Gümüşhane
Yolculuğumuzun 18. günündeyiz. “Baştan aşağıya Karadeniz, aman görülmedik, ayak basmadık yer kalmasun” isimli seyahatimiz giderek Marko Polo’nun Çin seyahatine dönüşüyor. 2 haftada döneriz dedik, daha yolun yarısını bile yapamadık.
Anayoldan saptın mı (ki sık sık onu yapıyoruz) kaybolmamak mümkün değil. Zira bu memlekete iki şey gelmemiş: Bir: Sifon. İki: Yol tabelası.
Tümüyle yok değil. Ara ara “Kadırga Yaylası” falan gibi tabelaları görmüyor değiliz. Ama tabelası olanları harita ile de bulmak mümkün.. Ama ne zaman lazımsa, diyelim ki Korom Vadisi’ne girdik, yol yok iz yok, medeniyete dair tek iz lastik izleri işte o zaman tek bir tabela yok. Hem de kilometreler boyunca.
İpek Yolu zamanlarından kalma bir han bulma uğruna Camiboğazı geçidinden sonra tümüyle kaybolduk. En son yazımda “kuş uçar ama kervan geçmez” diye yazmıştım Camiboğazı için ama yanılmışım. Meğer buradan da geçermiş kervanlar. (Hatırlatırım: 2300 metre) Ve onların konakladığı yüzlerce hanlardan bir taneciği HALEN ayakta! Boğazın biraz ilerisinde.
Kemerli tonoz şeklinde, en az bir metre kalınlığında duvarları olan U şeklinde bir han! Üstü komple toprakla kaplı. İnanılır gibi değil!
İpek yolu günlerinden kalma bir yapı!
Niye ayakta? Çünkü içinde insan yaşıyor! Bildiğimiz köylü. Bir güzel sıvamışlar, kapıyı bacayı tamir etmişler, mis gibi oturuyorlar. İçerisi sıcacık. Bir soba her yeri ısıtıyor. Sahibi Coşandere muhtarı. Dedesi imiş hanın sahibi.
İşte ondan sonrası tam bir macera oldu. Bulutyayla diye bir yere çıktık. Daha doğrusu çıkmışız. Haritaya bakıyoruz etraf kilise kaynıyor. Girdik bir kahveye sorduk. “Ha böyle inin daa. Hepsi orda..” dediler yolladılar bizi.
Aşıtı aşar aşmaz başka bir ülkeye girdik sanki. Tek bir ağacın bile olmadığı, komple çıplak, komple kaya, çorak mı çorak bir vadi. Adeta Mars. Dağların Gümüşhane tarafıymış meğer. Allah’ın da insanların da unuttuğu bir yer.
Kiliseler indikçe çıkıyorlar gerçekten karşımıza. Her biri bir başka tepede, birbirini görür şekilde en az 20 tane kilise. İki tanesi hariç (çünkü bir tanesi cami olmuş, öbürü de ahır) hepsi yıkılmak üzere. Çatıları gitmiş. Duvarlar ayrılmak üzere. Bu arada ahır olanda muhteşem freskler (resim) vardı. Meleklerin falan gözlerini oymuşlar ama olsun. İyi ki ahır olmuş dedik. Çatısı sağlam oldukça ayakta kalır. Ayakta kaldığı sürece de kurtarılma ihtimali var demektir. (Kim yapacak tabii bilmiyorum)
Aşağıya ine ine İmera köyüne kadar vardık. Son kiliseyi de gece yarısı fenerle gördük. Fakat harita üzerinde neredeyiz en ufak bir fikrimiz yok. Ortalıkta tek bir insan yok soracak.
En küçük bir bilimselliği olmayan bir yöntemle doğu batı tayini yaparak yola devam ettik. Tesadüf tanrısı yardım etti. Baktık Gümüşhane’deyiz. Oh! Medeniyet medeniyettir!
Zigana’yı tersten yapacağız mecburen.. Tabii yine bir han, bir göl, bir manastır uğruna yoldan çıkmaz isek.
Yarın “Allah Kerim”den bildirmek üzere.
Bu yazı toplam 5 defa okundu.