Bizim hükümet adamlarının yarım asırdır yapamadığı propagandayı milli takım üç, dört maçta yapmış.. Heybemiz kredi dolmuş.. Nereye gitsek, tanıyıp bildiler mi yüzlerde gülücükler açıyor.. Ben bile sebeplendim..
Bu Avrupa Futbol Şampiyonası’nın bünyeye faydası
ne mi oldu?
Viyana başta.. İkinciye Almanlar gelir.. Sonra Avrupa’nın batısında oturan kim varsa.. Bu Rusları gördükten sonra bizim ahalinin kıymetini anlamışlardır..
Sebebini de diyeyim bari..
Viyana’nın can damarı Kartner Strasse adındaki cadde.. Bizim şimdilerde İstiklâl Caddesi dediğimiz eski Cadde-i Kebir’inin buradaki benzeri..
Büyük Opera Binası’nın önünden başlar.. Tarihi Stephan Kilisesi’nin önündeki Çerkez Meydanı’nda biter..
***
Viyana’nın orta yerinde “Çerkez Meydanı” nın ne işi var değil mi?
Valla ben de Evliya Çelebi’nin yalancısıyım..
Sadrazam Yürüme Özürlü (Topal) Rüstem Paşa’nın kardeşi olan İstanbul Kaymakamı Sinan Paşa’nın sponsorluğunda gezinip duran Evliya Çelebi merhum biraz esrar çekerdi..
Buldukça afyon hapı yutardı..
Hele şarabı buldu mu testisinin dibindeki çatlakları saymadan başından ayrılmazdı.. O yüzden yazdıkları az buçuk tartışmalıdır..
ÇERKEZ MEYDANI
Evliya merhumun demesi o ki bu Stephan Kilisesi’nin önündeki meydana boşu boşuna “Çerkez” adı verilmemiş..
Kanuni Süleyman, askerin başına geçip de Nemçe’nin payitahtı Viyana’yı siftah kuşattığında yıl 1529’muş..
Padişahımız “Hazır ol vaktine Nemçe kralı.. Yer götürmez asker ile varıyom ..” deyip buralara kadar gelmiş..
Cesaretinden değil kâfirliğinden şehri teslim etmeyen Nemçe Kralı Ferdinand melûnu ayak diretmiş..
Mübalâğa cenkler olmuş.. Kuşatma sırasında bir Çerkez yeniçeri sur duvarında açılan bir top gediğinden atıyla birlikte içeri dalmış..
Vuruşa vuruşa taa Stephan Klisesi’nin önüne kadar gelmiş.. Burada şehit edilmiş..
Kral Ferdinand ölen yeniçeriyi atıyla birlikte mumyalatıp heykel gibi bu meydana diktirmiş ki gelen geçen baksın, yüreklerine cesaret gelsin..
Ondan beri de bu alana “Çerkez Meydan”ı denmiş..
Şimdi etrafı birahanelerle, kafelerle doludur.. Viyana’nın yerli ahalisi, turistler buralarda oturup Çerkez Yeniçeri’nin yiğitliğinden habersiz bira içerler.. Önlerinden gelip geçen kadınların, kızların kıçlarına şuursuz şuursuz bakarlar..
***
Ben Stephan Kilisesi’ne uzanan bu caddeye girdiğimde her taraf Rus taraftarlarla doluydu..
Kimileri kafelerde yer kalmamış gibi yola yayılmışlar..
Caddenin üzerinde halka halinde oturmuşlar.. Oturak alemi yapan eşkıya düzeninde..
Ortalarında çıplak ayaklı kızlar dans ediyor, bunlar ellerinde votka şişeleri içip içip böğürüyorlar.. Rus erkeğinin çoğu adam azmanı..
Enine de geniş olup ayakta dikildiklerinde duvar gibi oluyorlar..
Onlar azıtıyor.. Bağırıp çağırıyor.. Naralanıyor..
Trafiğe kapalı Kartner Strasse’ye motorlu araçlarla girebilen Avusturya Polisi seyrediyor..
