Çalarsan adını “hırsız” diye ünlerler.. Haksız mal edinirsen, kimse sana “hırsız” diyemez.. Üstelik sirkatin gazetelere haber olduğunda işine yarar.. Okuyanlar seni bir şey çalmış değil de “farkında olmadan yan cebine atmış..” bir dikkatsiz sayar..
Bir memleket büyüğümüz “sirkatte” bulunmuştu.. Suçu sabit olduğundan mahkûm edildi.. Cezasını yattı, çıktı..
Habercilerimiz cezaevinden tahliyesini duyururken anlaşılmaz biçimde “Merd-i Kıpti” kesildiler..
Hapisten çıkan memleket büyüğü namına “şecaat arz ederken” sirkatini “Haksız mal edinme..” diye tarif ettiler..
Konuşamaz hale geldiğimiz Türkçemize sokulmuş zoraki bir nezaket deyimi..
Daha başlarken açıklayayım..
Haksız mal edinmeden kasıt “hırsızlık..”
Osmanlı kibarlarının lisanında “sirkat..”
Eşeğe doğrudan “eşek” dersen; eşek “eşek olduğu için” alınmaz ama sahibi alınır belki diye düşünüp onu “merkep” olarak dillendirmek gibi..
***
Zorlama nezaket, görgüsüzlük, özenti ve “işkilli şeyin dingildemesi..” bir araya gelince olan Türkçeye oluyor..
Adam bildiğimiz “Hamam” sözcüğünü mekânına isim diye koyarken “Hammam” yapıyor.. “Paşa” sözcüğü, sanki alfabemizde “ş” harfi darlığı varmış gibi tabelalarda “Pascha” oluyor..
Bu işin özentiden kaynaklanan tarafı..
Görgüsüzlüğün marifeti ise dilimize “bayan” sözcüğünü bela etmek..
Kadından “bayan” diye söz ederken, bunu kibarlık adına yapmak..
ENGELLİ BAŞLIK
Türkçe’ye hassasiyet gösterenler belki bin kere yazmıştır..
“Bayan” bir sıfattır, saygı veya resmiyeti ifade eder.. Tek başına kadın niyetine kullanılmaz..
“Bayan Dudu’yu alkışlıyoruz..” diye cümle kurabilirsin ama Dudu için “O bir bayandır..” diyemezsin..
Kadın cinsiyetini “bayan” sözcüğüyle gizlemeye çalışamazsın.. Çalışırsan “maganda nezaketi” olur..
İşin ağırıma giden tarafı kendilerini sanatçı veya okumuş diye tarif edenlerin de kadından “bayan” diye söz etmesi..
Acun Ilıcalı da bunu yapıyor.. Beyazıt Öztürk de.. Hatta kendisini “kadın savunucusu” ilân eden kadın köşe yazarı da..
“İşgilli şeyin dingildemesi”ni anlatmayayım.. Anlatırsam dingildeme katsayısı artar, sebebi ben olurum.. Örneklerini kendiniz bulun..
Zorlama nezaketin dile bela olmasından söz edeyim ki tek başına ayrı bir kalemdir..
Önce bedenî sakatlıkları tarif ederken dili deforme etmeye başladık..
Yürüme engelli.. Görme engelli.. Tutma engelli.. Dik durma engelli.. Tarama engelli.. Konuşma engelli.. İşitme engelli..
“Topal, kör, çolak, kambur, kel, dilsiz, sağır..”
Bu tarif beyan eden sözcükler “tabu” haline getirildi..
Her şey engelli..
Keloğlan masallarından birini anlatırken “Tarama engelli oğlan” demedin mi bir alay insan üzerine yürüyor..
Şairin “Kör olasın demiyorum.. / Kör olma da gör beni..” dizelerini bu yeni adete uydurmaya kalktın mı şiir de şiir olmaktan çıkıyor..
“Görme engelli olma demiyorum..”
