Başlıktaki “Amerikano” lafına bakıp da hemencecik hüküm vermeyin.. Niyetim, yazının içine süper bir gücü katıp “siyasi mesaj verme” değil.. Lafı kadın kısmı arasında salgın hale gelen yeni bir kâğıt oyununa getireceğim..
Yazıdan firari olduğumuzdan başıboş gönlümü Bodrum dışına saldım..
Ege bölgesindeysem, Bodrum Yarımadası’nın dışına çıkmışsam çaresi yok.. Mutlak surette kız kardeşimin kapsama alanına girerim..
Çeşme’de de karşına çıkar, Çandarlı Koyu’ndaki Şakran’da da.. Çeşmealtı’nda yakalanırsın.. Urla’da eline düşebilirsin..
Narlıdere’de isen hiç şansın yok.. İstersen resmi bir ziyaret için gel.. “Amerikano Çetesi..” yeni kurbanını bekliyor olacaktır..
***
Oyunun İstanbul’daki adı Amerikano.. Ege ahalisinin mutlu kadınları buna “Küt” adını takmış..
Sözcüğün hiçbir mânâsı yok..
Oyunculardan biri eli “küt” diye bitirdiğinde, yüksek sayı ile yakalanan diğer oyuncuların girdiği şoku tarif eden bir sayha..
Basit bir oyun..
En fazla dört oyuncu ile oynanıyor.. On üç kâğıt dağıtılıyor.. Blum, Konken veya Çanak’ta olduğu gibi elindeki kâğıtları aça aça bitiriyorsun..
Oyunu bitirene çizik atılıyor.. Bitiremeyenlerin elindeki kâğıtların toplam değeri ceza olarak yazılıyor..
ÖZELLİĞİ NE Kİ?
Evet! İyi soru.. Böyle enayi bir oyun ne özelliği var ki milleti kendine esir ediyor?
Cevap veriyorum: “Yanıt yok!”
Gelin görün ki ev kadınından öğretmene, banka çalışanından memur emeklisine kadar.. Her türden, her meslekten yığınla kadın kendini buna kaptırmış..
Bir dörtlü buldular mı saatlerce oynuyorlar.. Kocalar ise oyun süresince özgür kalıp “kafa dinlediklerinden..” hiç itiraz etmiyorlar..
Hani mümkün olsa da her oyun partisi bir hafta sürse.. O zaman dilimi tatil yerindeki koca kısmına “tek kişilik balayı..” gibi gelecek..
Kumar da sayılmaz..
Çünkü beş kuruşa on kuruşa onanıyor.. Bilemedin yirmi beş kuruşa.. Onu da yerden kâğıt çektiğinde çanağa atıyorsun..
Parti bittiğinde oyunu kazanan çanaktaki birikmiş parayı alıyor..
Kâğıt çekmesi yirmi beş kuruştan sabaha kadar oyna kazancın yedi sekiz lira.. Zararın da o kadar..
Buna rağmen kadınlar arasındaki cazibesi yüksek.. Sanki Monte Carlo kumarhanelerinde rulet döndürüyormuş gibi heyecanlanıyorlar..
***
Benim kadersizliğim başta kız kardeşimin, sonra da yakın çevresinin bu oyuna fena dadanmış olması..
Ellerine düştüm mü bitti gayri.. Sabaha kadar uyku yok..
Farkına varmadım da bir yerime çip mi taktılar ne? Sessiz sedasız ziyarete gitsem Türkân Hanım İzmir’den, Altan Hanım Güzelyalı’dan, Hale Hanım Çeşme’den koşup geliyor..
İki masalık kumarbaz kız başıma toplanıyor.. Niyetleri beni telef etmek..
Herkesi atlatıp tek başıma kalsam bu kez kız kardeşime yakalanıyorum ki hepsinden beter.. Sabah akşam oynatır adamı..
On dakikalık mola istersin vermez.. Masanın üzerinde uyumaya razı..
