Bu trendi tarif ederken “Ayağımın altı pekmez, yala yala bitmez..” tekerlemesini kullanmak da mümkün.. Ancak o zaman entel dantel takımının tartışmaya katılımını sağlayamayız.. Fazla avam bir konu deyip burun kıvırırlar..
Nisa taifesinin hal ve gidişatından sorumlu..” kadın dergilerinin editörlerine ekmek çıktı..
Eğer İzmirli Çiğdem’in kocaya karşı yaptırdığı icraatı didik didik etmezlerse..
Koca zulmü altında inleyen kadınlar için bunu bir “model” haline getirmezlerse..
En azından iki yüz medya maydanozundan görüş alıp, çarşıyı karıştırmazlarsa..
Aha ben de buraya yazıyorum.. İki elim yakalarındadır..
Bu işin peşini bırakmam.. Dengir Mir Mehmet Fırat’ın kamuya tarif ettiği türden “inişli çıkışlı..” ses çıkarırım..
***
Bu kadar şedit tepki vermemin sebebi var..
Kadın editörlerimizin, kadınları alakadar eden bazı konulardaki gevşekliğine canım sıkılıyor..
Geçtiğimiz yıl Adana’da yaşanan “cezve sapı vak’asında..” da aynı vurdum duymazlığı göstermişlerdi..
Hani kız kendisini terk eden nişanlısını kaçırtmıştı.. O olaydan söz ediyorum..
Terk edildiği için hassaslaşan nişanlı kız, yanında taşıdığı cezvenin sapını, çok afedersiniz; oğlanın makatına fitil olarak tatbik ettirmişti..
Burada verilen mesaj açıktı..
“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı varsa, o kahvenin kaynadığı cezve sapının hatırı yüz senedir..”
Bu da erkek milletine bir ders olmuştu..
KAKMA ÇAKMA..
Kadın çoğunluklu dergiler ve ekler nedense bu olayın üzerine gitmediler..
Gitselerdi, erkek kısmı “terk etme kararı” alırken iki kere düşünecek “Acaba kahve tiryakiliği var mı?” hesapları yapacaktı..
Fırsat kaçtı..
Şimdi önümüzde yeni bir örnek var.. Bu da terk edilme sendromu kapsamında.. Bu da kalbi kırık bir kız hikâyesi..
İzmirli Çiğdem, kendisinden ayrılmaya kalkışan kocasını dayılarına dövdürtüyor..
(Burada kesin bir dil kullanıyor gibi görünüyorum.. Eldeki bilginin savcılığa yansıyan şikâyet dilekçesinde yer aldığını hatırlatırım..)
Plânı da şöyle kurmuşlar..
Yirmi altı yaşında, bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışan pehlivan kesimli koca görüşmeye çağırılıyor..
Buluşma yeri olarak seçilen bir parka gelen koca (Muhtemelen Anayasa Parkı..) boşamaya çalıştığı karısının dayıları tarafından istikbal ediliyor..
Kayınpeder ise “gözlemci” sıfatı ile on, on beş metre ilerde duruyor..
İki gayretli dayı “Ya Allah, Bismillah..” deyip kocaya girişiyor..
Dayılardan biri tos atıp oğlanın burnunu kırıyor.. Öbürü boş böğrüne sümsük vuruyor.. Göğsüne “kakma” çakıyor..
Yumruk niyetine kullanılan bu kakma lafını çok seviyorum.. Kazım Karabekir Paşa’dan öğrendim..
Anılarında anlatır.. Okul yıllarında bir kavgaya karışmış.. Hasmının göğsüne “kakma” çakmış..
***
Zaman tünelinden günümüze dönüyoruz..
Oğlanı eşek sudan gelinceye kadar dövdükten sonra orada bırakmıyorlar..
Koluna girip arabayla kız evine götürüyorlar.. Dayak faslı bir eyyam da orada devam ediyor.. Savcılığa verilen şikâyetnamede bazı ayrıntılar eksik..
Temsil, İzmirli Çiğdem acaba dayılarının elinde kalan kocasına yandan girişip kakma çaktı mı? Arkadan tepik attı mı?
Bunları bilmiyoruz..
ANALARIN FARKI
Bildiğimiz şu.. İzmirli Çiğdem “Benden özür dilesin..” diye tutturuyor..
Bunun da esbab-ı mucibesi yani gerekçesi belli değil..
Oğlan, boşanmaya kalkıştığı için mi özür dileyecek? Yoksa daha boşanmadan Esra Erol’un “izdivaç” programına yazılıp, yeni kısmet aradığı için mi?
Özrün şekli de tartışmalı..
Elini sıkarsın, karşısında eğilip elini kalbine bastırırsın.. Ellerini önüne kavuşturur boyun bükersin..
Bildiğimiz şu.. Aile meclisi kararı ile İzmirli Çiğdem çıplak ayaklarını kocanın suratına uzatıyor..
Tabanlarını öpmesini istiyor..
İşi burada biraz fantaziye kaçar gibi oluyor ama burnu kırık, gözü şiş oğlan ne yapsın?
“Altını öpmesem de üstünü öpsem..” deyip tartışacak hali yok..
Denileni yapıyor.. İzmirli Çiğdem’in tabanlarını mucuk mucuk öpüyor..
Bitti mi? Hayııır!
Hassas kızın aklına başka bir fantazi gelmediğinden “Bari biraz daha dövelim.. Belki pata küte vururken zihnimiz açılır..” diyorlar..
Ailece oğlana bir kez daha girişiyorlar..
Sonunda oğlana acıyan tek kişi kaynana oluyor.. Araya o girince dayak duruyor..
(Hep söylerim.. Kız anaları damatlarını severler..)
Oğlanı “Sakın şikâyetçi olma.. Hakkında hayırlısı budur..” deyip, salıyorlar..
***
Oğlanın söz verdiği halde sonradan şikâyetçi olması ise annesinin baskısı yüzünden..
“Korkma şikâyet et.. Ben arkandayım..” diyen annesi..
(Hep söylerim.. Oğlan anaları gelinlerini sevmezler..)
İş böyle buralara kadar gelmiş..
Oysa flört ederek yani birbirlerini severek evlenmişler.. Bir düğün resimleri var ki gelinlerinin hayrını görmeyen Kraliçe Elizabeth’i bile kıskandırır..
YAMUK HALLER..
Oğlan, İngiliz nikâhlarındaki sağdıçlar gibi klasik kravat bağlanan bir smokin giymiş..
Kız da süslenip, gelin başı yaptırmış.. Gövdesini oğlanın sırtına dayamış.. Mutluluktan gözleri ışıldıyor..
Gelinen son noktada ise oğlanın önden çekilme fotoğrafı var..
İki göz şişmiş.. Burun, orta siklet boks şampiyonluğu maçından çıkmış gibi hem kırılmış hem yamulmuş..
Ben anlatacağımı anlattım..
Haydi bakalım “kadınca” yayınlar ve onların kadın editörleri..
Kafayı parmak arası terliklere takanlar..
İspanya’nın La Mancha köyünden delikanlı olarak çıkıp “içindeki kadını keşfettikten sonra” çektiği filmlerle “Sex And The City kadınlarını” göz yaşına boğan Pedro Almodòvar’ın fanatikleri..
İzmirli Çiğdem’in marifeti üzerine nasıl dilleneceksiniz? Bekliyorum..
Bu yazı toplam 2 defa okundu.