Bu köşeyi arada sırada okuyup “Ne diyor bu yav” diyenlere küçük bir özet geçeyim: Tam 21 gündür Doğu Karadeniz’in ne kadar vadisi, ne kadar yaylası, ne kadar deresi, ne kadar kovuğu varsa Manita Bey ile beraber gezmekteyiz. Yaptığım yalandan da olsa planın tam 8 gün gerisindeyiz.
Sümela Manastırı’ndan biraz daha yukarı çıkalım bakalım ne varmış derken bildiğiniz gibi dağı aşıp, Korom Vadisinde kaybolmak suretiyle kendimizi Gümüşhane’de bulduk en son. İtiraf edeyim ki hayli sıkı bir macera idi. Medeniyeti tekrar görebilecek miyiz diye düşünmeye başlamıştım doğrusu. Zira yol ve yer tabelası söz konusu vadide en fazla sözlükte güzel bir madde.
Gümüşhane’de Çimenler Otel’de bir gece konakladıktan sonra Karadeniz’in en meşhur geçidi Zigana’dan Trabzon’a geçelim dedik. (Bu arada Çimenler Otel Gümüşhane’den hiç beklenmeyecek kadar havalı bir otel. Duvarları kırmızı, mobilyalar seçmece, röprodüksiyonlar Miro falan..) Ama 1990’da açılan tünelli münelli yeni kısa yoldan değil, eski tarihi yoldan.
Klasik bir Mutlu-Manita Bey yolculuğu yine gerçekleşti ve herkesin taş çatlasa 4-5 saatte aştığı geçidi biz bir türlü aşamadık.
Önce bir Limni gölünü bulacağız diye tutturduk. Otelde fotosunu gördük pek beğendik. Üç kere denedik. Oradan giriyoruz olmuyor, buradan giriyoruz olmuyor. Bu arada yollar berbat, arabayı yeniden patlatacağız diye de ödümüz kopuyor. Cep çekmiyor, civarda yerleşim de yok gidip telefon edesin. Zigana’da kurda kuşa (ve ayıya) yem durumu yani.
Sonunda vazgeçtik. Bir şeyi de posterinden görelim sadece dedik. Fakat Zigana Köyü’ndeki Azmi Aytekin’e uğramadan olmazdı. Azmi Bey, Zigana’dan çıkmış bir ressam. 72 yaşına süper bir ağbimiz. İlkokul 3’te iken “Ben resim yapacağım” demiş bir daha da kimse elinden alamamış kağıdı, kalemi, fırçayı. Dünyanın her yerini gezmiş dolaşmış. Zigana’ya dönüp Güneş Sanat Galeri’sini açmış.
Tabii ki köyü kaçırdık. Zira devletimiz yapabileceği en lüzumsuz şeyi yapıp her yerin adını değiştirmiş. Aman Rum kökenli olmasın, aman Gürcü kökenli olmasın, ama Ermeni tınılı olmasın diye binlerce köyün binlerce yıllık isimleri saçma sapan isimlerle değiştirilmiş. Artvin’de Gürcistan sınırında EFELER diye bir köy var mesela. (Eski adı Eprati. Gürcüce. Kayalık demekmiş.) Artvin’de efenin işi ne? Hiç olmazsa zahmet edip çevirin, yeni ismi öyle koyun ve Artvin’e durduk yere efe göndermeyin. Ben bundan daha büyük bir vahşet bilmiyorum. Türkiye’ye ve bütün tarihine yapılmış koca bir terbiyesizlik.
Köylü haklı olarak eski isimleri kullanıyor. Elimizdeki haritada ise yeni isimleri var. Yani bu nasıl karışıyor, nasıl sinir bozucu bir hal alıyor anlatamam. Zigana Köyü’ne de “Kalkanlar” şeklinde süper uyduruk isim vermişler. Köylü karşı çıkmış gitmiş eski ismini geri almış. Almış ama tabela karışıklığına bir son verilmiş mi? Yok. Ne oluyor? Fazladan bir 20 kilometre.
Muhabbet, çay, laf üstüne laf, çıkamıyoruz bir türlü yola.
Sonunda bir şekilde kopardık muhabbeti. Hamsiköy’e kadar sisler içinde vardık. Hava nasıl kapadı, nasıl kapadı. Ha gümbürdeyecek, ha gümbürdedi.
Sütlacı ile meşhur Hamsiköy, güzergah değişince pek hüzünlü bir köye dönüşmüş. Millet har gür yeni yoldan gidiyor, bizim gibi meraklılar dışında uğrayan yok. Eskiden bir sürü sütlaç dükkanı varken kala kala Osman Ağbi’nin Yayla Restoran’ı kalmış.
Ama ne kalma! Dünya üstündeki hiçbir sütlacı Osman Ağbi’nin sütlacıyla değişmem. Beş dakikada ikişer sütlacı anında devirdik, hani utanmasak birer tane daha götüreceğiz.
Bizim niyet de Hamsiköy’de çadır kurmaktı. Zavallı zavallı bakınıyoruz, suya gömülmeden nerede çadırlanabiliriz diye. Yağmur da başladı, başlayacak. Osman Ağbi, sonunda dayanamadı patlattı. “Ha bizde kalın daa!”
Yok mok demeye kalmadı bir baktık benim kırmızı çanta Osman Ağbi’nin evine doğru gidiyor.
İşte Türkiye böyle bir ülke. Az evvel alelade bir müşterisi iken şimdi Osman Usta’nın tanrı misafiri olarak mis gibi çarşaflarının üstünde yatıyoruz. Bunu anlayabilecek başka bir millet daha var mıdır acaba?
Bu yazı toplam 5 defa okundu.