BÜYÜ KÜLTÜRÜ
Oyun bu kadar enayi, ilgi bu kadar yüksek olunca işin içine kaçınılmaz olarak büyü faaliyetleri de giriyor..
Oyun başlarken gözlüyorum bunu..
Kiminin uğurlu yüzüğü var, filanca parmağa takıldığında “joker” çektiren..
Kimi bileziğini çıkarıp bozuk para destesinin arasına koyuyor..
Kimi çift şeker sevdiği halde çayı şekersiz içiyor.. Kimi boynundaki eşarbın ucuna düğüm atıyor..
Uğur getirsin diye “Kurbanlık koca kesene” rastlamadım daha..
Türkân Hanım büyü konusunda daniskalı.. Yani doktora sahibi.. Para torbasında muska bulundurur..
Ne kerametim varsa benden bile muska almıştır.. Hatta bazen İstanbul’dan telefonla muska yazdırdığım olmuştur..
***
Bozuk para bu kızlar için “Cumhuriyet altını” kadar kıymetli.. Yolda yürürken yerde bir on lira bulsalar sevinmezler..
Yirmi beş kuruşa denk geldiler mi havalara zıplarlar..
Memleketin Darphane Emiri her kimse kayıtlarına baksın.. Türkiye’de en fazla bozuk paranın Ege bölgesinde dolaştığını görür..
Esnaf da yılmış bunların elinden..
Elli kuruşluk bir şey alıp adama yirmi lira uzatırlar..
“Mümkünse paranın üzerini bozuk para olarak alayım..”
İÇİNDEN ÇIKILMAZ..
Ege bölgesinde, özellikle tatil yerlerindeki bakkalların, manavların kadın müşteri görünce gerilmelerinin birinci sebebi budur..
Bakkalın, manavın uyanığı elindeki çantasını sallaya sallaya gelen kadın müşterisini daha uzaktan teşhis etti mi ilk iş, kasadaki bozuklukları saklıyor..
Beceremeyen siniryâb oluyor..
Televizyon günlük hayatımıza girdiğinde ev kadınlarının ilk işi birer dantelli örtü işleyip tepesine koymak olmuştu..
Şimdi o kadınlar “Küt” oynarken çıkarmak üzere bozuk para çantaları tasarlıyorlar..
Temsil, kız kardeşim kendisine bir tane yapmış..
On santim eninde, yirmi beş santim uzunluğunda beş ayrı cepten oluşan bir çanta..
Ceplerin birincisinde bozuk beş kuruşluklar var.. On, yirmi beş, eli.. Son göz ise bir liralıkların.. Her cep fermuarla açılıp kapanıyor..
Neyine lazımsa fermuarın iki yakasına dantel oyasından şerit işlemiş..
Biri “Küt çantası” yaptı, diğerleri durur mu? Salgın hemen başlamış.. Kişisel yaratıcılık, diğerlerininki ile boğuşuyor..
Dantellisi, yalısı, uğur olsun diye ucuna tavşan, ayıcık bağlanmış olanı..
O çantalardan ikisini üçünü seç.. Avrupa’nın en seçkin psikiyatrlarının önüne koy.. Çanta sahiplerinin de CV’sini ekle..
Yani bunun sahibi öğretmen, bununki avukat diye bilgi ver..
Adamlar dumura uğrasın..
***
Peki sana ne zararı var da bu kadar dillendirdin bu meseleyi diye soracak olursanız onu da arz edeyim..
Bodrum dışına bir çıktım.. Üç günde toplam yedi sekiz saat ya uyudum ya uyumadım..
Geri dönerken de dört saatlik yolda üç kez “uyku molası” verdim..
Aralıksız “Küt” oynamaktan imaj mekanizmam sarsıldı..
Yan yana yürüyen üç kız gördüm mü “Elimde üç dam var..” diye düşünüyorum..
Saçlarına ak düşmüş üç erkek gördüğü zaman da “Papazları üçledik..” deyip, etrafta dördüncüsünü aranıyorum..
Bu yazı toplam 4 defa okundu.