elebaşları “takım elbise giyip, kravat takıyor” diye sivil toplum örgütü sayılmaz..
Ahalinin zaten kayışı kopuk kafasını harmanlayan da bu..
Tarifleri yasayla belirmiş çerçeve içine oturtulan bu kuruluşların yöneticileri üniforma giymiyor ya!
Görünüşe bakıp “Sivil Toplum Örgütü” tarifi yapıyorlar..
***
Sendikalar sivil toplum örgütü değildir.. Ama AKUT bir sivil toplum örgütüdür..
Odalar birlikleri sivil toplum örgütleri değildir.. TEMA Vakfı bir sivil toplum örgütüdür..
Borsalar da değildir.. Öte yandan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği veya Selahattin Duman’ı Kalkındırma Vakfı birer sivil toplum örgütüdür..
Bilmem aradaki farkı anlatabildim mi?
ROL HIRSIZLIĞI
Aradaki fark açık..
Ev kadını için “Ev bayanı” lafı ne kadar sakil kalıyorsa, bu örgütlere “sivil” tanımını yapmak da o kadar sakildir..
Bizim sektörde de böyle bir “sivil toplum örgütü” var.. Adı da Basın Konseyi..
Niye mi konsey? İhtilallerden sonra kurulan konseyler gibi, Milli Güvenlik Konseyi gibi ağzı doldursun, diye..
Üyesi değilim, olmayı da reddettim..
Nereden ihtiyaç duydularsa, bu mesleğin eşrafı kendi aralarında toplandı.. Başyazarlar, CEO’lar, patron vekilleri.. Ağır abi kategorisindeki köşe yazarları.. Dış politika, ekonomi gibi fiyakalı servislerin büyük gazetelerdeki şefleri..
Kafa kafaya verip, meşveret ettiler ve “Biz artık Basın Konseyi’yiz..” diyerek ortaya çıktılar..
***
Mesleğin alt katmanlarından gelenler arasında, çilesini çekenler arasında, tabandan gelenler arasında katılım yok..
Zaten onları davet eden de yok..
Araya bir iki garibanı “büfe süsü” olarak eklemişler..
Olmuş sana bütün medyayı temsil eden Basın Konseyi..
Kendilerine iş de icat etmişler.. Oradan buradan gelecek şikâyetleri değerlendirmek..
Şikâyete konu olan gazeteciyi suçlu bulurlarsa kınamak..
İKİ YÜZLÜLÜK
Bütün yaptırımları bu.. Onlar kınayacak.. Ayağı dolanan gariban muhabir de “Kınama Konsey beni kınama.. El içinde oldum sinema..” diye ağlayacak..
Beni de kınamışlar..
Balık çiftlikleri için yazdığım “Kör Levrek” başlıklı yazımdan dolayı..
Gerekçe de mealen şöyle..
“Balıklar temiz suda yaşarmış.. Kimyasal katkılı yemlerden kör olmazmış.. Bunu Su Ürünleri Fakültesi’den sorup kolayca öğrenebileceğim halde öğrenmemişim..”
Karar: Selahattin Duman kınanacak..
Buraya kadar yazdıklarımdan kınama kararı alan konsey üyelerinin Su Ürünleri Fakültesi’ne başvurup bilimsel görüş aldıklarını düşünebilirsiniz..
Öyle bir şey de yok..
Eğer ben o yazıyı yazarken sallamışsam, onlar da kararı sallamış..
Benim elimde çiftliklere karşı olan sivil toplum örgütlerinden gelen yüzlerce sayfalık karşı rapor varsa..
Ben de bunlara bakıp o hükme varmışsam, Konsey yine sallamış.. Sonuç: Bunların işi her halûkârda sallamak..
***
Köşe yazarı, başyazar bir gazete için ağza alınmayacak şeyler yazar.. Sonra gider o gazeteye transfer olur.. Bu kez de geçmişte sövüp saydığı patronun çıkarları adına başkasına saydırır..
Onlara kınama yok..
İş takip eder, çıkar karşılığı gerçeği manipüle eder.. Onlara da kınama yok..
Açıp bakın karar defterlerine..
Bir tek medya patronu için “kınama” kararı çıkmış mı?
Çıkmaz.. Kınayamazlar.. Çünkü “potka” ister..
Beni kınıyorlarmış.. Tanımadığım, saygı duymadığım, meşru saymadığım daha da beteri iki yüzlü bulduğum Basın Konseyi’nin kınama kararını aynen iade ediyorum..
Ben de onları Gayrettepe’den Cağaloğlu’na kadar kınıyorum..
Bu kınama yazım üzerine dönüp beni bir daha kınamazlarsa da hatırım kalır..
Pişmanlık Yasası’ndan yararlanmayı da düşünmüyorum..
Bu yazı toplam 13 defa okundu.