***
Bunları zorlayanlar daha çok okumuşlar..
Akıllarına uyarsak tarihi yeni baştan yazmak lazım..
Geçenlerde bir yazımda Topal Rüstem Paşa’dan söz ederken “Yürüme engelli Rüstem Paşa” diye yazmıştım.. Hoşlarına gitmiştir..
Osmanlı tarihi sakat devlet adamı dolu..
Tabanı yassı Mehmet Paşa, Boynu eğri Mehmet Paşa, Semiz Ali Paşa.. ( O vakitler “obez” lafı bilinmiyordu..)
“Deli” unvanlı paşaların, vezirlerin sayısı belli değil..
Onları da herhalde “Zihinsel özürlü bilmem ne paşa..” diye yazarlar..
BİR SORU SORDUK
Bir “Haksız mal edinme” lafına taktık, nereden nereye geldik?
İşin beni ilgilendiren tarafı “hırsızlıktan” değil de “Haksız mal edinmekten” hapis yatıp çıkan bu memleket büyüğü ile davalı olmam..
Bakın üzerimizdeki “Türkçe terörü” yüzünden hâlâ isim, unvan veremiyorum.. Anlayan anlıyordur diye umuyorum..
Benim Türkçeme göre hırsız, medya leşkerlerinin nazik lisanına göre “Haksız mal edinmiş” bu zatı geçen yıl İstanbul’un en pahalı mekânlarından birinde görmüştüm..
Şarap listesindeki bazı şişelerin orta sınıf otomobilinden pahalıya içildiği bir mekân..
Önce memleket büyüğünü öylesine, bir defalığına gelmiş sanmıştım..
Mekân sahibinden öğrendiğime göre orada sürekli masası varmış ve her gün Boğaz manzarası üzerinden güneşin batışını o masada seyredermiş..
***
Cumhurbaşkanı maaşı alsan o mekânda her gün güneşe karşı öyle ziftlenemezsin..
Emekli ikramiyenin tamamını oraya yatırsan bir yazı çıkarabileceğin şüphelidir..
Sadece bu halleri bile “Haksız mal edinme” icraatının ne boyutlarda olduğunu tarife yeter.. Tabii anlayana..
Ben de tuttum, bir yazı yazdım..
Bu memleket büyüğünün sirkatten mahkûm olduğu halde neden buralarda güneş batırdığını sordum..
İnfaz savcılarından biri hislenmiş olmalı ki memleket büyüğü, on gün içinde kendini cezaevinde buldu..
AL SANA DAVA..
Memleket büyüğü hapse girdi ama dünyaya şenlik hukuk düzenimizin azizlikleri de başladı..
Önce bir dava celbi geldi..
Hırsızlıktan hapiste yatmakta olan memleket büyüğünü temsil eden avukattan..
Müvekkili memleket büyüğünün “şeref ve haysiyetini” benim risale fena halde zedelemiş.. O yüzden dava ediliyorum..
İkinci dereceden şoklandım..
“Akıllının ayıp saydığı ile ahmak övünürmüş..” derler.. Ortada böyle bir durum var..
***
Yine de davanın sonucundan emin değilim..
Vaktiyle 12 Mart dönemindeki öğrencilik günlerini anlatırken “adam öldürdüğünü” anlatarak şecaat arz eden bir memleket büyüğümüz vardı..
Onu yazalım dedik..
Şeref ve haysiyeti incindiğinden mahkeme kararı ile (Eski parayla yirmi iki milyar lira) tazminat ödedik..
Burası böyle..
Katile “gazi” muamelesi yapıyoruz.. Hırsızı “Haksız mal edinmiş..” deyip Türkçenin himayesine alıyoruz..
Bir sene yatıp çıkan hırsızın haysiyeti uğruna beni üç sene yatırırlarsa şaşmam.. Elimden bir şey gelmez..
Belki kendime bir türkü yakarım..
Bu yazı toplam 10 defa okundu.