05 Aralık 2008 Cuma 11:27
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Mutlu Tönbekici
Ayağınızdaki lüks kot bazılarımız için “ölüm” demek
26 Haziran 2008 Perşembe
Mutlu Tönbekici   e-posta : mutlu.tonbekici@gmail.com

Bilmiyorsunuz. Bilemezsiniz. Ne kadar kötü olursanız olun bu kadarını düşünemezsiniz. Hadise şu: Blue jean veya kot denilen bu pantolonları beyazlatmak için kum kullanılıyor. Kum, çok yüksek bir basınçla kumaşlara püskürtülüyor ve orası beyazlıyor. “Taşlama” dedikleri şey bu. İş güvenliği gelişmiş ülkelerde bu tamamen kapalı cam kutularda, neredeyse uzaktan kumanda ile yapılıyor. Neden? Çünkü o kum ciğerlere girdiği anda sonu muhakkak ölüm olan Silikosis denilen hastalığa neden oluyor. Zira kumlar küçük çam parçaları gibi ciğerlere batıyor ve bir süre sonra ciğeri paramparça ediyor. Peki Türkiye’de? AÇIKTA! Gencecik delikanlılar odalara sokuluyor, ağızlarına iş olsun diye, her nalburda bulunan uyduruk, alelade bir maske taktırılıyor ve veriliyor ellerine püskürtme aletleri. Bilmiyorlar mı çocukların öleceğini? BİLİYORLAR. Bile bile ölüme yolluyorlar. İnsanımızın cahilliğine, iyi niyetine, kimsesizliğine ve Türkiye’deki iş güvenliği denetiminin laçkalığına güvenerek. Söz konusu kotlar öyle uyduruk markasız falan kotlar değil. Tanesi 350, 500 hatta 600 YTL’ye satılan çok ama çok bilinmiş dünya markaları.. Arkadaşım Nurgül, bir seneden beri bu çocukların avukatlığını yapıyor. Artık avukatlığını yapacağı kimse kalmadı çünkü birer birer öldüler.. Yazdığı mektubu olduğu gibi yayınlıyorum.. “Geçen yıl nisan ayında tanıştık. 24 yaşında, lise mezunu. ÖSS’yi kazanamamış askere gidene kadar kot işinde çalışmış. Askerden sonra öksürmeye başlamış. Para yok, doktora gidememiş. Ama öksürükler her geçen gün artmış. Sonunda arkadaşı Ertuğrul ile futbol oynayamaz olmuş. O zaman ne yapıp edip doktora görünmüş. Teşhis koyamamış doktorlar. Bu arada yeşil kart çıkartmış. “Üşüttüm herhalde, geçer” derken kankası Ertuğrul da öksürmeye başlamış. Biri yirmi iki, diğeri yirmi beş. Gencecik yaşlarında başlamışlar dertlerine derman bulmaya. Ertuğrul’un tekstil işinde çalışan sevdiği bir kız varmış. Onu daha çok görebilmek için girmiş fabrikaya. Asgari ücret gözüküyormuş maaşları ama daha az veriyormuş patron. Olsun. Kızı görüyormuş ya sık sık. Daha ne ister bir delikanlı... İşi kotları beyazlatmak. Nasıl? Kum püskürterek.. Kapalı bir odada 8 kişi çalışıyorlarmış. Yere saçılan kumlar ziyan olmasın diye de gelberi ile toplayıp bir daha bir daha püskürtüyorlarmış. Bu kumun minik minik cam parçacıkları gibi ciğerlerine saplanıp orada kaldığını, patronun onlara iş değil de ÖLÜM verdiğini bilememişler tabii. Nasıl bilecekler ki. Doktorlar bile bilememiş. Tıp literatüründe “tekstil işçileri hastalığı” diye geçmiyor çünkü. Maden hastalığı, çömlekçi hastalığı diye geçiyor. O da ancak 30 yıl çalışmışsa. Evlerine gittiğimde Nisan ayında olmamıza rağmen üşümesinler diye gürül gürül yanıyordu sobalar. İkisi de 40 kiloya kadar düşmüştü. Salih, iki metrelik oksijen tüpüne “bu benim sevgilim” diyordu. “Onsuz bir şey yapamam ben abla” diyordu. Bir işveren daha ne kadar kötü olabilirdi ki.. Ertuğrul’un artık iyileşme umudu yoktu. 1.80 boyunda olup da 40 kg kalınca kemikleri fena batıyordu. Doktorlar son umut akciğer nakli olabilirsiniz diyordu ama o artık buna da inanmıyordu. Bir kaç ay sonra Salih’in kafası kızdı “Ben İzmir’e gidip akciğer nakli olacağım” dedi. “Erbaa’dan İzmir’e 40 kilo bile yoksun, yola dayanamazsın” demedi diyemedi kimse. Bir tek Ertuğrul dedi. Bu sefer ben yokum kanka. “Sen git” dedi. “Ben artık sadece rüyalarımda mutluyum” dedi. Rüyalarında sevdiği kız vardı, futbol vardı, koşmak, rahat nefes almak vardı. Gitmedi. Ağustos ayının ortalarında bir rüyaya daldı, bir daha uyanmadı... Salih bir ay kadar daha direndi İzmir’de. “Abla yoğun bakımdayım ama iyiyim, nakil yapacaklar bana” diyordu. Eylül ayında Salih de rüyasına daldı... İkisi de “abla biz ölsek de sen bizim davayı bırakma” dediler. Yarın duruşmaları var. Aynı işi yapan iki işçi daha hasta, işyeri kapandı. Ama tahmin ettiğimize göre 5000 işçi daha var bu işte aynı koşullarda çalışmaya devam eden. Yani ölecek olan. Ve buna dur diyen yok.. Türkiye’de iş hukuku alanında en yüksek manevi tazminat duyumlarımıza göre 100.000 YTL. Biz istedik 250.000 YTL. Ama ne olur bilemiyoruz. Bir Türk işçisi 100 tane marka kot edecek mi bakalım göreceğiz... Ben cevabı biliyorum ya siz?
Bu yazı toplam 5 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.56451.5720
Euro1.97441.9839
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu