Geçen Nur Çintay’ın çok gülümsediğim bir yazısı vardı. “Klasikleri yeniden okumak” geyiğiyle ilgili.
Orta yaşın üstü bir adamın elinde bir klasik görürseniz muhakkak surette kitabı “yeniden” okuyordur.
Klasikler asla ilk defa okunmazlar! Daima “yeniden” okunuyorlardır. Yaşlıyken de aynı zevki veriyor mu onu merak ediyordur!! Zira klasik okumak dediğin yeni yetme iken yapılması gereken bir vazifedir. Sonra yaptın mı belli ki kültürsüz bir aileden geliyorsundur vs.. E bunu da saklamak gerekir değil mi ama...
Ve lakin şöyle bir saçmalık var: Dostoyevski “Suç ve Ceza”sını mesela, yeniyetmeler için yazmamıştır ki! Hangi yeni yetme bir katilin çılgın iç hesaplaşmalarını, vicdan bunalımlarını, suçluluk yanmalarını deli gibi merak eder ki? Hangi yeni yetmeye Allah’ınızı severseniz 644 sayfa okutabilirsin ki? Teklemeden, bir lahzada “Raskolnikov!” diyebilecek tek bir 12 yaş tanıyor musunuz? Hadi Raskolnikov’u dedi, peki diğer bin yüz kırk altı en az 13 harflik Rus ismini?
Dolayısıyla gerçeği açıklıyorum: Birinin elinde Dostoyevski varsa bilin ki o onu ilk kez okuyordur. Torunsuz torbasız, zır emekli biri değilse hiç kimsenin 644 sayfayı yeniden devirecek kadar boş vakti yoktur. Klasik bir kere okunur. (Ve bu klasikler niçün bu kadar kalın olmak zorundadır, o da ayrı bir konu..)
İtiraf ediyorum: Dört beş tanesi hariç ben de okumadım klasikleri. Lisede bir Kafka sapıklığım vardı bir ara, zaten depresif, zaten asosyal bir tiptim, “hepiniz böceksiniz!” diye bağırınca bir gün, kalorifer kazanında yaksın diye annem hepsini kapıcıya verdi. Geriye bir tek Polyana’yı bırakmıştı hakaret olsun diye. (O da bir klasik sayılır tabii de hayatımda daha sıkıcı başka bir şey bilmiyorum)
Ama tabii bir iki tane hariç klasik okumamış dıngıl mahcubiyeti de bir yere kadar. Yine bir rakı sofrasında biri “Neeee? Suç ve Ceza’yı okumadın mı? Sen yaşamıyorsun kızım” deyince soluğu Remzi Kitabevi’nde aldım.
Tamam ulen! Okuyacağım! Kaç sayfa? 644! Oha! Sadece Murat Belge’nin önsözü 11 sayfa.
Fakat korkunç gerçek şu ki benim tuvalette geçen zaman dışında boş vaktim yok!
Nasıl oluyor bilmiyorum. Yanlış anlaşılmasın memleketi kurtaracak bir proje ile falan uğraşmıyorum. Dünyayı da kurtarmıyorum. Fakat sabah kalk, yarım saat goşu bantında koş, kahvaltı hazırla, öğlen alışveriş yap, yazı yaz, arada yemek attır, yeğene kuşluk, ikindi yiyecekleri hazırla, akşam sofra kur, bulaşık yıka, mutfağı temizle, banyoyu temizle, yer hareketleri yap, popoyu erit, duş al, haberleri izle, ortalığı topla, yürüyüşe çık, Kuruçeşme Parkı’ndaki “halk fitnes” dediğim kamu jimnastik aletlerinde debelen, eve gel meyve hazırla, manita beyle muhabbet et, tekrar ortalığı topla vs vs derken.. Dostoyevski nanay.
Şimdi tuvalette duruyor. Haftada bir gelen temizlikçi onu her seferinde alıp kütüphaneye kaldırıyor, bulması iki gün sürüyor falan filan ama yine de 3 haftada 170 sayfa okumuşum. Çok hızlı sayılmaz farkındayım ama yapacak bir şey yok. Ç. molasında bu kadar oluyor. Temizlik Ayşe müsaade ederse 2 ay sonra bambaşka bir Mutlu olacağım, hepiniz göreceksiniz gününüzü...
Bu yazı toplam 12 defa okundu.