Bu memleketin kültür ortamına, sanat ortamına (var ise), politika ortamına, hayat ortamına, ortam ortamına (her yola gelir yani) bu tabelayı çakabiliriz:
AİLE İÇİ ZİNA MAHSULLERİ OFİSİ
Ne demek istiyoruz?..
Hoş ne demek istediğimizi ne kadar açık etsek de, bir türlü anlamayan, diyelim Aile İçi Zina’yı bir METAFOR olarak kullandığımızı, çok çok çok tedbirli davranıp her üç satırda, beş lafta bir haykırsak da: ‘Metafor! Metafor!’ ‘Eğretileme! Eğretileme!’ ‘İstiare! İstiare!’ yazsak da habire.
Anlamayan, anlamamakta direnen, öz ve hakiki anlamında aile içi zinadan söz ettiğimizi zanneden: bir albay, bir istasyon şefi, bir aşçı ve onun karısı, bir narenciye toptancısı, bir, bir-bir ve birkaçı mutlaka çıkacak, ahlak bandıralı ve yerli tepkisini gösterecektir.
Kahveye de bekleriz.
Bir eğretileme olarak Aile İçi Zina’dan ve onun etrafımızı saran Mahsulleri’nden kastımız şudur: Bu memlekette her şey İstanbul’da cereyan etmektedir. İstanbul tıklım tıkış, son derece klostorofobik, yığın yığın bir şehir haline epey zamandır- getirilmiştir.
Herkes birbirinin tanışı, yoldaşı, oynaşıdır. Herkes birbirini yakinen tanımakta, birbirini yakinen tanımayanlar gıyaben tanımakta; gözetlemekte, göz süzmekte; göz atmakta, göz koymakta, tam kahve fallarında ‘Üstünde kocaman bir GÖZ var’ çıkmakta, göz zinası hırla gitmektedir.
Herkes mutlaka en kalabalık mürdümeriği semtlerde ikâmet etmekte, en tıkış tıkış yerlerde kahvesini ve votkatoniğini içmektedir. Kardeşim buralardan, bu ortamlardan, bu memleketten hiçbir bok çıkmaz- ben buna kanaat getirdim; şimdi bunun tahririni sizinle paylaşmam gerekmektedir.
Ensest’ten bir halt çıkmaz! Diyoruz zira.
Bırak ananı, babanı, kardeşini; hısım ve akrabanla yatıp çocuklarını (fikriyat ürünlerini yani) dünyaya getiriyorsun diyelim.
Ne çıkar ortaya? Bir sürü eğri büğrü, sakat sukat, geri zekâlı, şapşal, zayıf tabiatlı çocuk. Ama sen n’apmakla meşgulsün, ‘Ulan bizim çete(le)yle yatıp da bu mahlukatı dünyaya getirmekle hata ettim. Ne lan bunlar böyle?’ demek yerine?
Aynen senin gibi çetesiyle yata kalka berbath filmler, berbath kilimler, berbath romanlar, şiirler, danslar, türküler ve oyun havaları dünyaya getirmiş benzerlerinin ‘ürünlerini’ övmekle meşgulsün. Gündüz gece.
Hayır! ‘Sylvia’ gibi ‘Terminal’ gibi, ‘Ejderin Dört Ateşi’ gibi el âlemin beşinci sınıf işlerini öve öve göklere çıkarmak yetmez! Bir de aynı kaba sıçtıklarının işlerini beğenmelisin mütemadiyen.
Beğenmelisin ki, o da senin işlerini beğensin. Sen onu işinden etme, o seni işinden etmesin. Sen onun tavuğuna ‘kışşşt’ deme. O da senin tavuğuna ‘kışşşşt’ demesin. Demesin ki; onun tavuk fikirleri ve senin tavuk fikirlerin tavuktavuk ve küçücük kümesinizde tıklım tıkış yaşamaya devam edin. Edebilin.
Tam bir: Al Gülüm Ver Gülüm Dünyası.
Diyorum ki, artık ‘Alma Gülüm, Defol Git Huzurumdan Gözüm’ demenin zamanı gelmemiş midir, geçmemiş midir, yoksa bu topraklara böylesi bir ağırlamama pratiği, bir müdanasızlık, bir müstakiliyet, bir ‘Bağlantısızlık benim tabiatımdır’ hissi, hiçbir zaman uğramayacak mıdır?
Sonra ne oluyor işte, bir Norveçliyle (diyelim Knut Hamsun’la) uzaklardaki biriyle (diyelim Oğuz Atay ya da Ahmet Hamdi’yle) bir beyefendiyle (diyelim Behçet Necatigil’le) bir arızayla (diyelim Bette Davis’le) bir şahaneyle (diyelim Carson Mc Cullers’la) bir benzersizle (diyelim Jane Bowles’la) bir alçakla (diyelim Ted Bundy’le) bir uzaylıyla (diyelim Lale Müldür’le) fikriyat ambarında birleşmek, zaman geçirmek, iç içe geçmek yerine illa da aynı kahvehaneden Tonguç, Tongar, Tosun ve Toytoy Kardeşler’le görüşür, düşer kalkar, bir bir birleşirsen habire, mahsullerin de böylesine güdük, böylesine karmakarışık, böylesine yapmacık, böylesine gıcık, böylesine sakat ve rezaletin beteri olur kardeşim.
Tabii ‘kardeşim’ de nasıl ‘aile içi zina’ bir metafor ise, bir hitap şekli. Yoksa benim hiç kardeşim olmadı. Aile içi zinaya tasallut etmedim: Ağırlanmaya ve ağırlamaya da öyle. Bir Türk-Müslüman buluşu olsa gerek: ‘Yahnızlık Allah’a mahsus’la yaratıcı insanlar da kastediliyor olmalı. Hayatta tek başına durmayı ve yaratmayı bilenler. Bir başına.
(*) Yine stoktan 1 yazı. Yurtdışında koşuyoruz zira.
Bu yazı toplam 5 defa okundu.