Yüz kere Ship Ahoy yazısı yazdık.. Yüz kere buranın hallerinden okuru haberdar ettik.. Yine de kendilerini tutamayıp bu mekâna girerler.. Bir kolaya, bir hamburgere verdikleri paranın yasını bizim köşede tutarlar..
Adı Bodrum, Türkbükü.. O da olmadı, kocamış eşeğin yükü, fark etmez..
Say ki Toroslar’ın Çamlıbel’i.. Say ki Gölbaşı’nın Kurtboğazı..
Her daim eşkıyası var.. Her daim yolcusu buradan geçer, eşkıyasına baç verir..
Kervancısı da verir, yolcusu da yükçüsü de.. İnsanlık şart değil bu boğazlardan geçene.. Kervanın başına koşulan eşek olsan payına düşeni vereceksin..
Hele “Türkbükü boğazına..” sokmuşsan tatilci kervanını.. Hiç çaren yok, vereceksin..
***
Okuyucu sevgili Haşmet Babaoğlu’nu yöreye verdiği hizmetten dolayı fahri Alaçatı Kaymakamı yaptı..
Bizi de ikâmet kaydımıza bakıp Bodrum Mutasarrıfı ilân etti..
Mutasarrıflık eski Osmanlı idare düzeninde valiliğin altında, kaymakamlığın üzerinde bir makam..
Nedense benim gözüm ne valilikte olmuştur ne mutasarrıflıkta.. Oldum bittim kaymakamlığa heves ederim..
Herhalde nefsimi azdıran “kaymak” sözcüğüdür.. Dağılmayıp ana fikre dönelim..
KEÇİDEN KIL UMMA
Fahri idari unvanlarımız olduğundan başımız beladadır..
Bu mıntıkalarda turistik hallere aykırılık oldu mu tatilcinin ağız tadı bozuldu mu hesabını bizden sorarlar..
Sormasalar da bulup, sızlanırlar.. Şahsen, günde dört değilse bile iki üç şikâyet alıyorum..
Müşterim beni ya Bodrum çarşısının esnaf lokantalarından birinde tıkınırken bulur..
Veya beldelerden birinde sürterken.. Daha olmadı cep telefonundan.. Soru, görmemişin oğlunun sünnet düğünündeki havai fişeği gibi gözünüze yapışır..
“Selahattin Bey.. Bizim sitede günlerdir su akmadığını biliyor muydunuz?”
Nereden bileyim? Okuyucu sana sızlandığında “Küt!” diye böyle bir cevap veremezsin..
İçinden “Hayır bilmiyordum ama Gündoğan’daki kuru temizlemecinin neşesinden şüphelenmiştim..” demek geçer, onu da söyleyemezsin..
Söyleyecek bir şeyin olmadı mı mecburen dinleyen taraf sen olursun..
***
Okuyucu senden medet umar..
Bizim milletin huylarından biri de budur.. Bir dertleri olduğunda gelir gazeteci milletini bulurlar..
Hani anketlerde “güvenilir olma sıralamasında..” küme düşme hattında gezinen medyanın leşkerlerini..
Güvenilir olma sıralamasında birinciye gelen askere neden gitmezler de doğruca bize gelirler? Her başları ağrıdığında bize geldikleri halde neden bize güvenoyu vermezler?
Çözülür muamma değildir..
Okurdan şikâyet geldi mi bizim de yapacağımız şey belli.. Şikâyeti gazeteye geçirip, yazıya dökmek..
Yani bais-i şekvayı ahaliden alıp, ahaliye yönlendirmek..
Bu durum “Ben keçiden kıl umarım, keçi benden kıl umar..” halidir.. Mühendislikte emme basma tulumba düzeneğinin ana fikridir..
BEDAVACILIK YOK
Son şikâyet Türkbükü’nün incisi Ship Ahoy’dan geldi.. Sahibi de tanış ama yapacak bir şey yok.. Okurun hakkını arayacağız..
