|
|
Bir Cumhurbaşkanına söylenecek en son lafı ettim
26 Haziran 2008 Perşembe
Mutlu Tönbekici e-posta : mutlu.tonbekici@gmail.com
|

Dün de yazdığım gibi hayatımda ilk defa bir devlet kokteyline davet edildim. Üstelik Cumhurbaşkanlığı daveti.
Biliyorsunuz devletle ilgili her tür şey canımı sıkar. Sırf nüfus müdürlüğüne gitmemek için 4 yıl nüfus kağıtsız gezmiş bir kadımım ben. (Halbuki 10 dakikada verdiler)
Ne ilgisi var demeyin. Ben de bu model bir adamım işte. Tırsıyorum. Devlet memurluğu, devlet görevi, devlet sanatçısı, devlet protokolü dedikleri anda içim sıkılıyor.
Ama bir yandan da merak böceği sokmuş biriyim. Hayrünnisa Hanım’ı yakından görmek istiyorum. Tanışmak istiyorum. Ben niye gazeteci oldum sanıyorsunuz? Meraklı turşuculuk yüzünden.
Neyse. Dün detaylarıyla anlattığım gibi önce Tünel’den Galatasaray’a kadar yapılan “darbeye karşı dur de” mitingine gittim. Oturma eylemi, kalkma eylemi derken üst baş pisletip bir de üstüne sandalet parçaladıktan sonra ve de motosiklet tepesinde Hayrünnisa Gül’ün Sultanahmet’teki “Konuşan Kitap” şenliği açılış kokteyline gittim.
Vayyy AKP’li demeyin herkes ordaydı. Deniz Türkali, Lale Mansur (ki o da mitingdeydi), Güler Kazmacı (ki beni görür görmez “ne olmuş sana böyle?” diyerek fazladan sekiz kilomu altını çizerek, boldlayarak ve de hatta italik yaparak vurguladı) Vahe Kılıçaslan (ki en ufak bir fikrim yok) AKP İstanbul Milletvekili Nursuna Memecan ve kocası karikatürist Salih Memecan, Suna Vidinli (ki kendisini Ermeni tehciri tartışmasındaki cevval tutumuyla tanımıştık, sonra televizyoncu oldu) ve bir sürü tanınmış sima daha. Kimisi şenlikte halka kitap okumuş, kimisi haber için kimisi başka nedenlerle buradaydı.
Bir plan değişikliği nedeniyle Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül de geldi Hayrünnisa Hanım’la beraber.
İzzet ikram bol miktarda ve her çeşitten vardı. Krepe sarılmış somon, dürüme sarılmış döner, limon suyuna batırılmış brokoli, kabak ve havuç, hiçbir şeye sarılmamış ve batırılmamış ızgara köfte, et, tavuk, bilumum meşrubat ve beyaz ve kırmızı olmak üzere mebzul miktarda da şarap... Gayet laik bir kokteyldi yani.
Nitekim açılışı da laik, çağdaş, demokrat yaşlıca bir hanım yaptı. Doğru Gül çiftinin önüne gidip “Memleketi satıyorsunuz! Sattırmayın memleketi! Yabancılar tek tek toprak alıyor! Elimizde bir şey kalmayacak! Sattırmayın memleketi!” şeklinde bir konuşma yaptı. Kameralar, fotomuhabirleri uçarak toplandılar hemen. O kadar ki yaşlıca hanımefendi gitmek istiyor ama çemberi yarmak ne mümkün...
Yaşanan küçük bir hareketlilikten ve hanımefendiyi uğurladıktan sonra Hayrünnisa Hanım tek tek davetlilerle konuştu.. Orada kaç kişi varsa hepsiyle el sıkıştı, hepsini hatırladı, hepsiyle de bir mevzu üzerinde konuştu. Coşkusundan en ufak bir şey yitirmeden adım adım dolaştı. Turkuvaz renkli bu sefer benim bile beğendiğim bir takım vardı üzerinde.
Abdullah Bey de aynı şekilde sempatikti ama sıra bana gelinceye kadar hayli yorulmuştu herhalde (veya davetin sahibi olan hanımından rol çalmak istemiyordu) daha durgun, daha az konuşkandı.
Ve Mutlu Tönbekici ne yaptı? Edilebilecek en salak lafı etti.
“Ben esasen buraya eşinizi görmeye gelmiştim.. E he he.. Ama sizi görmekten de memnun oldum tabii.”
Yuh!!! Devletin en başına edilecek laf mı bu?
Abdullah Bey “Hayrünnisa Hanım’ın eşi olarak anılmak da hoş tabii” diyerek kırdığım potu espriyle telafi etmeye çalıştıysa da ben bir gaf abidesi olarak tarihin tozlu sayfalarında teneke harflerle yerimi aldım.
Sonuç? Bu kadar. Biraz daha kalındı, biraz daha sohbet edildi, biraz daha memleket kurtarıldı, bol bol dedikodu yapıldı ve nihayetinde kokteyl hediyesi olarak ellerimize Cengiz Aymatov’un kitabı “Gün olur asra bedel” ile (ki Hayrünnisa Hanım şenlikte bu kitaptan pasajlar okumuş) harikulade bir İstanbul akşamında evlerimize dağıldık.
Bu yazı toplam 9 defa okundu.