Yukarıdaki laflarım üniversite seçimi sonunda bir fakülteye kapağı atıp yayılmayı, dört yıllık eğitim sonunda yeşerip çiçek açmayı plânlayanlara.. Analarınızın baskısına kulak asmayın.. Sistem size ne kapasitede olduğunuzun işaretini vermiştir, ona bakın..
Yüz binlerce genç, fakülte seçimi için kafa patlatırken, tuzu kuru biri olarak konuyu geyikleyip diğer tuzu kuruların görüşüne sunmanın tam zamanıdır..
Rahmetli babam, üniversite tercihimi kullanırken “Neden tıp fakültesini seçmediğimi..” bir türlü anlayamamıştı..
İkide bir “tıp fakültesine girseydin keşke..” deyip susar, kahırla önüne bakardı..
Tabii ki bu mânâlı suskunluğun arkasında “Sende doğru tercih yapacak kafa nerdeee?” iması vardı..
***
Ona neden tıp fakültesini seçmediğimi anlatmaktan yorulduğum için ben de susardım..
Bir yaz akşamı, denize karşı otururken baba ile oğul arasında başlayan muhabbetin ucu ne zaman üniversite hayatına, meslek seçimine gelse böyle geçici bir suskunluk olurdu..
O kimbilir neler düşünürdü..
Benim düşündüklerim ise hep aynıydı.. Yaşlı bir babanın yanında yeniden çocuklaşan bir ergenin zihinsel hınzırlıkları..
“Senin zamanında üniversite önünden geçenleri İsmet Paşa jandarma zoruyla bir fakülteye kayıt ettiriyordu..” repliği mesela..
SEBEBİM BUDUR..
Tek parti döneminin Türkiye coğrafyası.. İmparatorluğun sınırsız insan gücü savaşlarda çarçur olmuş.. Okuma yazma bilen parmakla işaret ediliyor..
Bütün fakülteler imtihansız öğrenci kabul ediyor.. Bir tek tıp fakültesi şöyle bir alelusûl seçme imtihanı yapıyor ki süzme bir salak bünyeye karışmasın..
Babam Dr. Abdullah Duman o dönemin mahsulü..
Kendisine tıbbiyeye giriş hakkını kazandıran sınavı çok kolay bulması, benim böyle bir tercihi yapmamamı anlamasını zorlaştırıyor..
Susup gülümsüyorum..
Daha önceki tartışmalarda birkaç kez söylemişim..
“Ne tıp fakültesi baba yaa..” diye başlamışım..
Aldığım üniversite puanını hatırlatmışım ki yüz doksan mıydı ne?
En dandirik fakülte bile iki yüz on ile öğrenci alıyordu..
Benim aldığım puan ise sadece hükümet meydanının karşısındaki Ferah Kahvesi’ne girmeye yetiyordu..
Nitekim öyle oldu.. İlk yetişkinlik hayat derslerimi de o kahvenin birbirinden çatlak iki garsonundan aldım..
Tıp fakültesi mi? O zaman üç yüz bin genç üniversite sınavına giriyordu..
Hepsinin birden aynı anda okumayı reddetmesi halinde benim böyle bir tercih hakkım doğabiliyordu..
***
Şimdi milyonun üzerinde genç üniversite kapılarında..
Avrupa’nın en büyük ve güçlü ordusunun iki katı hayat yarışmacısı.. Eğitim taliplisi..
Yeni sistemi bilmiyorum.. Galiba yirmi kadar üniversite tercihi yapılabiliyormuş..
Sonra yeniden tercih seçenekleri sunuluyor, bir seçim daha..
Kim bilir kaç evde şu sıralarda meslek tartışması yapılıyordur.. Kim bilir kaç anne baba “Kızım mimarlığı yazsana..” veya “Oğlum tıbbı es geçme..” diye kafa ütülüyordur..
İTİRAZ BİZDEN..
