05 Aralık 2008 Cuma 11:27
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Mutlu Tönbekici
Darbeye dur eyleminden Cumhurbaşkanlığı davetine
26 Haziran 2008 Perşembe
Mutlu Tönbekici   e-posta : mutlu.tonbekici@gmail.com

Bunca yıllık gazeteciyim hayatımda ilk defa bir devlet kokteyline davet edildim. Eee ne olmuş yani demeyin! Bizim gibi geyikçilere basın kartının bile nazlanarak verildiği (benim hâlâ yok mesela. Ama bu konuda kimseyi suçlayamam. Hem inanmadığım bir kart -devletin basın kartı verdiği tek ülkeyiz, her yerde sivil basın meslek kuruluşları verir-, hem de çok üşeniyorum) bir ülkede cumhurbaşkanlığından davet almak... “AHA! İşte yakaladık seni! Hani AKP’li değildin?” Değilim ulan! Ama davet geldi işte! Hayrünisa Hanım’ın kitap okumayı teşvik etmek maksadıyla başlattığı “Konuşan Kitap” şenliğinin açılış kokteyline davet ettiler. Ve hiç kusura bakmayın, bir gazeteci üstelik meraklı bir gazeteci olarak, davete icabet etmeyecek değildim. Semra Hanım da çağırsaydı giderdim (ama öyle bir şey olmadı) Hayrünisa Hanım çağırınca da giderim. Ve lakin şöyle saçma bir durum oldu. Aynı gün ve neredeyse aynı saatlerde başta Genç Siviller olmak üzere (hani şu Can Ataklı’nın ne olduğu ve ne olmadığı konusunda bir türlü düzgün bir fikre varamadığı oluşum) bir çok sivil toplum kuruluşunun bir araya gelip düzenlediği “Darbeye karşı 70 milyon” mitingi de vardı. (Ayrıntılar için www.70milyonadim.org) Ve elbette ona da katılacaktım. Zira bu ülkede öcü gibi korkmamız gereken bir şey varsa o da darbedir. Hani diyorlar ya bana “sizin şimdi savunduğunuz o türbanlılar var ya, ellerine ilk geçen fırsatta ilk sizi harcarlar, haberiniz yok, salaksınız, körsünüz vs”. Ben de aynısını o arkadaşlara söylüyorum. Darbe olsun da kurtulalım diyorsunuz ya, askerimiz iyidir hoştur ama ilk fırsatta (beni zaten ama) emin olun SİZİ de harcarlar, haberiniz yok. Zira onların yöntemini biliyoruz. (Halk arasında buldozerleme dediğimiz..) Cumhuriyet Gazetesi’nin sansür nedeniyle neredeyse komple siyah çıktığı günleri, kendileri pek fena unuttuysa da (nedendir bilinmez) en azından ben unutmadım. Şöyle bir plan yaptım: Mitinge katılıp dayak, olmadı biber gazı, olmadı renkli su yiyecektim, sağ kalırsam ilk cafede üstümü değişip Cumhurbaşkanlığını davetine katılacaktım. Üstüm başıma paralanmış olursa şikayetimi kanıtlarıyla yaparım hem.. Üstelik devletin en başına! Bu tabii söylendiği kadar kolay değil zira mitingin rengi beyaz, kokteylin rengi siyah. Bir bavulla gidemeyeceğime göre? Bütün gardırop indirildi, hepi topu 25 santime 35 santimlik bir el çantasına sığabilecek biri siyah, biri beyaz olmak üzere iki kıyafet kombini arandı. Çılgın bir arayıştan ve yirmi tane bluzu, eteği, pantolonu çantaya sokup çıkardıktan ve çantaya sığabilecek uygun giysileri saptadıktan sonra siyahları çantaya tıkıp, beyazları üstüme geçirip gittim Tünel’e. Miting harikulade geçti. Kimi gazete 7 bin, kimi gazete 3 bin, kimisi de abartıp 20 bin (o kadar da değil) katıldı demiş. Kalabalık denilen şeyi saymayı bilmediğim için bir şey diyemeyeceğim. Ama kuvvetli bir kalabalık vardı. Fakat millet beyaz kuralına uymamış, ortalıkta Sütaş peynir gibi dolaşan neredeyse bir tek bendim. Biber gazı yemedik (ama polislerin gaz maskeleri yanlarındaydı, düz mantıkla: demek ki biber gazları da yanlarındaydı!) nasılsa cop da yemedik, üzerimize su da sıkılmadı ama ne oldu? Taksim’e yürütülmedik. Tünel’den Galatasaray Lisesi’nin oraya kadar geldik, orada “tamam yeter bu kadar darbe protestonuz, daalın” dediler. Dağılırken harikulade bir şey oldu, biri arkadan ayağıma bastı ve ben sandaletimin tekini parçaladım. Bu tabii olabilecek en saçma şeydi çünkü aynı sandaletle davete de katılacaktım. Çok şükür yanımda Manita Bey vardı ve de motosikletiyle gelmişti. Bir ayağım sandaletli, bir ayağım çıplak olarak İstiklal Caddesi’nde yarım saat dükkandan dükkana koşuşturduktan sonra uygun bir ayakkabı bulup satın aldım. Daha komiği aynı dükkanın personel tuvaletinde üst baş değiştirdim (bu arada ayak da yıkanmak zorunda kaldı). Ayakkabı satıcılarının şaşkın bakışları arasında Süpermen gibi tümüyle başka bir şekil şemal ile dükkandan çıkarken fark ettim ki taksiyle yetişmem imkansız. Yapılacak tek şey vardı: Davetin olduğu yere, yani Sultanahmet’e motosikletle gitmek. Cumhurbaşkanlığı davetine, çantasında yırtık bir sandalet ve leş bir beyaz kıyafet, elinde “darbeye karşı ses çıkart” pankartıyla ve de motosiklet arkasında siyah dar eteği ve kırmızı topuklu pabuçlarıyla giden benden başkası var mıdır bilmiyorum. Komik ve saçma ama yemin ederim virgülüne kadar gerçek. Daha da komiği şu oldu. Kokteyl yerine yaklaşırken polisler elimdeki pankart yüzünden alarma geçti, protestocu sanıp durdurmaya, meydana sokmamaya kalkıştı. “Yok sandığınız gibi değil ben davetliyim” deyince iyice şaşırdı, peki dedi, polislerin ayakkabı satıcılarından da şaşkın bakışları altında motordan indim, pankartı manita beye teslim ettim, üstümü başımı düzelttim ve sanki çok normal bir şey yapıyormuşum gibi içeri girdim. Demek ki neymiş? İnsan hem mitingci hem de davet kuşu olabiliyormuş. Peki kokteyle ne oldu? Artık o da yarın...
Bu yazı toplam 3 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.56451.5720
Euro1.97441.9839
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu