02 Aralık 2008 Salı 16:27
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Mutlu Tönbekici
Kito yaylasında bir kartal yuvası: Koçira
29 Ağustos 2008 Cuma
Mutlu Tönbekici   e-posta : mutlu.tonbekici@gmail.com

Karadeniz, artık Ayşe Arman sayesinde midir nedir acayip turistik olmuş.

Tabii belli noktaları.

Uzungöl mesela feci! Uzun değil “Korkunçgöl”! Aklı olan gitmez. Bir zamanlar dünya güzeli küçük bir gölcük varmış, etrafında otelleri kondurmuşlar da kondurmuşlar. Ama öyle düzgün yerler değil. Beton üstü ahşap kaplattırmaca/kakalamaca. Hepsi birbirinden keko. Plastik sandalyeli Kıro Palaslar. Gruplar gelsin gruplar gitsin, fiks menü yesin, çeksin gitsin, tam bir doldur boşalt sistemi.

Hele bir tanesi var, tam bir askeri gazino gibi. “Oraya oturma”, “burada ayakta durma”, “hayır aynı anda masada hem balık yenilip hem kahve içilemez”.. Çok caz yaptın mı “masa rezerve, kalkın” demeler... Eaaah! Hiçbir yerde de bu kadar “yürüyen lira” yerine konulmamıştık yani. Sinirledik mi? Sinirlendik.

Manita Bey de ayıptır söylemesi sinirlenince on kaplan gücünde oluyor. Ne oluyor ondan sonra? Açlıktan geberilse bile gidiliyor. (Merak ediyorum: Güzel bir doğa parçasını bizden daha hızlı bozabilen bir millet var mı dünya üzerinde?)

Anında indik sahile, bastırdık Çamlıhemşin’e. Gece Fırtına Deresi kenarında adı da Fırtına Pansiyon olan çok sevimli bir pansiyonda kaldık. İlkokuldan bozma dünya tatlısı bir yer.

Sabah kalktık kendimizi Kito yaylasına vurduk. Zilkale’yi falan geçiyorsun sonra çılgın bir orman yoluna giriyorsun. 2300 metrede. Her seferinde aynı lafı ediyorum biliyorum ama bu yol bütün rekorları kırdı. Geçtiğimiz en kötü yoldu. Adı yol. Ağaçların arasında bir boşluk yaratılmış da diyebiliriz. Dünyanın bütün çukur ve tümsekleri oradaydı. 15 kilometreyi birinci vitesle gitmekten arabanın beyni kafayı yedi. Bir “yakıtınız 20 kilometrelik kaldı” diyor bir “70 kilometrelik”.. Sonra “110”... Sonra gene “20”..

Çıkana kadar çok küfür ettik. Orayı yayla yapana da yerleşene de.. Çıktıktan hemen sonra da bir şey anlamadık zira sis içindeydik.

Derken güneş batmaya başladı, sis dağılır gibi oldu ve muhteşem bir şey oldu. Sislerin arkasından bütün heybetleriyle Kaçkar zirveleri çıktı.

Uyyyyy! Harbiden “uy” yani...

Haftalardır yayladan yaylaya koşturuyoruz ama en heyecan verici manzara kesinlikle burada. Kaçkar Zirvesi’ne en yakın olduğumuz yer burası sanırım şimdiye kadar. O dağlar nasıl görkemli, nasıl yakın ve aynı zamanda uzak.

Bir de dünya şirini bir pansiyon kurmamış mı Serhan Ağbisi oraya... “Koçira”. Ne demek bilmiyorum, Hemşince bir manası vardır muhakkak.

Yorgun argın bütün dağcılar oradaydı. Zira insanlar bizim gibi “oturing” değil ciddi “treking” yapıyorlar. Tanışıldı, kaynaşıldı, nefis bir mangal yakıldı, içinde ısırgan otundan, fasulyesine, eriştesinden acısına aşure gibi her şeyin olduğu nefis bir çorba içildi, dia gösterileri yapıldı, şaraplar içildi ve akabinde dağcılar odalarında biz çadırımızda horul horul uyuduk. Biraz üşüdük ama olsun.

Şimdi bu yazıyı, Kaçkarların arkasından doğan güneşe karşı, ineklerin çan sesleri eşliğinde çadırımın içinde yazıyorum. Hımmm..

Kito’yu yaylaların şahı ilan ettim.

Bu yazı toplam 4 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.58581.5934
Euro2.00522.0149
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu