CHP solcu mu, sağcı mı?
Türkiye, Malezya'ya hiç benzemiyor. Çünkü bizde, rakip politikacıyı tasfiye etmek için, partisi mahkemeye veriliyor. Malezya'da ise, istenmeyen siyasetçilere "cinsel taciz" ve "eşcinsellik" iddialarıyla darbe vuruluyor.
Şu işe bakın ki, Türkiye'yi "Malezyalaştırdığı" söylenen AK Parti, Sosyalist Enternasyonal'e kabul edilecek bir kıvama gelirken, Deniz Baykal, CHP'yi "şamar oğlanı" durumuna düşürmek istemediği için Atina'ya gitmiyor. CHP'nin dramını Prof. İdris Küçükömer, yıllar önce izah etmişti. Küçükömer'in tahliline göre, CHP, İttihat ve Terakki'den bugüne uzanan bir geleneği, asker-sivil bürokratik oligarşiyi temsil ederken, "muhafazakâr-sağ" diye adlandırılan partiler, (Terakkiperver'den, Serbest Fırka'ya ve Demokrat Parti'ye...) yoksul halkın içinde örgütlendi, gücünü halktan aldı. "Devletlû geleneğinde", sadece Bülent Ecevit liderliğindeki CHP bir parantez açabilmişti. 1970'li yıllarda, dar gelirli vatandaşların, fukara kitlelerin ve işçilerin oyuyla Ecevit başbakan oldu. Ama, ondan sonra CHP, gene İsmet Paşa'nın çizgisine döndü.
Bir başka sorun da şu: Batı dünyasında, "asker üzerinden siyaset yapanlara" sadece Sosyalist Enternasyonal değil, farklı eğilimdeki gruplar da kapısını açmıyor.
Şarık Tara ve Üsküp
Yahya Kemal, "Kaybolan şehir" isimli şiirinde, doğduğu Üsküp'ü anıyor: "Üsküp ki Yıldırım Beyazıd Han diyarıdır / Evlâdı Fatihan'a onun yadigârıdır. /.../ Kalbimde bir hayali kalıp kaybolan şehir! / Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!"
Bu hicranı, pek çok Rumeli göçmeni duyuyor. "Evlâd-ı Fatihan" nedir diye sorarsanız, hemen açıklayalım. Osmanlı, fethettiği Balkan topraklarına, teb'asının en parlak insanlarını gönderirdi. Daha sonra, Balkan şehirlerini tek tek kaybettik ve fethin öncüleri olarak Rumeli'ne yerleşen yüz binler geri dönmek zorunda kaldı. Elbette, nesiller boyu o bölgedeki yerel halk ile karışmışlardı ama, milliyetlerini ve dinlerini hiçbir zaman unutmamışlardı. Anadolu'ya dönen Rumelililer sayesinde, Türk ırkının da biraz güzelleştiğini itiraf etmeliyim.
ENKA'nın sahibi Şarık Tara, Üsküplü. Tara, akrabası Lidia Kumbaracı Bogoyeviç tarafından kaleme alınan "Üsküp'te Osmanlı Mimari Eserleri" adlı kitabı tercüme ettirdi; böylece, OsmanlıRumeli kültürüne büyük bir hizmet yapmış oldu. Kitabın önsözündeki bir yorumu, Rumeli insanının "yalın, güler yüzlü, teklifsiz" üslubunu göstermek için aktarmak isterim: "İstanbul lehçesinden farklı bir Üsküp ağzı vardır. Yahya Kemal'in kulağı bu ağza aşinadır. Öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar'a anlattığına göre, mütareke yıllarında Balkan göçmenlerinin yığıldığı İstanbul'da dinlediği bir Üsküplü vaiz, borç almanın ne kadar doğal olduğunu izah ederken, Hz. Ali'nin Peygambere sorusunu şöyle seslendirir: 'A be Muhammed, var mı sende alti guruş' Bu sadece Türkçe'nin değil, aynı zamanda Müslümanlığın da, Rumeli'de biçimlenen Anadolu'nun çeşitli ağızlarıyla harcı karılmış yerel bir lehçesidir."
Üsküp, 1300'lerden 1912'ye kadar Osmanlı toprağıydı. Balkan Savaşı'nı neden kaybettiğimiz hususuna gelince, onu da hemen hatırlatalım: Ordu, boğazına kadar siyasetin içine batmıştı da onun için. Önce İttihat Terakki, ardından ortaya çıkan Halaskâranı zabitan... Atatürk, boşuna milli mücadeleyi birlikte yürüttüğü komutanlara, "ya politikayı seçin, ya da üniformalarınızı" demedi!
Bu yazı toplam 4 defa okundu.