Aslında bu Ship Ahoy’dan ilk şikâyet değil.. Gidişatlarından belli ki sonuncusu da olmayacak.. Buradan gelen şikâyetlerden iddianame yapmaya kalk..
Ergenekon iddianamesi bunun yanında muska kısalığında kalır..
Tabii şikâyetçi olanlarda da kabahat var.. Kardeşim sen emeklisin, sen memursun.. Kredi kartının taksidine güvenip tatile çıkmışsın..
Ne işin var Ship Ahoy’da?
Orası her daim kalabalık her daim oğul veren arı kovanı gibi olduğundan meraklanıyorlar zahir.. Eee! Kediyi öldüren de merak..
Dalıyorlar içeri.. Eğlenceyi ucuza çıkarma kurnazlığı ile bir kola istiyorlar.. Akıllarınca kola için garsona beş lira verecekler..
Para azgınlarının eğlenme mekânından iki lira para üstü alıp sıvışacaklar..
***
Ship Ahoy denilen yerin garsonları kaçın kurası? O mekânda yarım metrekare yerin günlük getirisi iki yüz liradan aşağı değil..
Seni bir kola parasına, o da bakkal tarifesiyle geri bırakırlar mı?
Cumhuriyet dönemi eşkıyalarımızdan merhum Koçero ile Hekimo (Bakın rahmet istediler şimdi..) yıllarca yol kestiler..
Burunlu otobüsleri sıra sıra dizip soydular.. Yıllık cirolarının toplamı, buranın garsonunun bir cumartesi gecesi bahşişine yetişmez..
Hal böyle olunca “Bir kola içeyim de güzellikler alemini seyredeyim..” diyen meraklı tatilcinin burnuna kırk beş liralık adisyonu dayıyorlar..
ASIL BEKLENTİ..
O da kazığın acısı bünyeden çıkmadan gelip bizi buluyor..
Buluyor ki güvenilir olmayan medyanın bir mensubu olarak hizmetimizden sebeplensin..
Tabii asıl beklenti yazıdan değil.. Elime alacağım kalın bir sopadan..
Elimde sopa gidip Ship Ahoy’un garsonlarına “gözlerinden sevgi akan bir sokak köpeği haşinliği” ile dalacağım..
Zaloğlu Rüstem kuvvetinde olduğumuzdan karşı koyamayacaklar.. Allah yarattı demeyip kafa göz dağıtacağım..
Hasan Cemal’in ablası Berin Hanım’dan bir kola için tahsil edilen kırk beş lirayı geri alacağım..
Asıl beklenti bu..
Berin Hanım benim okur-u sadıkanımdandır.. Harika bir kadındır.. Hayattaki tek yanlışı Hasan Cemal’in ablası olmasıdır ki bu kadar kusur kadı kızında da olur..
***
Vukuatımızdaki aykırılık şurada..
Kendi kardeşi memleketin bu kadar itibarlı bir köşe yazarı.. Çankaya adamı ile yemek yiyor, öbür gün Dışişleri Adamı’nı gezdiren özel uçağa kuruluyor..
Adam kardeş değil fahri cumhurbaşkanı..
Hal böyleyken Ship Ahoy’da bir kolaya verilen kırk beş liranın hesabını öz kardeşi değil ben soruyorum..
Öz kardeşe tercih edilmemin sebebi “Memleketin en kalemi kuvvetli gazoz yazarı..” olmamız değil elbet..
Kazık yemede ihtisas sahibi olduğumuzdan “damdan düşen bilirkişi..” sayılıyoruz..
Lafı uzatmadan görevimizi yerine getirelim..
Berin Hanım’a kırk beş liraya kola içiren Ship Ahoy’a kınama cezası verelim..
Bu onlara bir ders olsun..
“Kınama yavrum beni kınama.. El içinde oldum sinema..” diye sızlanmasınlar..
Bu yazı toplam 8 defa okundu.