Üstelik fakirinkinden farkı yok.. Sadece belirtileri ve sonuçları farklıdır.. Zengin takımından kimin cinnet geçirdiğini anlamak için boşuna üçüncü sayfa haberlerini didiklemeyin.. Cemiyet haberlerine bakın.. Ekonomik sayfalardan satır aralarını okuyun..
Kadim zamanların lafıdır..
Zengin söylerse “beli” derler.. Fakir söylerse “deli” derler..
Tırnak içindeki “beli” sözcüğünün Osmanlı Türkçesi’ndeki karşılığı “evet” olduğunu da kayda geçelim ki hikmetli lafımızın kastı anlaşılsın.. Söylemek istediğimiz şudur:
Zenginin beyni başka türlü işler, fukara kısmının başka..
Hoş zenginlere sorsanız “fukara kısmının kafası da işlemez” deyip işin içinden çıkar.. Bu da başka..
Bendeniz “beyin” denilen organın fonksiyonlarını incelerken zengin fakir ayırımcılığı yapacak biri değilim..
Meseleye bilimsel yaklaşıyorum..
***
Dünkü risalemizdeki soru neydi?
Hatırlatalım.. Aşırı sıcaklar beyni fokurdatıyor bu da kişide “cinnet geçirmesine” sebep oluyordu..
Bu da yılın belli bir mevsimine denk geliyordu..
Önce global ısınma yüzünden yaşanan “mevsim kaymaları” bizi kıllandırdı .. “Cinnet mevsiminde” neden kayma olduğunu sordurdu?
Ardından da asıl soruyu aklımıza düşürdü:
Neden cinneti hep fakir fukara takımı, dar gelirliler geçirir de zenginler geçirmez?
Neden cinnet geçiren bir TÜSİAD üyesinin haberini gazetelerde okuyamıyoruz?
Neden banka, fabrika, holding sahibi büyük bir işadamı beş yıl içinde üç kez evlenip boşanan kızını Reina’da pompalı tüfekle kovalamaz?
Kişideki “R Kompleksi” dediğimiz saldırganlık genlerine ev sahipliği yapan “beyin sapı” zenginlerde farklılaşıyor mu?
HANGİSİ DOĞRU?
Telaşlanmanıza, hemen “Devlet beyin sapımıza sahip çıksın..” diye bağrışmanıza gerek yok!
“Cinnet geçirme” konusundaki demografik sonuçlar hep fakir fukarayı işaret ediyor ama bu zenginlerin de “cinnet geçirmediği” mânâsına gelmiyor..
Evet, zenginler de cinnet geçiriyor ancak bunun sonuçları hayatımıza farklı farklı yansıyor..
Aradaki farkı, sahip olunan imkânlar yaratıyor..
Kadın dırdırı sadece fukara evine mahsus bir şey değildir..
Zengin evinde de aynı dırdır vardır..
Fukara kocanın sabrı tükendiğinde, avukatını arayıp “Bizim hanımın vadesi doldu.. Artık bir çaresine bakalım..” diyecek hali yoktur..
Aklına ilk gelen çare evdeki kullanılmayan nacağı bulup, elinin altında bir yerlere koymaktır..
Günü geldiğinde o nacağı kullanıp sakinleşecek, kaybedecek bir şeyi olmadığından gidip teslim olacaktır.. Zengin bunu yapamaz..
Evinde nacak olmadığından değil, kaybedecek şeyi çok olduğundan göze alamaz.. Aklındaki infazı boşanma avukatına yaptırır..
“Hangisi daha iyi? Daha sağlıklı? Daha hijyenik?” derseniz bilemiyorum.. Aklıma bu durumlarda hep aynı hikâye gelir..
***
Adam kendini içkiye vermiş.. Sabah akşam içmeye başlamış.. Bir hafta, iki hafta, üç hafta..
