05 Aralık 2008 Cuma 11:15
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Mutlu Tönbekici
Delikli peynir içinden bildiriyorum
26 Haziran 2008 Perşembe
Mutlu Tönbekici   e-posta : mutlu.tonbekici@gmail.com

Maçtan dönüp futbolcular kadar yorulan da bir benimdir herhalde. İsviçre dağlarında, yok bilmem ne şatosunu, yok peynir yapım atölyelerini, yok şu gölü, yok bu ormanı göreceğiz diye koştur Allah koştur.. Şimdi bu basın gezilerine katılıp “şöyle yedik, şöyle içtik, böyle gezdik” diye yazanlara bazıları fena halde gıcık oluyor biliyorum. Eh olunmayacak gibi de değil. Gayri safi milli gelirin kişi başına 39 bin dolar olduğu, pencerelerinden mutsuzluk yerine sardunyaların sarktığı huzur içindeki ülkelerden değiliz. Çok bir yanımız taş devrinde, az bir yanımız uzay çağında hakikaten bir acayip memleketiz. Bir ölüm tersanemiz var mesela, anladığım kadarıyla Nazi Toplama Kamplarıyla rekabet halinde.. (Neydi o laf? “Arbeit mach frei” Çalışmak özgür kılar. Naziler gibi koyalım biz de bu tabelayı tersanenin girişine, olsun bitsin!) bazı mahkemelerimiz var engizisyonla rekabet halinde, bazı emniyet güçlerimiz var yeniçerilerle rekabet halinde.. Şimdi sen nereye “yahu bir peynir yedik, ama yani bu kadarı olur” diye yaz.. Saçma tabii. Bir nevi vicdansızlık, bir nevi umursamazlık, ekmek yoksa pasta yiyincilik falan filan.. Ama yedik kardeşim! Bu da bir başka gerçek. Memleketin spesiyalitesi peynir diye ha babam yedik. İçimiz dışımız yeminle peynir oldu! Öğlen föndü, akşam raklet, (bizim Karadeniz muhlamasının İsviçre versiyonları) sabah bilmem ne.. Biraz daha kalsaydık, büyük bir ihtimalle üzerimde böyle küçük küçük delikler açılmaya başlayacaktı. Sabah uyandığımda bir bakacaktım ki bir dilim “grüyer” peynirine dönüşmüşüm. (Mandırasal metomorfoz by Kafkakici!) Güzel miydi? Allah için evet. Gene olsa gene yerim. Peynir tükettiğimiz yetmiyormuş gibi bir de bir dağ köyünde, ahşaptan bir şalede hayli basit ve ilkel koşullarda peynir yapımını da izledik. Daha Heidi’sel bir ortamda olamazdık yani. (Uyanık bir esnafa benden fikir: Bize gelen turistleri lokum atölyelerine götürsünler. Yoksa gidilecek uygun koşullarda bir atölye, Sultanahmet’te biri böyle bir şey açsın! Akide şekeri de olur. O da seyretmesi çok zevkli bir şey.) Sonra ormanlar içinden giden bir trene binip rüya gibi bir yoldan Montrö’ye indik. Bol bol kıskandık mı? Evet. Çaktırmadıysak da, “aman abi insan burada sıkılır yav”ladıysak da kanımızın son damlasına kadar kıskandık. Aklı başında bir Türkün İsviçre’ye gidip de oraları kıskanmaması mümkün değil. Bir tanecik çirkin bir şey görmeden üç gün geçti. Bizim memleket de öyle hiç bozulmadan kalabilirdi. Apartman belasına bulaşmasıydık olabilirdi. Eski resimlere fotolara bakınca görüyor insan bunu. Fazlamız varmış, eksiğimiz yokmuş. Yazık ki bitmiş. Şimdi de birbirimizi bitirmeye çalışıyoruz.
Bu yazı toplam 13 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.56451.5720
Euro1.97441.9839
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu