An itibarıyla yeğenimle beraber Park Orman’a kendimizi atmış, bir nebze olsun serinlemeye çalışıyoruz.
Hafta içi olduğu için kalabalık değil. Çocuklu ev kadınları ve benim gibi yeğenli bir köşeci haricinde on on beş de emekli olduklarını düşündüğüm orta ve üstü yaş grubunda hanım ve bey var.
Bundan dört beş yıl önce geldiğimde çok hoşuma gitmişti burası. Ormanın hemen dibinde kocaman nefis bir havuz, esintili, şahane bir yerdi.
Havuz hâlâ güzel, orman hâlâ nefis, esinti de hâlâ limonata gibi... Öte yanda tuvaletler biraz yıpranmış, kapı kulpları bozulmuş, yerine en yakındaki nalburdan alınmış sürgüler takılmış ama onlar da bozuk, kapılar kapanamıyor, askılar kopmuş, çeşmeler eskimiş, sifonlar yarım bozuk, basınca geri gitmediği için foş foş su akıtmaya devam ediyor (bu susuzlukta..) ama olsun.
Bütün bunlar beni rahatsız etmezdi...
Ve lakin bir müzik olayı var ki... Olacak şey değil! Cızır cızır korkunç bir ses düzeneğinden bir bangırdatma, bir bagırdatma...
Ne kadar saçma elektronik disko zırvalıkları varsa hepsi arka arkaya. Yeğenle yan yanayız ve birbirimizi duyamıyoruz! Cep telefonum beş kere çalmış, duymamışım. Ortadaki bangırtıya bir de lokantaların bangırtısını ekle...
Doğanın ortasında daha güzel bir cehennem yaratılamazdı!
Ben bundan bıktım usandım! Yemin ediyorum içimden gidip kabloları falan kopartmak geldi.
Yav gelmişiz çamların altına, kuşların cıvıltısını dinleyelim, biraz huzur bulalım, üzerimizdeki stresi atalım diye resmen kafamızı dikiyorlar.
Ne umuluyor? Hafta ortasında emekli kadınların çılgınlar gibi dans etmesini mi? Ev kadınlarının disko figürleri sergileyip transa geçmesini mi?
Manyak mıyız biz? Bu ülkede bir Allah’ın restoran, cafe, çay bahçesi, havuz patronu yok mu gürültüden hoşlanmayan?
Şuna bile razıyım: Hafta sonu istedikleri kadar bangırdatsınlar. Cumartesi pazar bilelim ki cehennem günleri. Çıkmayız o günlerde sokağa olur biter.
Ama hafta içlerini HİÇ OLMAZSA, beyinlerini sokakta bulmamış, kulak ve zihin sağlıklarına özen gösteren, ruh sağlığı yerinde insanlara bıraksınlar. İstediğiniz tanımlamayı yapabilirsiniz. Emekli ruhlu, hassas nane, içi geçmiş, uyuz kulak... Ne derseniz deyin umurumda değil. “Aaa herkes çok memnun ama...” dedikleri o “herkesin” kim olduğunu açıkçası bilmiyorum. Benim etrafımda 13 yaşındaki yeğenim dahil olmak üzere kimse bu kakafoniden memnun değil.
Ben bundan sonra gürültü teröründen bıkmış usanmış insanların sözcüsü ilan ediyorum kendimi.
Nasıl Hürriyet Kelebek’teki köşesinde Yurtsan Atakan amansız bir sigarasızlık mücadelesi veriyor, benim de böyle bir misyonum olsun.
Gürültüyle Mücadele Timi
İçimden gelen esasen şu: Tim Robbins’in başrolünü oynadığı bir film var: Noise (Gürültü). Adam, araba alarmı, dükkan alarmı, gıcırdayan salıncak, siren gibi New York’un lüzumlu lüzumsuz gürültülerinden usanıyor, önce milleti mahkemeye verip duruyor, sonuç alamayınca kendi adaletini kendi uygulamaya koyuyor ve öten arabaları falan parçalamaya başlıyor. Sonunda bunu nefis bir anarşist tavra dönüştürüyor ve bir efsane oluyor.
İçimden gelen böyle bir şey yapmak. Baltalı İlah Zagor’dan sonra Baltalı köşeci M.T. Her nevi hoparlör itinayla parçalanır!
Bu işin fantezisi ama karar verdim bundan sonra bu köşede MÜZİKSİZ yerlerin tanıtımını yapacağım. Küçük Oteller Kitabı’nın bu yılki güncellemesini ben yaptığım için aklımda bir kaç otel var, yarın başlayacağım yazmaya.
Buradan işletmecilere sesleniyorum. Varsa MÜZİKSİZ, huzurlu bir tesisiniz yazın bana, yukarıda Allah var, en küçük bir karşılık beklemeden, tümüyle benim gibilere hizmet için yaz boyunca tanıtacağım tesisinizi. Otel, pansiyon, cafe, havuz, çay bahçesi... Her tür olur.
Bu yazı toplam 3 defa okundu.