|
|
Şundan bundan ondan
26 Haziran 2008 Perşembe
Perihan Mağden e-posta :
|

İki yazı günü yazımı göremediniz, Değersan Okur.
Zira: İsmet Berkantes’le ekonomi yazıları yazmam konusunda çok fena bir çekişmeye girdik.
Son yazımda sizlere müjjdelediğim üzre, ben derim “Ekonomi de yazıcam”, o der “Yok artık, istersen benim köşemi de sen yaz”, ben derim “Olur, ben yaziim, içimde dışarı çıkmayı bekleyen pek çok yazı var”, o der “Bi formül geliştirelim”-
Böyle çekiş çekiş çekişmemizin sonunda bulduğumuz formül şu oldu: Ekonomi yazıcam ve fakat takma isimle.
Ben de takma ad olarak Mahfi Eğilmez’i buldum. İsmet, buna da itiraz edeyazdı. Sonunda öylesine ağlayıp ısrar edip tepindim ki, “Peki, ismin bu olsun!” demek zorunda kaldı.
Şimdi, arkadaşlar bu takma isme gidecek seyrelmiş saçlı (siyaseten doğrucu olarak ‘kel’ demek) tel çerçeveli gözlüklü filan, ekonomist tipli bi fotoğraf bulacaklar.
Yani: ekonomi sayfalarında Mahfi Eğilmez takma ismiyle yazılarımı okuyacaksın Ey Şanslı Okur!
Bu arada, yine Almanya’dan döndüm. Münasebetsiz 1 Arkadaşım (maalesef bende onlardan çok var) “Sana artık Almancı diyelim” dedi. O kadar sık gider-gelir oldum Almanya’ya.
Zülfü Livaneli Yöntemi’ni kullanır isek: “Ehem, orda ‘2 Genç Kız’ Suhrkamp tarafından yayınlanıyor da-” şeklinde.
Hazır Zülfü Livaneli demişken; geçen gün Almanya’daki Türklerin feci yayılmış/başarılı durumuna dikkat çekiştiren yazısında “Bonn Bienali’nin açılış konuşmasını yaparken evet Beethoven’dan da söz ettim ve fakat Gorbaçov’la dostluğumu da vurguladım” tarzı yine self-promosyon kategorisinde Bir İnci üslup denemesiyle karşılaştım, Sn. Livaneli’nin.
Beethoven kısmı doğru; ikinci kısım Almanya’daki Türklerden çıkıyordu. Yani söze nerden girerse girsin, bütün kapılar Zülfü Livaneli’nin ne kadar mühim biri olduğu aziz gerçeğine açılıyor, açılır bilirsiniz. Ne güzel!
Her neyse; açılış konuşmasını Zülfü Livaneli’nin (Bonn onun şehri olduğu için) Beethoven’dan da (zorunlu olarak) bahsederek yaptığı, ne kadar Türk tiyatro, çalgı, dans grubu varsa getirmişler, işte o Bonn Bienali’nde, Basit 1 Yazar olarak okumam vardı. Onu yaptım da döndüm Ey Dokur!
Burası hiç de çalkalanmadı farkında mısınız, çalkalanmamış yani Genelkurmay’ın son Güzel Çalışması’nın Taraf’ta patlatılması üzerine.
Hürniyet/Mürniyet hiç bi şey olmamış gibi yapıyor. Aynen Darbe Günlükleri’nde olduğu üzre, Ergenekon’da olduğu üzre başını öbür tarafa çeviriyor.
Öbür Taraf’ta da kadehle içki servisi vermeyen turistik lokanta, sonradan esasında doğru olmadığı ortaya çıkan hastasına bakmayan türbanlı kadın doktor, Türkiye aleyhine edilen sözler/bize atılan kem gözler, milli takımın içimizi doğrultan başarıları vs. vs.
Hırvatistan’ı Baldan Penaltı kontenjanından Keloğlan Şansı kategorisinden yenmemizin akabinde, heyecandan bahçede duran E. Özkök’ün telefonu çalıyor ki? Aaa, en yakın arkadaşı Bild’in Genel Yayın Yönetmeni Kai!
Biliyorsunuz, Livaneli, Gorbaçov’u ne sıklıkla düşürüyor ise (‘name dropping’) Özkök de Kai’la olan arkadaşlığını yazzz yazzz yazzzz mürekkebi azzzz geldi.
Bu arada Almanya’da şöyle denir-miş “Bi gazete okurları var, bi de Bild okurları” yani apayrı bir kategori.
Bir halt olmadığını bilirdim de, bu kadarını tahayyül edemezdim: Bir elime aldım ki Bild’i son seferimde, zımbır zımbır bir fotoğraf seçkisi. Gaste demeye diliniz varmaz, o denli.
Böyle azıcık sayfa, fotoğraflardan mürekkep. Esas olarak okuması yazması olmayanlar için çıkıyor herhalde. E, neresinden baksan güç bir dil Almanca. Almanlar’ın bir kısmı da okumayı bilmiyor olabilir.
Yani Özkök’ün Gorbaçov’u Kai’ının gastesi de buymuş Sayın Dinleyicilerim. (Bari, Livaneli’ninki koskoca Gorbaçov!)
Genelkurmay’ın herhalde ‘yandaş medya yaratılıp gazlanacak’, ‘vazife Yargı’ya devredilecek’, ‘Askeriye’ye kıl olanlar itibarsızlaştırılacak’ şeklinde giden tüm maddelerinin yanını sevinçle/utkuyla tiklediği listesi, GÖRMEZDEN gelinegelsin-
Ya da bir kabahat işlemiş gibi, itibarsızlaştırma iftiralarıyla Taraf’ın üstüne gidilenedurulsun- Aa! baktım Ahmet Altan helak olmakta Askeriye’ye laf yetiştiricem diye.
Hani Her Türk’ün içinde bir ‘iyi askeriyeci’ yan var ya. ‘İyi Askeriye olsun canımı yesin’ olmazsa olmaz bir hissiyatlanma bayragı ya.
Meğer büyükbüyükbabası çok mühim bir paşaymış Ahmet Altan’ın. Onun için de harp sanatına olsun, komutanlık nasıl olunur vari konulara olsun çokçok düşkünmüş.
Lale Mansur röp. vermiş Star’a. Onun da babası paşaymış. Meğer.
İşte orda dramlı durumumu anladım Sevgican Okur. Kalkıp “Büyükbüyükbabam Kızıl Sami lakâplı çok mühim bir generaldi. Benim kadar askeriyesine düşkün bir paşa ecdadlıyı da nah bulursunuz!” deme hakkıyla DAHİ donatılmamışken-
Bir adet, ilaç için bir bir bir adet insanın sülâlesinde; ana tarafından, baba tarafından, Moğollardan, bi yerlerden asker olur ya!
İşte bu acıklı eksiğimle bugünlük huzurlarınızdan ayrılıyorum. Belki benim ecdadımda bulunsalardı, onların iyi olanının bizim için çok iyi olacağına, hani nice vakti zamanındaki (68’liler) ‘solcu’ orducularımız gibi ‘iyi ordu’nun ‘iyi devriminin’ bizi esas kurtaracağına BEN DE inanabilirdim.
Heyhat!..
Bu yazı toplam 9 defa okundu.