Yiğitlerimize hitabımdır..
“Benim cinsim neden antropolojik veya biyolojik anlamda
evrim geçirememiş..” diye dertlenmeyin.. İki parmak genişliğindeki alın veya post bereketinde bir kıllı deri belki de huzurlu bir kafanın müjdesidir..
Gidişatımızı dikildiğim yerden görür gibiyim.. Müzik prodüktörleri geleceğin sahne düzenini ağır ağır plânlıyor..
Ellerinin altında bulunan mankenleri pirinç ayıklar gibi teker teker ayıklıyorlar..
“Bunun sesi çatlak patlak değil.. İşe yarar..”
“O kız şarkı söyleyemez ama elindeki mikrofonu düşürmeden sahnede dolanabilirse iş yapar..”
“Bu kız aklında şarkı sözü tutabiliyor galiba..”
Üzerine hesap yapılanların tamamı manken takımından..
İnce, uzun boylu.. Güzel yüzlü.. Düzgün fizikli kızlar ve yakışıklı oğlanlar..
***
Ön denemeler başarılı oldu.. Sistem ilk ürünlerini verdi..
Ayşe Hatun Önal, Ebru Destan, Asuman Krause ve Demet Akalın..
Yukarıda yaydığım fiziksel özelliklere sahip mankenleri, biraz ovalayıp “şarkıcı” yapmak için “cüretten fazlası..” gerekmiyor..
Kızın son ilişkisini, magazin leşkerleri ısıtıp ısıtıp gündeme getirecek..
Biri de bir lokomotif şarkısının sözlerini yazacak.. Müzisyenler bunu besteleyecek..
Ses eksikliğini kapatmak için teknolojinin gayreti ile alttan coşkuyu verecekler.. Kızın sıradan sesi ile müziğin cayırtısı birbirine karışacak..
Al sana şarkı.. Döne döne söyle..
“Yavaş ol ayı.. Kıracan mı belimi?”
ALTINI ÇİZSEYDİ..
Zarafetçe “Kır belini Ali dayı kır belini vay vay!” türküsünden bile iki gömlek aşağıdaki bu şarkının sözlerinde sadece “Yavaş ol ayı oğlu ayı!” sayhası eksiktir..
Gerçi güftede eski sevgiliye “Ayılık var senin hamurunda..” şeklinde bir dize var ama “Ayı oğlu ayı” kadar gönül tırmalayıcı değil..
Yine de bizim ahaliye “Dönülmez akşamın ufkundayız..” şarkısı kadar hissi gelmiştir..
Prodüktörlerin kokuyu alıp diğerlerini piyasaya sürmesi bu devrim niteliğindeki şarkıdan sonradır.. Dört manken şarkıcı saydık.. Başarı şimdiden yüzde yüz.. Fire yok..
“Mankenden şarkıcı türetme” eylemine müzik dünyasının ağır topları, divaları ses çıkarmıyor..
Numarayı da bulmuşlar..
Manken kızı, medyanın gözetiminde Sezen Aksu’ya gönderiyorlar mesela.. “Size aygınım, baygınım..” lafları arasında beste istetiyorlar..
Tahminim, Sezen Aksu kıza alttan yukarı doğru şöyle bir bakıyordur..
Ne desin? “Kap Cano kap.. Şu karının şarkıcı kıçını kap!” deyip, geleni kovalayacak hali yok ki..
“Bakarız.. Kısmetse olur.. Bestenin de hayırlısı..” türünden laflara savıyordur..
Belki de kendisine müzik dünyasının İsmet Paşası muamelesi yaptıkları için, kapısına gelen yeteneksizlere kızmıyordur..
***
“Yeni albümüm hazır.. Sezen Aksu bana bestesini verecek..”
Bu laf medyanın önünde bir edildi mi bilin ki potansiyel şarkıcı manken kız kendisini “şarkıcılık icazeti” almış sayıyordur..
Artık dayansın ehl-i dünya..
Sestir bu.. Yerinde durmaz, âlemde seyreder.. Dayansın ehl-i kubur..
BİYOLOJİK EVRİM
Amerika’da bir eğitim kurumu, haydi adını da vereyim Albright Koleji bir araştırma yapmış..
Araştırmaya göre insanlığın müzikli gidişatı güzel sese ve bestelere değil, güzel fiziğe doğruymuş..
Buna “Evrimsel Biyoloji” nin doğal akışkanlığı diyorlar..
“Evrimsel Biyoloji” nedir diye meraklananlar için yazıyorum..
Hayvanların, kendi cinsinden daha göz alıcı olanlara meyletme hali..
Eh! İnsan dediğin şey de “hayvanın internetten müzik indireni..” olduğuna göre gidişat normal..
O da gözünü kim boyarsa onu dinleyecek..
Önce gözüne kim hitap ediyor ona bakacak..
***
Müzikten gerçekten anlayanlar bu gidişat üzerine sızlanmasınlar..
Kendimizi bu günlere adım adım kendimiz getirdik..
Kadın kısmından çıkma olup da sesten, müzikten nasipli dört divamız var mesela..
Nükhet, Nilüfer, Sezen ve Ajda.. Üstelik kadın olarak dördü de güzelceydi..
Biz onları çok sevdik ancak müzik olarak bize verdiklerine toplumca karşılık verebildik mi? Pek sayılmaz..
Hâlâ onlara vurmak için ek yerlerini arayan medya leşkerlerimiz var..
BUNDA ÖDÜL YOK
Bu kızlar Fransa’da yaşasalardı, İtalyan vatandaşı olsalardı kültür merkezlerine adları verilir, haklarında onlarca film yapılırdı..
Biz vere vere bu dörtlüden sadece ikisine bardak adı verdik..
İnce belli, kesme altlı cam bardakların küçüğü “Sezen” büyüğü “Ajda” oldu.. Öbür ikisine tava adını bile çok gördük..
“Sezen” ve “Ajda” bardakları bir ödüllenme ise “Nükhet Tava..” veya “Nilüfer Fincan” da bir tür sosyal ödüllendirme olabilirdi..
Yapamadık.. Heyhaaat!
Şimdi müziğe hevesli bir manken kız kendisini geliştirmek için neden yırtınsın?
Didineceğim, uğraşacağım da ne olacak? Çok çalışmanın sonu ilerde “delikli demlik” olarak hatırlanmak için mi, diye düşünecek..
Ki haklıdır..
***
Geldiğimiz bu noktada eskinin “göz zevkine hitap etmeyi düşünmeyen” assolistlerinde de suç var..
Ağır tafta kumaşlardan kıyafetlerin üzerine “hormonlu lahana iriliğinde bir yapma gül” koymadan sahneye çıkmıyorlardı..
O gülü düşürmeyeceğim diye kıpırdanmadan şarkı söylediler..
Onlar mikrofonun önünde sabit durdu, sahne ışıkları üzerlerinde döndü..
Tafta kumaştan yansıyan ışık seyredenlerin retinasını yaktı.. Müzik körü olduk..
Demet Akalın hanım benim canım, şarkı söylemese de sahnenin orasında burasında zıplıyor ya!
Ağzımız açık bakıyoruz..
Aha buraya yazıyorum.. (Parmağı ıslatıp, sehpayı çizme hareketi canlandırması..)
Yirmi sene sonra yeni türeyen manken şarkıcılar Demet Akalın’ın kapısına gidip, ondan şarkı isteyecekler..
O da kapısına gelenlere “Kim kırdı kızım belini? Çok mu acıdı canın?” diye soracak..
Bu yazı toplam 6 defa okundu.