02 Aralık 2008 Salı 21:29
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Hasan Cemal
Erdoğan-Bush ve PKK’nın istikbali...
09 Kasım 2007 Cuma
Hasan Cemal   e-posta : h.cemal@milliyet.com.tr

Tayyip Erdoğan-George W.Bush’un hafta başında Beyaz Saray’daki zirvesinden çıkan sonuç, “Kalkın ey ehli vatan; Kuzey Irak’a gidiyoruz” korosunu kesmedi. Tam tersine, onlara sorarsanız, “dağ fare doğurdu”, “Ak Parti hükümetinin ABD’ye teslimiyeti” tescillendi. Bush, “kuru” ve “içi boş vaadler”le yine Türkiye’yi “oyalama” yolunu seçti. “Ulusal onurumuz” bir kez daha yara aldı, vs.vs.

Uluslararası ilişkiler, uluslar arası dengeler ve Türk-Amerikan ilişkilerinin doğası ve yapısı hakkında asgari bir fikre ve anlayışa sahip olan hiç kimse, Washington görüşmesinin “başarısızlık”la sonuçlanmasını bekleyemezdi. Zira, günümüz dünyasında, hele konu Irak’ı ilgilendiriyorsa, ne Türkiye ABD ile, ne de ABD Türkiye ile ilişkilerinin kopmasını ya da tamir edilemeyecek düzeyde bir hasar almasını kabullenemez.

Taraflar, ne yapıp yapıp, bir “uzlaşma zemini”ni oluşturacaklardı. Öyle de oldu.

Yine, uluslararası siyaset ve basit bir tarih kavrayışı olan herhangi bir kimse, ilişkileri ne kadar “sancılı” olursa olsun, ABD’nin, Türkiye ile PKK’nın bir teraziye koyarak tavır almaya mecbur kaldığı takdirde, Türkiye’yi seçeceğini bilir.

Değil PKK’yı, Türkiye ile Irak Kürtleri arasında bir “tercih”e mecbur bırakıldığı takdirde, Washington’un ibresini Türkiye’ye doğru çevireceğini de bilir. İşin ilginç tarafı, bunu en iyi Iraklı Kürt liderler biliyor. Bu “gerçek”, Türk-Amerikan ilişkilerinin dibe vurmuş sayılacağı 2003 yılındaki Irak Savaşı’nın ilk günlerinde bile geçerliydi.

2003 Temmuz’unda, Türk-Amerikan ilişkileri, 1 Mart Tezkeresi’nin travmasını yaşadığı sırada, Süleymaniye’deki Kürt yönetiminin Başbakanı Barham Salih (şu sırada Bağdat’ta Irak Başbakan Yardımcısı) bir sohbetimizde, “Biz Kürtler hayal görmüyoruz. ABD, bizimle Türkiye arasında bir tercih zorunda kalsa, elbette ki, Türkiye’yi seçecektir. Bundan en ufak bir kuşkumuz yok” demişti.

Barham Salih, Amerikalıların, kendilerini en yakın hissettiği Kürt liderlerin başında geliyor. 1990’lı yılları Washington’da Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin temsilcisi olarak geçirmiş, ABD’li yetkililerle kurulabilecek en yakın ilişkileri kurmuştu. O, öyle söylüyorsa, öyledir.

21 Ekim’deki kanlı PKK saldırısından bir gün sonra Başbakan Tayyip Erdoğan ile İngiltere’ye gittik. Orada, üç ay öncesine dek Bağdat’ta Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri konumunda bulunan Kamran Karadaghi’yi gördüm. Türkiye’de öfkenin inanılmaz derecede yükseldiğini, bunu Irak Kürt liderlerinin gereğince “iyi okuyamadığını”, Kürt liderlerin ABD’ye “güvenmeleri”nin son tahlilde bir yanılgı olacağını söyledim.

“Tüm Kürt liderler, ABD’nin kendileriyle Türkiye arasında tercih yapma durumunda kalması halinde, Türkiye’yi tercih edeceğini biliyorlar. Bundan en ufak bir kuşkuları hiçbir zaman olmadı” karşılığını verdi.

Bunu, bir türlü anlayamayanlar daha ziyade Türkiye’de yaşıyorlar. Ve, bu nedenle, Erdoğan-Bush görüşmesinin sonuçlarından hiçbir şey anlamadılar.

PKK, ne yaparsa yapsın; yaptıklarında Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin “gevşekliği”nden ne derece yararlanmış olursa olsun; hatta Mesut Barzani, PKK’yı Türkiye’ye karşı elinde bir “kart” olarak tasarlamış olsun; Kuzey Irak’a büyük çaplı ve bir tür “işgal” görüntüsü verecek kara harekâtı bir seçenek miydi?

