05 Aralık 2008 Cuma 11:28
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Mutlu Tönbekici
Gazeteciler ne kadar avanta (ön ödeme) almalı!!!
26 Haziran 2008 Perşembe
Mutlu Tönbekici   e-posta : mutlu.tonbekici@gmail.com

Üç gün evvel Bilgin Gökberk sayesinde bodoslama bir medyada hediye, davet, basın gezisi olayına daldım. (Bu arada mühim not: Bilgin Gökberk hiçbir basın gezisine katılmıyormuş. Yanlış bilgi verdiğim için özür dilerim.) Yazı üzerine meslektaşlarımdan telefon üstüne telefon aldım. Hadiseyi tartışmaya açmamı istediler. Hediye, gezi, davet, avanta, lavanta olayını yaz dediler. (Bu arada “avanta” kelimesi, İtalyanca “avanto” kelimesinde geçmiş dilimize. Peki manası ne imiş? Ön ödeme!!!!) Neyi nasıl tartışacağımı tam olarak bildiğimi söyleyemem. Ayrıca burada kendim söyleyip kendim oynayacağımdan da eminim zira medya büyüklerimiz başka konuları tartışmakla meşguller. Medya etiğini yiyeyim, türbanıma/darbeme/çeyrek finalime bir şey olmasın noktasındalar. Gerçek şu: Çok azımız dışında kimse masum değil. En ünlüsünden en dış kapının mandalına kadar hemen hemen herkes basın gezilerine bayıla bayıla gidiyor, binlerce lira değerinde hediyeleri seve seve kabul ediyor, davetlere yemeklere ayıla ayıla katılıyor. Hatta sağdan soldan duyup da beğendiği bir gezi varsa “bizınıs klas”ta olmak şartıyla kendini zorla davet ettirenler bile var! Bu hediyeleri, bu gezileri kimi ballandıra ballandıra yazıyor kimi istemem yan cebime deyip yazmıyor ama Cumhurbaşkanı Gül’in Katar gezisi sırasında gazetecilere dağıtılan saat dışında hediye iadesi hatırlamıyorum ben. Çok önce de bir cep telefonu iadesi olmuştu.. Yıllaaar yıllar önce.. Ama işin komiği iade eden de kendi etmişliğiyle kalıyor, haftanın enayisi oluyor, iade etmemek ayıba falan dönüşmüyor. “Hediyeyi kabul ediyorum ama bu o firmalar hakkında eleştirel yazı yazma özgürlüğüme bir şeycikler olmuyor, yazarım ben her istediğimi!” diyerek hadise meşru kılınıyor olabilir ama bunun gerçek olmadığını hepimiz biliyoruz. Her “hediye” aynı zamanda bir “borç”tur. Hiçbir şeye yol açmasa bir “el tutukluğu”na yol açacağı kesin. Zira geziydi, davetti, yemekti derken şirketlerin CEO’larıyla, müdürleriyle, PR ajanslarıyla gereğinden fazla samimi oluyoruz, bu da ne olursa olsun tarafsızlığımızı (tabi öyle bir mefhum varsa) zedeliyor. Biliyoruz ki edeceğimiz en küçük laf birilerinin başını yakacak, en azından onu zor durumda bırakacak. Batıda bunun kuralları var. Bir gazeteci en fazla kaç paralık hediye kabul edebilir, hangi gezilere hangi koşullarda katılabilir bellidir. Maç bileti hediyesi aldığı ortaya çıktığı için istifa etmek zorunda kalan genel yayın yönetmenleri biliyoruz. Bizde ise en küçük bir sınırlama yok! Bir bakıyoruz çok meşhur bir marka çanta göndermiş, bütün kızların kolunda. Bir bakıyoruz biri cep telefonu göndermiş bütün köşecilerin elinde. Bir bakıyoruz biri yine son model bir MP3 çalar yollamış (veya gezi sırasında hediye etmiş), yine herkesin kulağında. Bilgin Gökberk’e o gün kızdım ama düşününce avanta lavanta olayı hakikaten almış i-pod’unu gitmiş durumda. Sınırlama denemeleri de oldu üstelik. Sabah Gazetesi üç dört yıl önce şöyle bir kural getirmişti: Muhabir veya yazar ancak haber değeri olan basın gezilerine, o da masrafını gazete ödemek koşuluyla katılabilir. Ne oldu bu kurala? Buhar olup gitti. Ama bundan daha vahim bir durum var: İlan baskısı. Bir daha ilan/reklam alınamaz diye kimse doğru düzgün bir şey yazamıyor markalar, firmalar hakkında. Eller kollar bir yere kadar zaten bağlı. Eee? Bu durumda madem bir şey yazamıyoruz bari domuzdan ne kadar kıl koparsak kardır mı deniyor? Ben bir cevap veremiyorum. Var mı bana mantıklı bir şey diyebilecek olan?
Bu yazı toplam 8 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.56451.5720
Euro1.97441.9839
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu