Türk olmak artık futbol tutkunları arasında ilgi odağı olmak demek
Zürich
Futbol hayaleti gibi yağmur da peşimizi bırakmıyor İsviçre’de. Yine zırıl zırıl yağıyor.
Ve ben, Zürich’in Eski Şehir’inde akşam vakti başımı sokup maç seyredecek bir yer arıyorum.
Küçük bir İtalyan lokantası.
Sıradan görünüyor ama fena değil. Çünkü futbol kaçıkları toplanmış, maç saatini bekliyorlar, bira ve pizza eşliğinde.
İki duvarda birer koca ekran.
Birinde bizim cuma günkü yarı final rakibimiz Hırvatistan’la Polonya, öbüründe Almanya’yla Avusturya kapışacak.
Çoğunluğu oluşturan milli formalı Almanlar maşallah gürültü kutusu gibi... Sırtlarında mavi trikolarıyla İtalyanlar da var ama, Hollanda hezimetinden olacak, onların süngüsü düşük...
Asıl ilgi odağı benim!
Şu sıralar futbol tutkunları arasında Türk olmak hiç de fena değil. Çeklere karşı elde ettiğimiz inanılmaz zaferle havamız yüzde bin beş yüz olmuş durumda.
Bu da hoşuma gidiyor.
En çok Nihat’la Arda’yı soruyorlar.
Servet merak ediliyor.
Bu arada Floransalı bir İtalyan, ‘İmparatore’ diyerek sözü Fatih Hoca’ya getiriyor. Ben de Hoca’nın gazeteci milletini hele şu günlerde çok sevdiğini söyleyince, kocaman bir kahkaha atıyor.
Bir Alman, Çek maçının gerçek bir mucize olduğunu, Çekleri on dakikada nasıl da pestile çevirdiğimizi söylüyor.
Tebrikleri kabul ediyorum.
Futbolda taraftarlık böyle bir şeydir. Hele serde benim gibi biraz da futbolculuk varsa, sen de 90 dakika boyunca sahada topçularla birlikte koşturuyormuşçasına havaya girersin.
Tribündeki yerinde duramazsın!
Nihat’la beraber sen de gol yollarında depar atarsın.
Yılan gibi kıvrılan, rakibinin üstüne, “Ben şimdi seni geçecem!” dercesine yampiri yampiri giden Arda’yla birlikte sen de çalım üstüne çalım basar ve Petr Cech‘in kalesine golü getiren o müthiş voleyi patlatırsın ansızın...
Sonra da mesaj alırsın, örneğin sevgili ablan Berin’den:
“İnancını sağlam tut, Viyana’yı fethedeceğiz!”
Sanki ben de takımdayım.
Ama futbol böyledir. Hep birlikte oynanır! Galiba heyecanı, güzelliği de bu ‘duygudaşlık’tan kaynaklanır.
Gözüm ekrana takılıyor.
Almanya Başbakanı Merkel de Viyana’da. Alayı valayla stadyuma giriş yapıyor. Avusturya bir sürpriz yapabilir mi?
Viyana ben de hep aynı tarihe ilişkin çağrışımlar uyandıran bir kenttir. 1930’lar, Orta Avrupa, Nazizm, Anschluss sonrası Hitler’in açık arabasıyla Viyana’ya girerken görmüş olduğu coşku ve Viyana’da Sophie’s Choice isimli romanla film...
Siyaset bir ay yasak evladım!
Hırvatistan’ı da geçecek miyiz?
İngiltere’yi biri futbolun bir numaralı kutsal mabedi olan Wembley’de olmak üzere iki kez yenerek eledi ve final yolunu böyle açtı Hırvatlar.
Burada da Almanya’yı, turnuvanın favorisi gösterilen ‘Panzerleri’ de 2-1 devirdiler. Güçlü, çabuk, futbolu akılla birlikte sert oynayan bir takım...
Olabilir.
Artık bizi yenmek öyle kolay değil. Moral ve güven depolamış durumdayız. Psikolojik üstünlük bizde. Eğer şansımız da yaver gider, Fatih Hoca da takım tertibinde ‘isabetli tercihleri’ni örneğin ikinci yarıya bırakmazsa... Mesela Sabri-Hamit ikilisini ille de bozmazsa...
Ne olur?
Ne mi olur, yarı final kapısı bize açılır. Bir başka deyişle Avrupa’da ilk dörde girmiş oluruz.
Bu sonuncu noktayı pek anlamadım. Fatih Hoca’nın takım tertibine ilişkin isabetli, doğru tercihleriymiş...
Ne demek istiyorsun? Biraz çizmeden yukarı çıkmıyor musun? Bu kadar derine giden tahliller senin işin mi?
Neden olmasın? Herkes konuşuyor, benim de hakkım değil mi?
İyi de Fatih Hoca’yı görmüyor musun, gazeteci milletinin üzerine üzerine geliyor, medyayı ne kadar sevdiğini her haliyle, söylemiyle belli ediyor.
Evet evet, siyasal parti liderleri gibi Hoca, mutlak itaat ya da biat bekliyor sanki... İyi ki kaçırmışım Hoca’nın Cenevre’deki basın toplantısını.
Neden?..
Hoca’nın yüz çizgilerini, mimik ve jestlerini belki yanlış okur, aklımdaki o soru ağzımdan kaçabilirdi. Fatih Hoca’yı böylesi günlerde kızdırmak istemem.
İyi güzel de, kamuoyu önünde hele böylesi günlerde biraz sakin olması daha doğru değil mi?..
Finale finale, Viyana’nın fethine!
Hırvatistan’la Almanya birer golle rakiplerini geçip çeyrek finale çıktı. Ve Almanlar, nehir kıyısını diskoya çevirdi, çılgın gibi eğleniyorlar.
Ben de bir Türk olarak tebrikleri kabul etmek üzere futbol kaçıklarının arasına doğru yürüyorum, hangi akla hizmetse...
Bu yazı toplam 5 defa okundu.