An itibarıyla bir lokantacıyla bıçak kavgası yapmaktayım. Mevzu şu: Ayıptır söylemesi et yiyoruz. Dere kenarında bir “ kendin pişir kendin ye” olayı. Etler taze, haliyle sert.
Dedik “ Dayı yok mu bıçak?”.
Dedi “ Burada bıçak yok. Elle yiyeceksiniz.”
Dedik “ Yav aynı zamanda çalışacağız, ellerimiz bilgisayarda, yağlanmasın, çatal bıçakla yemek istiyoruz”
Dedi “ Olmaz öyle. Her şeyin bir bedeli var. Bir güzellik yaşamak istiyorsanız bir başka şeyi feda edeceksiniz”
Hadeee... “ Dere kenarı bilgesi” vazife başında!
İyi güzel de diyemiyorsun ki “ Dayı etler biraz sert yav! Ne güzelliği?”
Güldük ettik en sevimli olmaya çalışan halimizle “ Ya öyle de ama işte çalışmak mecburiyetindeyiz n’apalım.. Yoksa biz de meraklısı değiliz çalışmaya.. Ama görev bekliyor zart zurt... heh hüh” diyoruz ama bana mısın demiyor.
“ Yok bıçak. Üzgünüm” dedi gitti gülümseyerek.
Üzgünüm lafını Karadeniz bölgesinde duyacağımı doğrusu hiç ummazdım. Televizyon dili denen şey kanser gibi yayılıyor gördüğünüz gibi. Dahası “üzgün” bir Karadenizli ne manaya gelir ona dair de en ufak bir fikrim yok. Hakikaten “üzgün” mü yoksa “ bükerim belanı” mı demek istiyor bilemiyorum. Sevimli bir adama benziyor üstelik ama belli olabilir mi? Fakat bildiğim tek şey etler öyle dişle mişle koparılacak gibi değil. Ya komple yutup tıkanarak öleceksin yada açlıktan.
Bu arada Manita Bey de kendini mangal erkekliğine kaptırdı pirzolaları bol keseden pişirip duruyor. (Her erkek, mangal önünde on mağara adamı ruhundadır) Önüme pişmişleri böyle uzaktan uzaktan atıp duruyor, tabağımda bir pirzola dağı oldu ama tekini bile yemeyi başaramıyorum.
Yalvaran gözlerle hancıya pardon lokantacıya bakıyorum, çayını karıştırarak keyifle başka taraflara bakıyor. Hınzır, kasten yapmıyorsa ne olayım.
Bir delikanlı dolaşıyor ortada belki onu kandırırım dedim, hiç tınmadı bile.
Sonunda, artık yüzümü nasıl ekşitip buruşturup yamulttuysam (ve sert Karadeniz insanına uzaktan kim bilir nasıl tahammül edilmez bir şekilde ‘ kaprisli şehir karısı’ olarak göründüysem) bir genç kız mutfaktan hışımla çıkıp yanımıza geldi ve dev bir mutfak bıçağını drank diye masamıza bıraktı. Ve tek kelime etmeden arkasını dönüp gitti.
“ Vöh” dedi dumanlar arasından Manita Bey. “ Bıçağı masaya saplamadığına dua et”
Dev bir bıçak ile pirzolacıklarımı acilen kesip indirebildiğim kadarını mideye indirdim. İşim bittikten tam 3 saniye sonra haşin abla geldi, gene tek kelime etmeden bıçağını aldı gitti.
Evet hanfendi neye bağlıyoruz olayı? Yerimiz bitmek üzere.. Son cümleleri alalım.
Şudur: Bura insanları kadınlı erkekli sert arkadaşım. Turizm yapacaklar iyi güzel ama bu sertlikle nasıl olacak da olacak merak içindeyim.
Eee?
E’si yok. Bu da böyle bir anım işte. Aaa. Tamam dağılın. Yok mesaj masaj..
Bu yazı toplam 8 defa okundu.