Durumu yakın arkadaşlarının dikkatini çekmiş.. Bir gün meyhanede etrafına oturup “Yahu bu halin nedir? Bir aydır sabah akşam içiyorsun.. Derdin ne?” diye sormuşlar..
Adam acı acı gülmüş..
“Hatırlıyor musunuz?” demiş.. “Şu kadını öldürsem de kurtulsam diye yakındığım günleri..”
“Evet.. N’olmuş?”
“Sizler de bana deli misin, bir delilik yapıp yirmi yıl yatmaya değer mi diye engel olmuştunuz..”
“Eeee!”
“Yirmi yıl geçen ay doldu da..”
ZENGİNDE FARKLI
Parası çok olan da cinnet geçirir ama bu gazetelere üçüncü sayfa haberi olarak geçmedikçe hemen anlaşılmaz..
Belirtileri bir yap-boz’un parçaları gibidir.. Cinnet resminin ortaya çıkması için birilerinin onu birleştirmesi lazımdır..
Temsil.. Sahip olduğu şirketler grubu geçici bir nakit sıkıntısı geçirirken “cinnet alametleri gösteren patron” el altından altmış metreden başlayan devasa yatların kataloglarını inceleme başlar..
Zaten kırk metrelik bir yatı varken ikincisini ne yapacak sorusunu sormaya fırsat kalmadan gider gözüne kestirdiğini satın alır..
Sonra geriye sayma başlar..
Bunun manası mı?
O kişi dünyanın malını mülkünü durduk yerde aldığı o ikinci yata yükleyip topluca batıracak demektir..
Fukara cinnet geçirdiğinde eline aldığı kırma tüfeğe kaç fişek sokabildiyse o kadar insanı öldürür..
Zenginin cinneti, şirketlerinden ekmek yiyen onca insanı da telef eder..
***
“Köylüyü hayırsız evlat, memuru süslü avrat batırırmış..”
Eskiler böyle söyler..
Zenginlerin çoğunun evlattan da avrattan da yana kısmetleri kapalıdır..
Bu da “cinnet geçirme potansiyellerinin” yüksek olduğunun işaretidir..
Hayırsız evlat, botokslu avrattan daha kalıcı beladır.. Birini nihayet avukat halleder.. Lakin hayırsız evlada karşı tedbir yoktur..
BELİRTİLERİ VAR
Sağlık nedenleri ile ortaya çıkan alametleri konu dışı bırakıyoruz..
Genellikle “zengin erkeğin ikinci sünneti” sayılan by-pass ameliyatlarından sonra ortaya çıkan belirtiler cinnetten sayılmaz..
Çünkü ameliyata uyum için verilen ilaçların erkeği gel-git akıllı yaptığı, özellikle de cinsel olarak azgınlaştırdığını daha evvel anlatmıştık..
(Bakınız: Azgın Teke başlıklı risalemize..)
Diğer belirtileri sizler de takip edebilirsiniz..
Temsil adam durup dururken eşini boşar.. Gider kendinden yaşça küçük biriyle evlenir..
Eğer kızın boyu adamınkinden yirmi beş santim uzun olmasa belki normal gelebilir ama bu bir cinnet alametidir..
“Erkek el ele yürürken biraz zıpladı mı o fark da kapanır..” diyenlerin gözü kapalıdır..
***
Ana, baba sofrasında hoşafa yıllarca talim ettikten sonra parayı bulup, birden “şarap işine” merak salmak da bir cinnet alametidir..
Hoşaftan şaraba yatay geçiş olmaz.. Büyüdüğü taşra evindeki tek resimli obje, duvara asılı su içen geyik kilimi veya ayna üzerine çizili Şahmaran resmi olan yeni zenginin “tablo toplamaya merak salması” da başka bir cennet alametidir..
İpuçlarını ben verdim..
Örnekleri çoğaltması gayri sizden.. Yormayın beni..
Bu yazı toplam 0 defa okundu.