Siyasi oportünizm peşinde koşanlar ya da “Kürt düşmanlığı” ve “milliyetçi hamaset” ile zihinleri dumura uğramış olanlar açısından belki ama ne hükümet ve ne de Silahlı Kuvvetler açısından değildi. Hiçbir zaman değildi.

ABD, bunu biliyordu ama aynı zamanda Türkiye’nin PKK saldırıları nedeniyle tetiklenen “dinamikler” nedeniyle eli kolu bağlı oturmayacağını ve “vakit geçirme taktikleri” ile oyalanamayacağını da biliyordu. Washington’da varılan “mutabakat”, bu bakımdan bu “gerçekler”in ürettiği “optimal” bir çözümdür. Ve, hem gerçek; hem de gerçekçidir.

Newsweek son sayısında buna işaret ederek, Beyaz Saray’dan çıkan sonucu “Esas olarak, ABD’nin onayı ile Türklerin Irak topraklarına sınırlı baskınlar yürütmesine yeşil ışık yaktığı görünüyor. Ve, bu sonuç, Erdoğan’ın, baskınlar başarılı olmazsa o seçeneğin masada durmaya devam ettiğini söylemesine rağmen, topyekûn karadan bir işgal hareketinden vazgeçmesine imkân vermesi bakımından hayati önemde” diye yazıyor.

Ciddi ve değerlendirmeleri önemsenen Jamestown Vakfı’nın “Global Terrorism Analysis” (Küresel Terörizm Tahlili) raporu “Türkiye’ye PKK’ya İlişkin İstihbarat Sağlanması, ABD Siyasetinde Değişiklik İfade Ediyor” başlığını taşıyor. Rapor, “Başlangıçta, tepkisini Türkiye’yi kuzey Irak/Kürdistan’ı istila etmemesi için Türkiye’yi itidale davet etmekle sınırladıktan sonra, ABD siyaseti değişti ve Amerika şimdi Türkiye’ye PKK hakkında istihbarat bilgileri sağlıyor” diye başlıyor.

Ayrıntılı tahlil içeren raporun son paragrafı ise şöyle: “PKK varlığı ve hareketlerine ilişkin daha ayrıntılı istihbarat ve bunun yakın vâdede Türkiye’ye sağlanması, Türkiye’nin operasyonlarını güçlendirecek. Bunların etkileri, PKK’nın giriş ve çıkış yolları, her zaman olduğu gibi kapanacağından ötürü, 2008 ilkbaharına kadar dikkat çekmeyecek.”

Bir başka Amerikan kaynağından ise şu üzerinde durmaya değer satırlar:

“Kim olduklarını belirtmeksizin, Pentagon, 10 PKK üyesinin ABD’nin ‘en fazla arananlar’ listesinde olduğunu, bunun, bu kişilerin bulunmaları halinde ele geçirilmeleri için Amerikan kuvvetlerine emir verildiği anlamına geldiğini bildirdi.”

Dolayısıyla, kim olursa olsun, bir Amerikan Başkanı’nın “PKK, Amerika Birleşik Devletleri’nin düşmanıdır” diye açıklama yapmasının şakaya gelir hali yoktur. Ve, böyle bir sıfatla etiketlenmiş bir örgütün, bundan sonraki hareketleri ve geleceği, yani “hayatı” zora girmiş demektir.

Beyaz Saray’daki Erdoğan-Bush görüşmesinin, en çarpıcı sonucu budur.

Amerika’nın her dediği oluyor mu? Her istediği gerçekleşiyor mu?

Bu sorulara olumlu cevap vermek, hele, şu içinde bulunduğumuz tarih döneminde mümkün değil. Ama, niyet ettiği takdirde ABD’nin PKK’ya hayatı dar edebileceği de apaçık ortada.

Bundan sonrası, büyük ölçüde, Türkiye’ye, Türkiye’nin genel anlamda dış politikasındaki tutarlılığa, önceliklerindeki isabete de bağlı.

PKK’nın etkisinin kısıtlanması ve giderek “hedef daraltılması”, Türkiye’nin Kuzey Irak’a yaklaşımın bugüne dek olduğundan çok farklı bir şekle büründürülmesine ve “Kürt sorunu”nun çözümü doğrultusunda “içeride” atacağı adımlara da bağlı.

Unutmayalım; “Kürt sorunu”, PKK’nın ürünü değildir. PKK, “Kürt sorunu”nun, bugünün dünyasında artık “tedavülden kalkması gereken” yan ürünlerinden biridir.

Sapla samanı karıştırmamak, arabayı atın önüme koymamak gerek...

Bu yazı toplam 7 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.59411.6018
Euro2.01632.0260
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu