301 ve Mumcu
AK Parti nin, 301 i hemen Meclis e sevk etmeyen CHP Grup Başkanvekili Güldal Mumcu ya tepkisini anlayamıyorum. Sanki, neredeyse iki yıldır 301 e dokunmayan kendileri değildi. Ayrıca Türkiye nin demokratikleşmesi için sadece 301 değişikliği yeter mi?
Yargıtay Başsavcısı, Fethullah Gülen in fiilini, Türk Ceza Kanunu nun 220 nci maddesi kapsamında mütalâa etti. "Gülen, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kurmuştur" dedi; bu maddenin "soyut tehlikeyi" cezalandırdığını açıkladı. Bir başka ifadeyle, muhtemel tehdidi. Demek 220 nci madde, "niyet okumaya" müsait tuzak hükümler ihtiva ediyor.
Siyasal Partiler Kanunu ve seçim yasalarında da birçok antidemokratik unsur mevcut. AK Parti, hiç değilse, 100 milletvekilinin barajsız D Hondt sistemine göre seçilmesini sağlayacak düzenlemeleri de gerçekleştirmeli.
Ayrıca hükûmet, demokrasi konusunda samimiyetini göstermek istiyorsa, mutlaka zorunlu din derslerini kaldırmalı, bunun yerine ilköğretim birinci sınıftan itibaren seçmeli din dersi getirmeli. Dini ilgilendiren konularda, bir tutukluk ve isteksizlik seziyorum. meselâ Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu nun sözleri: "Cemevini, caminin alternatifi gibi sunmak, Aleviliği müstakil bir din haline getirir ve Müslümanlıktan koparır." (9 Nisan 2008)
Acaba bu konuda Diyanet ten sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu ve Başbakan Tayyip Erdoğan ne düşünüyor? Sadece Muharrem ayında iftar yemeği vererek Alevileri kucaklamak mümkün mü?
***
Nostaljik günler
Acısıyla tatlısıyla bir haftayı geride bıraktık.
Sevgili annem, birkaç gün evimde misafir kaldı. Çocukluk yıllarıma daldım; onu ne kadar sevdiğimi tekrarladım durdum. Henüz vakit varken karşılıksız sevgiyi paylaştık.
9 Nisan, Kemal Ilıcak ın ölüm yıldönümüydü. Onu kaybedeli tam 15 yıl geçmiş. Mezarı başında, bir kere daha, "Her canlının ölümü tadacağını" hatırladım. "Hiç ölmeyecek gibi çalışmak veya yarın ölecek gibi yaşamak..." Hayatın koşuşturması içinde, bazen ölümlü olduğumuzu unutuveriyor, boş kibire veya sonsuz bir ihtirasa kapılıyoruz. Arınmak için, mezarlık ziyaretini tavsiye ederim. Hele bir de, içinizde biriktirdiğiniz acıları gözyaşlarınızla akıtabiliyorsanız.
10 Nisan da da, değerli dost Sakıp Sabancı yı andık. En sevdiği "Eski dostlar" şarkısıyla, onu, bir kere daha hasretle yad ettik. Ve her yıl olduğu gibi, Nevzat Atlığ yönetiminde, Türk musikisinin seçme eserlerini dinledik. meselâ, "Ne bildim kıymetin / Ne bildin kıymetim." İçimden, "Yok yok, Sakıp Ağa hem kendi kıymetini bilirdi, hem de fikirlere, insanlara daima değer verirdi" diye geçirdim.
"Rüzgâr söylüyor şimdi o yerlerde bizim eski şarkımızı" çalarken, salondaki nostaljik hava iyice derinleşti. Ve, Cansın Erol un Nostalji isimli şiiriyle, Mithat Özyılmazel geceye noktayı koydu:
"Çiçekler vardı; duman, is bilmezdik biz. / O zamanlar yuvalar sıcaktı; sobalar vardı. / Geleceğe, sevgi, ümit ekerdik / Hayal hanemiz küçük sinemalardı. / Göz göze sevgiler yaşardık gençliğimizde / Elleri ellerimize değmeden / Ne gelecek korkusu vardı, ne de yaşamak / Öyle öğretirlerdi; alamazdık, vermeden."
***
Mahalle baskısı
Aziz Nesin in büyük oğlu Prof. Ali Nesin, başörtüsü serbestisini savunan bildiriyi imzalayınca, başına neler geldiğini dostlarına gönderdiği mektupta şöyle anlatıyor: "Matematik köyü için arkadaşlarımdan yardım istedim, Başka kapıya, Fethullah tan iste yanıtını aldım. Ne alçaklığım, ne geyliğim kaldı. Vakfa bağışlar azaldı. Ülke çıldırmış; çocuklar aç, kimsenin umurunda değil."
Beni en çok o son cümle etkiledi. Çünkü diğerleri, şahsen benim de her an karşılaştığım, tepkilerin ve "mahalle baskısı" nın bir benzeriydi. Ama büyükler, aptalca tepişiyor diye, çocuklar aç kalmamalı. Devlet, çoktan yardım elini uzatmalıydı.
Bu yazı toplam 4 defa okundu.