05 Aralık 2008 Cuma 10:24
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Hasan Cemal
Bu gece 90 dakikalığına İspanyolum!
05 Temmuz 2008 Cumartesi
Hasan Cemal   e-posta : h.cemal@milliyet.com.tr

2004’te Yunanlı olmuştum Portekiz’e karşı; şimdi İspanyolum Almanya karşısında

VİYANA

Futbolun büyüsüyle geçen üç haftanın sonuna geldik. Bu akşam Avrupa Şampiyonu belli oluyor. Bizim kıl payı, hatta pisi pisine kaçırdığımız final maçı Almanya ile İspanya arasında.

Bugün pazar.

Stadyumları kutsal mekân, tapınak diye niteyen Umberto Eco, “Bir pazar günü futbol maçı varken, hadi bakalım sıkıysa gelin de devrim yapın” der.

Şöyle devam eder:

“Hiçbir öğrenci hareketinin, şehir ayaklanmasının ya da küresel protestonun asla gerçekleştiremeyeceği bir şey vardır. O da bir pazar günü bir futbol sahasını işgal etmeye kalkışmaktır.”

Bu pazar gecesi Ernst Happel Stadyumu’ndayız, bu kez Coca Cola’nın davetlisi olarak. Avrupa’nın en büyüğü belli olacak.

İspanya mı, Almanya mı?

Lizbon’da, 2004’teki Avrupa Şampiyonası finalinde Portekiz’e karşı Yunanistan’ı tutmuştum. Hatta yazı da yazmıştım bu köşede:

“90 dakikalığına Yunanlıyım!”

Şimdi de yazıyorum:

“90 dakikalığına İspanyolum!”

Neden mi İspanya’yı tutuyorum?

Her şeyden önce renkleri sarı-kırmızı. Sonra Akdeniz geliyor. Ayrıca, Almanya hak etmediği bir maçın sonunda bizi finalden etti.

Bir de Avrupa Birliği konusu var. Başbakan Zapatero’nun İspanya’sı bize AB yolunda destek verirken, Başbakan Merkel’in Almanya’sı fazlasıyla mesafeli gidiyor Türkiye’ye karşı...

İsteyene bir nokta daha:

İspanya daha renkli, daha yaratıcı, daha güzel, daha gösterişli futbol oynuyor, Almanların makine düzenini andıran monoton, yer yer sıkıcı futboluna göre...

Alman futboluna haksızlık mı bu?

Evet, bir bakıma öyle.

Çünkü, Almanların futboldaki başarısını göz ardı etmek hiç kuşkusuz kimselerin haddi olamaz. Futbola, bu güzel oyuna yaptıkları katkılar ve bugüne kadar kaldırdıkları kupalara bakınca, Almanya elbette dünya futbolunun zirvelerinde dolaşıyor.

Nitekim, 2008 Avrupa Şampiyonası’nın en önde gelen favorisi olarak da baştan beri Almanya gösterildi. Ben Hollanda’ya bayıldım.

Fransa ve İtalya’yı nasıl perişan ettiğini gördükten sonra Hollanda’nın bu kupayı kaldıracağına inanmıştım. “Hollanda’nın olmadığı maça maç demem, Hollanda’nın oynamadığı futbola güzel demem” diye yazmıştım.

Ancak bu işin uzmanları beni uyarmıştı, “Hollanda hep böyle başlar, fakat böyle bitiremez” diye.

Haklı çıktılar.

Ve Rusya oldu muhteşem oyunuyla, Hollandalı futbol efsanesi Van Basten’in aslanlarına turnuvada kapıyı gösteren...

Kimileri de Rusya diyordu.  

Hollandalı Teknik Direktör Guus Hiddink’in yönettiği Ruslar, Hollanda’yı elerken gerçekten çok etkileyici bir futbol  ortaya koydular. Fakat Ruslar da İspanya karşısında tutunamadılar, dağıldılar.

Fransa’yla İtalya’ya gelince...

Eski Avrupa ve Dünya şampiyonları bu seferki turnuvada hiçbir varlık gösteremediler.

Çünkü yaşlanmışlardı.

Çünkü yenilenmemişlerdi.

Bir başka deyişle:

Değişemedikleri için elendiler.

Almanya ise bir tek Portekiz karşısında iyi oynadı. Fakat Fransa’yla İtalya daha yarı finali bile göremeden elenirken, Almanya iyi oynamasa da yine finale yükselmesini bildi.

Almanya bu işte denebilir.

Makine düzeniyle oynayan, disiplinli, işi sonuna kadar ciddi ve sıkı tutan, gösterişli olmasa da sonuç alabilen bir futbolu var Almanya’nın...

Kupaya kaçıncı kez elini uzattı.

Ama ben İspanya’yı tutuyorum.

Rahmetli babam Ahmet Cemal hayatta olsa bana kızardı. O kesin Almanya’yı tutardı. 1920’ler civarında Stuttgart’ta oynadığı futbolun sararmış, kenarları tirfillenmiş fotoğraflarını bana çocukken gururla gösterdiğini hatırlıyorum.

Kaleciymiş... Bir hatıram da şöyle:

Almanya ile Macaristan arasındaki 1954 Dünya Kupası finalini radyodan dinlemiştik sevgili babamla birlikte. Maç İsviçre’de, Basel’de oynanıyordu.

Sepp Herberger’in Fritz Walter’li, Morlock’lu, Turek’li Almanya’sı, 2-0 geriden gelerek Macarların Puşkaş’lı efsanevi milli takımını bir son dakika golüyle 3-2 yenip Dünya Kupası’nı kazandığında, babamla birlikte ne çok sevinmiştik, Philips marka küçük formika radyomuzun başında...

Yıllar ne çabuk geçiyor.

İyi pazarlar Viyana’dan!

Bu yazı toplam 6 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.56451.5720
Euro1.97441.9839
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu