Çökertme meraklısı hükümet adamlarını oturduğum yerden kutluyorum.. Başarılı mali ve idari politikalar sayesinde Bodrum çökmeye başladı.. Batan batana, kaçan kaçana.. Denizleri balık çiftlikleri zaptetmişti.. Karada ise meydan 2 yıla kalmaz kenelere kalır..
Geçenlerde “Bodrum..” diye başlamıştım lafa.. Lafın ucu Süreyya hanım benim canımın kıyafetlerine takıldı..
O sırada medyanın gündemi başkaydı.. Cümle köşe yazarı “Ergenekon kavgasına” ayarlıydı..
Bir yanda Ergenekon cıngarı diğer yanda Süreyya’nın halleri..
Bu hengâmenin içinde bin bir zahmetli biriktirdiğim “Ana fikir” uçtu gitti..
Fikrimi uçurmasaydım o yazıda “Bu sene Bodrum’un tadı tuzu yok..” meselesine girip kalemimden kan damlatacaktım..
***
Tatsızlık emlak işlerinden başlıyor..
Müteahhitlik gayreti ile Bodrum Yarımadası’nın dağını taşını beyaz villalarla donatıp “kesme şeker stokuna” çevirdik..
O villaların alıcısı yok..
Bizim ahali tembel ve gayretsiz olup bir türlü zenginleşemediğinden müteahhitlerin hayal etiği paraları veremiyor..
O para ne mi?
Üstüne badana vurulmuş, üç katlı briket yapıların tamamı “tripleks” kadrosuna girdiğinden yüz elli binden başlıyor..
Üç yüz bine kadar uçuyor..
HERKES DERTLİ
Zengin kısmı bu “şahane deniz manzaralı tripleks villaları” ancak Bodrum’a beraber taşıdığı personel için düşünür..
O da kiralamacasına..
Satın almaz.. Bodrum’da ev yapacaksa ya kendisi parayı bastırıp bir kâşane yaratır..
Veya “Aman ahaliyle temasa gelip enfeksiyon kapmasınlar..” diye zenginleri bir araya toplayan ultra lüks siteler yapan bir müteahhidin kapısını çalar..
Vizyon sahibi müteahhidin beş yüz bine mâl ettiği kâşaneyi iki milyona satın alır.. Böylece içi rahat eder..
Bodrum Yarımadası’na Ege Bölgesi’nin ihtiyacını karşılayacak kadar tripleks villa tıkıştıran vizyonsuz müteahhitler de suratını asar oturur..
Emlak olayında durum kritik..
Bir de taksite, borca girip tripleks edinen ancak bunun altından kalkamayan kesim var..
Bunlar iki yıldır lebiderya triplekslerini “mevsimlik kiralayarak..” kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar..
Bu yıl onlar da şişmiş.. Kiracı yok.. Kendileri de parasızlıktan gelememiş..
Temmuz ortasında koca koca sitelerin yarı yarıya karanlıkta olmasının bir sebebi de bu..
***
Bodrum’un yaz ortasında milyonu aşan nüfusu bu yıl “yabancı turistlerle birlikte” taş çatlasa yedi yüz bin..
O da gelen üç ay oturmuyor..
Kimi beş on günde, kimi bir ayda kaçıyor..
Dolayısı ile yeme içme olayı da yok.. Yalıkavak ile Türkbükü arasında dört süper market var.. Migros, Tansaş, Carrefour, Bimaş..
Hepsi de devasa marketler.. Saat yedi oldu mu gidip et reyonuna bakın.. Kuzusu, danası, pirzolası, köftesi duruyor..
Tavuk kanadıydı, taşlıktı, göğüstü, buttu.. Raflar bomboş..
TAVUK KATLİAMI
Televizyonlardaki reyting avcılarının tarifiyle “CD Grubu”na giren kim varsa tavuğa saldırıyor..
Sanki Bodrum’a yüzmeye, güneşlenmeye değil de tavuk dişlemeye gelmişler gibi..