HEYECAN ARAMA
Bizimkilerden birine denk geldiklerinde pek yiğit olan Avusturya Polisi, çığırından çıkmış Ruslara karşı pek hoşgörülü..
Bana sorarsanız “eğleniyormuş..” gibi yapmaları tiyatro..
“Akıllı olun, edepsizleşmeyin..” demeye potkaları sıkmıyor..
Allah hiçbir Avrupa milletini Ruslarla terbiye etmesin..
Rusları boş geçersen, şehirde final heyecanı yok gibi.. Sponsor firmaların taşıdığı seyirciler sakin sakin geziniyor..
Bizim milli takımı evine göndermek için yırtınan hakemler kına yaksın.. Koskoca bir şampiyonanın içine ancak böyle edilirdi..
Öte yandan olayın gerçek kazananı biziz..
Boş verin finale kalmayı.. Hatta finalde kazanıp şampiyon olmayı.. Bana sorarsanız şampiyon olsaydık böyle sempati kazanamazdık..
***
Kafelerde, lokantalarda, otellerde ne kadar hizmetli varsa hepsi bizim tarafa geçmiş.. Milli Takım sayesinde kocaman bir kitle tabanımız olmuş..
Moğolistanlısı, Endonezyalısı, Çinlisi, Hintlisi, Afrikalısı.. Olay değişmiyor..
Türkiye’den geldiğinizi anladıkları an yüzleri gülüyor..
Başlıyorlar saymaya.. “Nihaaat.. Ardaaa.. Tuncay..”
Fatih Terim alınmasın..
İki, üç maçta aşırı Türkiye yanlısı kesilen kim varsa, yarı finalde elenmenin suçunu Fatih Hoca’da buluyor..
***
Temsil, benim bavulu odaya çıkaran hizmetli altmış yaşlarında bir Malezyalıydı..
Lobide söylenmeye başladı Fatih Terim’e.. İşini bitirip odadan çıktığında hâlâ söyleniyordu..
Sebep mi?
Almanya karşısında yorulan oyuncuları geç değiştirmişiz..
Futbol böyledir işte.. Herkesin uzman olduğu tek spordur..
Malezyalı Mohatu arada beni de teselli ediyor.. “Merak etme..” diyor.. Merak ettiğimi nereden çıkardıysa?
“Sizin takım 2100 dünya kupasında finali oynar..”
MONGOL AKLI
Odaya çay servisi yapan Moğolistanlı Putre de bizim takımdan çok emin..
Putre, Moğol dilinde “Çarşamba” demekmiş..
Robinson’un “Cuma”sı gibi bizim de bir “Çarşamba”mız oldu buralarda.. Ona göre de 2100’de final oynayacağız..
Moğolistan neresi, Viyana neresi? Gelmiş buralara.. Komilik yapıyor..
Yeri gelmişken bir ön yargının daha lafını edeyim.. Tıp diline yerleşmiş “Mongol Tip” deyimi vardır.. Zekâca biraz geri doğan çocuklar için kullanılır..
Eğer bir Tıp Kongresi’nde delege olsaydım, hayat bana böyle bir şans verseydi bu “Mongol Tip” tabiri için dilekçe yazardım..
***
Avusturyalı bir kat hizmetlisi kadın var..
Çay istiyorum.. Büyük potta ve birden fazla sallama poşetle.. Kadına anlatmam yarım saatimi aldı..
Tek poşetli küçük bir çaydanlık yolladı.. Bir daha anlattım, değişmedi.. Dahası odadaki telefondan Room Servis’i aramayı da beceremedi..
Putre’yi koridorda boş tepsileri taşırken gördüm.. Bir kez tarif yaptım.. O tariften beri çay servisi kusursuz işliyor..
Üstelik Galatasaraylı..
Üstelik çayı bırakıp odadan çıkarken “Tamam abi.. Güle güle..” diye Türkçe sesleniyor.. Daha ne olsun?
Yarın o Avusturyalı kadının adını öğreneceğim.. Tıp alemine önermek için..
Bu yazı toplam 5 defa okundu.