“Şeytan Prada giyer..” Bunu biliyoruz.. Bizim merakımız köşe yazarının halleri üzerine.. Özellikle de Prada markaya dadananlara dair.. Türkiye’nin şu gündeminde sırası değilmiş gibi duruyor.. Yine de bu soruyu sormak zorundayım..
Gözün kör olmasın
Gürtay..
Bu kadar adamı aynı anda Viyana’ya biriktirecek ne vardı?
Ayrıca bu Coca Cola ne hırslı şirketmiş kardeşim.. Dünyanın neresinde bir spor etkinliği varsa oraya herkesten evvel koşuyor..
Şirketin bütün yöneticileri orada hazır bulunuyor.. Peşlerine de beş bin mi desem on bin mi desem adam takıyorlar..
Artık o şehir resmen Coca Cola’nın işgâline giriyor..
***
Tabii bu kadar adamı dünyanın dört bir yanından getirir ağırlarsan, yedirir içirirsen namın yedi cihan, ön dört iklimde yürür durur..
Öbür firmaların bu işe kafası pek basmıyor..
Michael Jackson’a 250 milyon dolar vereceksin..
Adam hoplayıp zıplayıp şarkı söyleyecek.. Ben de onun hallerine bakıp tanıttığı gazozu içeceğim..
Olmuyor işte..
Bir kere adamın burnunda makas atacak yer kalmamış.. Yüzüne bakıyorsun.. Burun deliklerinden orta kulak görünüyor..
Bundan reklam işi çıkar mı?
GARİP BİR DURUM
Çok fazla insanı ağırlamak da zor iş.. Çoğu ipini koparmaya müsait serüvenci adamlar..
Gerçi karıları ile gelen “anormal” tipler de karışıyor araya ama derslerini alıyorlar..
Normal erkeklere hizmet veren “Table Dans Kültür Merkezleri”ne alınmıyorlar mesela..
Viyana’ya yalnız gelenler iyi eğlendi.. Tek sorun fazla kalabalık olmamızdı..
Coca Cola’cılar kendi davetlilerini ayırmak için bir çare bulmuş ama bize pek uymadı.. Hafiften imaj kirlenmesine yol açtı..
Şöyle ki.. Herkes için bir kimlik kartı hazırlamışlar.. Daha kalacağın otele girer girmez lobide görevli kızlardan biri sizi kapıyor..
Fotoğrafınızı bilgisayar kamerası ile ayak üstü çekip kimlik kartını eline veriyorlar..
***
O kartı boynuna asacaksın..
Lakin kartın kordonunu hazırlarken belli ki NBA basketbolcularını ölçü almışlar.. Kartın üzerinde bir metreden uzun kordon var..
Avrupalılar için bir mesele yok.. Ortalama boy bir seksen civarında.. Kart göbeklerinde duruyor..
Bizim yiğitler boydan tenzilatlı olduğu için o tanıtma kartları “affedersiniz” edep yerlerinin tam üzerine denk geliyor..
Biriyle karşılaşıyorsun.. Diyelim ki gözden aşinasın da adını çıkaramadın..
“Kimlik kartından okurum belki..” deyip doğrudan edep yerine bakıyorsun.. O da eğilmiş seninkini inceliyor..
Tabii bu durum yabancıların tuhafına gidiyor..
Aralarında belki de “Ulan bunlar da birbirlerinin şeyine ama da meraklı..” diye konuşmuşlardır..
PRADA ŞOKU!
Böyle bir imaj kirlenmesinin yaşandığı ortamda Hürriyet’çi arkadaşların, ayaklarında Prada marka ayakkabı ile dolanması pek uygun kaçmadı..
“Şeytan’ın Prada giymesi..” değildi beni rahatsız eden.. Huylanmamın sebebi başka..
Bilen bilir..
Bu Prada sıkı bir markadır ne var ki şirketin “cinsiyet ayrımı politikası” olmadığından başka türlü bir müşteri tabanı oluşmuştur..
“İçimde bir kadın var galiba..” deyip duygusallaşan ne kadar yiğit varsa, gözleri Prada’dan başka marka görmez olmuştur..
Nerede bir Prada mağazası görürlerse oraya üşüşürler..
Sanki üç parça mal alana “erkeklik sertifikası” veriliyormuş gibi umutla alışveriş ederler..
Kadınların, genç kızların ayağında Prada ayakkabı ile dolanan bir yiğit gördüklerinde birbirlerini dürtüp, kıkırdamaları bu sebeptendir..
Bunu herkes bilir..
Viyana’da gördüm ki tek bilmeyen Hürriyetçi arkadaşlar..
***
Görmesem inanmazdım..
Hani İstanbul’da biri durduk yerde “Hürriyet’ten filanı gördüm.. Ayağında Prada ayakkabı vardı..” dese namus meselesi yapar, yaradana sığınıp adama vururdum..
Pis dalardım..
Ne de olsa kardeş kuruluş.. Adamın kanına dokunur böyle iftiralar..
Aslında kulağımıza bazı tevatürler gelmişti, inanmamıştık.. “Hürriyet’in yazarlarına Prada ayakkabı yardımı yapılmış..” diye..
Lan arkadaş.. Allah Allah!
Sendika yok, bilmem ne yok orta yerde.. Patron neden yazarlara Prada yardımı yapsın?
Sonra başka bir tevatür çıktı..
“Hak edenlere Prada ayakkabı vermişler..” dendi.. Ona da inanmamıştım..
PRADA KÜLTÜRÜ
Viyana’da gözümle gördüm..
Hürriyet’in yazı müdürü, benim onca yıllık arkadaşım Arap Fikret günlük yürüyüşünü yapmış, otele dönüyordu..
Altında bermuda şort, başında beysbol şapkası.. Buraya kadar şekil güzel.. Ama ayağında siyah bir çift kundura..
Üstü kaval, altı Şişhane..
Beş yıldızlı otelin lobisinde şort, tişort ve günlük ayakkabı ile dolanan Alman turist manzarası..
Bende “Prada kültürü” olmadığından saf saf “Keşke spor ayakkabı getirseydin..” dedim, demez olaydım..
Ayakkabının birini bana uzattı:
“Bunlar Prada’nın yürüyüş ayakkabısı..” dedi..
Yıkıldığım andır.. Yüzüne karşı bir şey belli etmemeye çalıştım ama gözlerim dolu dolu oldu..
***
Yanımızda dikilen Mehmet Y. Yılmaz da ayaklarından birini uzatıp “Bunlar da Prada..” demesin mi?
Meğer Hürriyet’in köşe yazarlarının çoğunda birer ikişer Prada ayakkabı varmış.. Ertuğrul Özkök’te ise tam sekiz çift..
Tabii Ertuğrul Bey kurnaz bir şahıs olduğundan bunlar gibi uluorta söylemiyor..
Pradalar’ını gizli gizli giyiyor..
İş edindim.. Başta Milliyet, grubun diğer gazetelerinde yazan köşe yazarlarını gözledim.. Birinden birinde Prada yok..
Sedat Ergin’inki galiba Sümerbank ayakkabısıydı.. Hasan Cemal’e de karısı rahat etsin diye çedik giydirmiş..
Bu meseleyi kafaya taktım..
Aydın Bey’e mektup yazacağım.. “Köşe yazarına Prada yardımı diye bir şey var mı?” soracağım..
Giyeceğimden değil..
Ama doğruysa bunlara “parmak arası terlik” de dağıtmışlardır.. Kamuoyu bunu da bilsin..
Bu yazı toplam 5 defa okundu.