Memleketin en gözde tatil beldesine resmen “Kanatçı Seyfi’nin dükkânı..” muamelesi yapılıyor..
Yeme içme olayı Türkbükü’nü ortadan bölen tahta köprünün sol tarafında kalmış.. O da Ship Ahoy ile birkaç mekân sayesinde..
“CD grubu” oralara erken geliyor.. Mantıcı ablanın, çorbacı teyzenin, dürümcü abinin mutfağından karnını ucuza doyuruyor..
Sonra köprünün sol tarafına doğru “Bakalım zenginler de bizim gibi dürüm mü yiyor?” yürüyüşüne çıkıyorlar..
Masalar orta yerde olduğundan, kim ne tıkınıyor rahatça seyredilmekte..
***
Türkbükü köprüsünün solunda kalan müreffeh alanda “AB Grubu”na hizmet veren mekânlardan biri her daim boş..
Haksız rekabete sebep olmamak için adını yazmıyorum..
Lakin şanı Bodrum’dan taşmış, taa Kuşadası’nı tutmuş..
Yanlışlıkla kapıdan içeri giren yanıyor.. AB grubunda olsa da fark etmiyor..
Geçenlerde İstanbul’dan gelen kalabalık bir grup buraya dalmış.. Çocuklar üniversite talebesi.. Birer kola türü meşrubat söylemişler.. Biraz da çerez..
Hesap.. Kelle başı kırk beş lira..
On iki kişiye toplam beş yüz elli liralık adisyon..
AMBİYANS FARKI
Doğal olarak itiraz etmişler.. El cevap şöyle verilmiş:
“Biz burada bir kola ile fındık fıstık servisi için para almıyoruz.. Ambiyans sunuyoruz..”
İşin içinde ambiyans olunca çocuklar da itirazı kesmişler..
Dünyanın her yerinde bir şişe gazlı ambiyans kola ile ambiyanslı fındık fıstık bu kadar eder..
CD grubu da olayı kavramış durumda..
Türkbükü köprüsünün sol yakasında piyasa yaparken o mekânı parmakla gösterip “Aman haa!” diye birbirlerini tembihliyorlar..
Haydi diyelim o mekânın ambiyansı var.. Müşterisiz de her sene açılıyor..
Diğerlerine ne oluyor da böyle patır patır batıyorlar?
Örneği kendi yolumun üzerindekilerden veriyorum.. Gündoğan üzerinden Yalıkavak kavşağına kadar yedi sekiz küçük işletme vardı..
Kimi pizzacı, kimi köfteci, kimi kebapçı.. Abla elinden çorbacı.. Sağdan say, soldan say en az yedi sekiz dükkân..
Bu sene hiçbiri yok.. Geçen yaz sonu topu dikmişler..
Yerlerini inşaat malzemesi satan dükkânlar almış..
***
Bodrum’a birkaç kere indim.. Geçen yılın Mayıs ayı bu yılın Temmuz’undan hareketliydi.. Ortalık daha kalabalıktı..
Bodrum merkezindeki birbirine paralel o iki çarşıda her gece bir “Cumhuriyet mitingi” kalabalığı yaşanırdı..
O kalabalık yok artık..
Kipa’nın devasa alışveriş merkezi bile “tasarruf” niyetine ışıkların yarısını yakmıyor..
Sabaha kadar açıklar ama hiper market bir pavyon loşluğunda..
Buna karşılık köpek nüfusunda patlama var.. Köpek çeteleri en kalabalık yerlerde, turistleri dehşet içinde bırakıp, birbirlerine giriyor..
Bu da her gün tavuk budu, kanadı dişleyen hayvansever kadınlarımızın eseri..
Bu köpek bolluğunda “Kene” nin eli kulağındadır.. “Kene zararlısı..” eninde sonunda gelip Bodrum’a sahip çıkacak..
Bu yazı toplam 1 defa okundu.