Nedim Gürsel‘in son romanı Allah’ın Kızları adını taşıyor. Bana da göndermiş, “Sevgili Hasan Cemal’e, dedelerimizin ve sarsılan inancımızın romanı, dostlukla” diyerek...
Roman hakkında Şişli Cumhuriyet Savcılığı tarafından bu yakınlarda soruşturma açıldı.
Bir ‘muhbir vatandaş’ın ihbarı üzerine savcılıkça başlatılan soruşturma malum zihniyete dayanıyor:
Dini duyguları aşağılamak!
Sevgili Nedim Gürsel’le geçen gün sohbet ederken şöyle dedi:
“Romanımı sonuna dek okuma sabrını gösteren herkes, bu kitabın dine ve peygamberimize hakaret etmek şöyle dursun, tam tersine bir Müslüman duyarlığını dile getirme amacı güttüğünü, bunu yaparken de inanca hem içerden hem dışardan, kimi zaman da eleştirel, daha doğrusu sorgulayıcı, rasyonel bir bakış yönelttiğini hemen fark edecektir.”
Dileriz, bu soruşturma takipsizlikle sonuçlanır.
Ve romana dava açılmaz.
Çünkü böylesi bir dava, hem Nedim Gürsel’in romanıyla ilgili gerçeği yansıtmayacak hem de demokrasileri demokrasi yapan ifade özgürlüğüne ters düşecek.
Ülkemizde özgürlükler ve insan haklarına ilişkin öylesine kepaze sayfalarla dolu bir tarihimiz var ki, inşallah bir sayfa daha eklenmez bu cilde...
Bu yazı gecikmiş bir yazı.
Soruşturma haberleri çıkar çıkmaz yazacaktım, olmadı.
Vakit gazetesinde okuduğum bir haber, haberin başlığı, haberin ara başlığı, ama özellikle içindeki bir cümle bu yazıyı derhal yazmama yol açtı.
Haberin başlığı:
“Küstah yazara İlahiyatçı tepkisi!”
Ara başlık:
“Gürsel’in burnu pislikten çıkmıyor.”
Haberdeki o cümleye gelince:
“Nedim Gürsel’e en sert cevap kitap eleştirmeni Recep Şükrü Güngör’den geldi. Güngör, ‘Allah’tan ki Müslüman halk bu romanı okuyup da yayıncısına saldırmıyor’ dedi.”
Bu olacak şey mi?..
Olur mu böyle kışkırtıcılık?.. Üstü örtülü bir linç çağrısı sanki...
Ne yazık!
“Din elden gidiyor!” diyerek ahaliyi kışkırtanlar...
“Laiklik elden gidiyor!” diye ahaliyi kışkırtanlar...
“Vatan elden gidiyor!” diye ahaliyi kışkırtanlar...
Ne zaman etkisiz kılacağız bu ‘düşman yaratma kültürü‘nü?..
Hepsi aynı kapıya çıkıyor.
Hepsi şu ya da bu şekilde Türkiye’yi siyah-beyaz kutuplaştırıyor, keskin cephelere bölüyor.
Daha ilginci, kanıksıyoruz bu kışkırtmaları. Sanki bir şey olmuyormuş gibi tepkisiz izlemekle yetiniyoruz.
Birkaç yıl önce benim başımdan da geçmişti. Yeni Çağ gazetesinde bir köşe yazarı şöyle yazabilmişti hakkımda:
“Türkiye’de İstiklal Mahkemeleri kurulsa, Hasan Cemal idama mahkûm olsa, cellatlığına ilk ben talip olurum.”
Tıs çıkmamıştı.
Tepkisizlik, Türkiye’yi Susurluk’lara, Ergenekon‘lara, Madımak’lara, Hrant Dink cinayetlerine götürüp bıraktı.
Demokrasi, hukuk ve insan hakları adına tepkiler büyüdükçe, insanlık ve uygarlık da kapımızı daha çok çalacak, demokrasi asıl o zaman ete kemiğe bürünecek.
Fethi Naci’nin anısına saygı...

Benim kuşağımın etkilenerek okuduğu yazarlardan biriydi Fethi Naci. Türk edebiyatının belki de en önde gelen eleştirmeniydi. Türk romanı nedir ne değildir, hangi roman iyidir kötüdür, romanda iyiliği kötülüğü ölçmenin kriterleri nasıl bulunur gibi konuları yerli yerine oturtabilmek, bir zamanlar bizim kuşağımız için Fethi Naci’nin eleştiri ve yapıtlarıyla mümkün olabilmişti. Herhalde Fethi Naci’nin hiç vazgeçmediği Marksistliğiyle birlikte siyasal duruşu ve bunların edebiyatla ilintisi de bizim kuşağımızın etkilenmesinde rol oynamıştı. Fethi Naci, Yaşar Kemal’in deyişiyle bir edebiyat ustasıydı. Türk edebiyatının ve ailesinin başı sağ olsun. Ve kimsenin kuşkusu olmasın, Fethi Naci kalın bir iz bırakarak edebiyatımızda yaşıyor olacak.
Bu yazı toplam 8 defa okundu.