Herkesin çocuğu için en iyisini istemesi normal.. Tıpkı babamın beni doktor diploması ile görmek istemesi gibi..
İyi de çocukta o kafa var mı acaba?
Bende olmadığı kanıtlandı.. Belki de bizim eğitim sisteminin tek başarısı budur..
Yukarıdaki “kafa var mı?” sorusuna bizim toplumdan objektif bir cevap çıkmaz..
Avrupa Birliği’ne girmeye çok teşneyiz.. Her türlü standardını kabule çok hazırız.. Sadece çocuklarımız konusunda söz hakkımızın elimizden alınmasına, yerimize uzmanların konuşmasına itiraz ederiz..
İlkokul eğitimini İsviçre’de gören yazarımız Mutlu Tönbekici’den (Ex Tuğçe Baran) dinlemiştim..
İsviçre’de çocuğun ilkokulunu, yani sekiz yıllık temel öğrenimini dikkatle takip eden eğitim uzmanları anneyi babayı çağırıyor..
Çocuğun performansı hakkında bilgi verip “Şu şu meslekleri yapabilir.. Filan falan okullara gidebilir..” akılları veriyorlar..
İsviçreliler, sisteme yüzde yüz güvenle önermeleri kabul ediyorlar..
Eğitim danışmanı “Sizin çocuğunuz okuyamaz..” dedi mi tereddütsüz onu bir mesleğe yönlendiriyorlar..
İtiraz sadece oradaki Türklerden geliyor..
“Hayır efendim.. Benim çocuğum okuyacak büyük adam olacak.. Paşa olacak..”
Çocuğun koca kafalı bir salak olması annenin, babanın azmini kırmaz..
Tarihimizde koca kafasından dolayı kendisine “Öküz Mehmet Paşa..” adı verilmiş bir büyüğümüz var ya!
Demek ki onların koca kafalı oğlu da pekâlâ paşa olabilir..
***
Kaldı ki Öküz Mehmet Paşa, lakabının hilafına oldukça akıllı ve esprili bir adamdı..
Bir sefer sırasında otağında diğer paşalarla, komutanlarla durum değerlendirmesi yaparken başıboş sığırlardan biri çadırın kapısından kafa uzatmış..
İçeriye doğru bir “Mooooo!” çektikten sonra asker tarafından uzaklaştırılmış.. Durum çadırdaki komutan paşaların gülüşmesine sebep olmuş..
Taa ki Öküz Mehmet Paşa’nın durum tespiti yapıp gülüşmeleri kesmesine kadar.
“Bana o yanındakiler kimin sürüsünden, deyip sizleri sordu..”
YENİ OKULLAR
“Kızımı ne doktorlar ne mühendisler istedi de vermedik?” diye şişinen bir annenin mahalleliye bastığı havada eskinin bu takıntılı halleri var..
Doktor, mühendis.. Belki bir de mimar.. “Paşalığı” da bir kenara koy..
Geriye kalan meslekler olsa da olur olmasa da olur.. Çocuk bunlardan birini tutturamadı mı hedef memuriyet..
Ölüsü para, dirisi para.. Beş yüz binden fazla fakülte mezununun iş aradığı şu günlerde yeni yeni okullar kuruluyor ki akıllara ziyan..
Yarış atı işletmeciliği.. Su altı teknolojisi.. Diş protez.. İklimleme teknolojisi.. Biyomedikal cihaz teknolojisi..
***
Doktor işsiz geziyor veya bin iki yüz lira maaşa talim ediyor ama “at işletmecisi” kapanın elinde.. Efendim, evlenirken sorun olurmuş..
Kimi analar “Bizim nalbant mektebi okuyana verecek kızımız yok..” deyip sorun çıkarırmış kulak asmayın..
Her türlü kazançlısınız..
Hem kolay iş bulacaksınız hem de “evlilik” adındaki esaretten kurtulacaksınız..
Okulunuzu iyi seçin..
Bu yazı toplam 2 defa okundu.