Gökte yıldız sayılmaz.. Çiğ yumurta soyulmaz.. Bir de bizim ahaliye “Sen bu akılla senede kaç bayram yapıyorsun?” diye sorulmaz.. Herkesin aklı kendine göre.. Yeniden dağıtılsa bile bu değişmez..
Ziya Paşa “Biz Osmanlıyız..” demiş.. “Bizden her türlü insan çıkar..”
Hem de en uçlardan..
Akıllılarımızdan biri oturmuş Ergenekon iddianamesine ciddi ciddi yazmış..
“İbrahim Tatlıses işkenceci.. Ayşen Gruda işkenceci.. Nükhet Duru, Gülben Ergen, Sezen Aksu, Emel Sayın işkenceci..”
Bitmiyor..
Şener Şen işkencecilerin sapığı.. Futbolcu Oğuz Çetin de işkence uygulayan bir sorgucu..
Hülya Avşar’sız işkenceci listesi olmaz.. Onun için delil aramaya da gerek yok.. Adı yeter.. Keza Kadir İnanır için de..
***
Aynı akıl “işkencenin tarifesini” de veriyor.. Toplumdan “çıt” çıkmıyor..
İşkence için yurt dışından getirilip şov dünyasına dağıtılan parayı Ergenekon Raporu’na geçmişler..
Dikkat buyurun..
Tarifede en çok sözü edilen miktar katrilyon.. Yani bin adet milyar lira..
Temsil, siyasetçi Abdüllatif Şener’in eline işkence hizmeti karşılığı geçen para yüz katrilyon lira..
Yani yüz adet bin milyar lira..
Yatağının altında saklamaya kalkışsa bu parayı yandı..
Yüz binlik deste on santim.. Milyon lira bir metre.. Milyar lira ise bin metre..
Onu da yüze böl ki bir metrekareye kaç para sığacağını hesaplayasın.. (On metrekare yapıyor..)
Katrilyon yani bin milyar on çarpı bin metre kare.. (On bin metrekare..)
Yüz katrilyonu bu hesaba vur.. Bir milyon metrekare yapar ki Ağrı Dağı’nı kabak gibi oysan bu parayı içine sığdıramazsın..
MANEVİSİ VAR..
Belli ki adliye adamları da “Memleketin ahalisi bedava adam öldürüp, hobi olarak çevresine işkence yaparken bu paraları vermekte ne mânâ var?” diye sormamış..
Maksat şov dünyası insanlarını “işkenceci” diye tarif etmekse bunun için iddianameye gerek yoktu.. İsim vermek yeterliydi..
Bir salona her milletten yabancı doldurun.. Önce Fatih Ürek’i dinletin.. Ardından çiğ köfte acılığında höyküren bir türkücüyü..
Üzerine de Demet Akalın veya Mustafa Sandal..
Gösteri bitiminde hepsi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne koşsun..
“Manevi işkenceye uğradık..” deyip dilekçe versinler.. Hem de milli kanaat önderimiz Hülya Avşar’ın herhangi bir konudaki fikirlerini dinlemeden..
İddianamede sözü edilen böyle bir işkence olsa ben de kabul ederdim.. Hatta gider mahkemeye şahit olarak yazılırdım..
Ama paralı işkencecilere lafım yetmez..
***
Akıllardan biri iddianamedeki işkenceyi dallayıp budaklarken, memleketin başka bir köşesinde başka bir akıl “kene ışınlaması” üzerine kafa patlatıyor..
Yer: “Sarayköy Nükleer Araştırma Merkezi..”
Proje: “Kene popülasyonunu kontrol altına almak..”
Yöntem: “Doğadaki keneleri tek tek toplayıp, gözlerine radyasyon tutmak..”
Amaç: “Bu yöntemle çiftleşme ve dölleme kabiliyetlerini kaybetmeden kısırlaştırılan kenelerin yeniden doğaya salınması..”
YÖNTEM BASİT..
Yanlış okumadınız..
Ziya Paşa merhumun dediği gibi bizden çıkabilecek her türlü insanlardan bir grup kene meselesine bu şekilde el atmış..
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bünyesinde çalışan
Dr. Ali Düzgür olayı doğrulayıp şu bilgiyi veriyor:
“Kurumumuz tarafından kısırlaştırılan keneler yeniden doğaya salınacak.. Bunlar dişi kenelerle çiftleşecek ama dişi kenelerden çıkan yumurtalar işe yaramayacak..”
Böylece kene haşeresinin sonu gelecek..
İşin zorluğu doğada insana musallat olan kenelerin cinsiyetini tespitte.. Sadece erkek keneler toplanmalı ki yöntem işe yarasın..
Bu sayede ahalimiz belediye parklarında, deniz ile yol arasında kalan yürüme alanlarında şeyini yayıp gönül rahatlığı ile piknik yapabilecek..
Kene gelip de şalvarın üzerinden tombul kıçını dişlediğinde ise “Kırım Kongo Kanamalı şeyi” umurunda olmayacak..
***
Tabii bu durumda ben de iki arada bir derede kalıyorum.. Karşıma gelip de hangi akıl daha üstün, diye sormayın...
“Kene sünneti aklı mı yoksa Ergenekon raporu mu?” diye üstelediniz mi bocalarım..
Bebek Parkı’nda kene taşıyıcısı sokak köpekleri arasında yayılıp kenelere poposunu dişleten piknikçilerden birini bulun..
Mümkünse pop müzik dinliyor olsun.. Hazır, ruhuna manevi işkence yaparken bu soruyu ona sorun..
Cevabı kabulümdür..
KENE SEKTÖRÜ..
Bir de bilim ile hayal dünyasının uç akılları arasına sıkışmış olanlar var ki en sevdiklerim bunlardır..
İhtiyaca uygun hizmet yaratan akıllar bunlardan çıkar ki sonuncusu “Kene benden uzak dursun sektörü”dür..
Ürünlerini arka arkaya arz ettiler bile..
Ne keneden korkarım, ne pikniğimden vazgeçerim diyenler için bir sprey yarattılar bile.. Adı “Off Max..” Hediyesi sekiz lira..
Spreyi alıp üstüne başına sıkıyorsun.. Kene sana gelmiyor.. Ne yaptığını bilmiyorum.. Belki de gidip Sarayköy Nükleer Araştırma Merkezi’ne teslim oluyordur..
Bünyem spreye alerjik, diyenler için “Kene Savar Şapka” yapmışlar.. Tanesi beş lira.. Tek sakıncası kullanma süresinin üç ayla sınırlı olması..
Şapkayı başına takıp piknik alanında çarşı ağası gibi geziniyorsun..
Kene seni gördüğünde belediye yılgını esnaf gibi esas duruş gösteriyor..
***
Bizim ahalide hizmette sınır yok.. Kene tutmayan kıyafeti de icat eden bizimkiler.. Fiyatı on beş ile yirmi beş lira arasında değişiyor..
Al kıyafeti giy üzerine, kene dolu çimlerin üzerinde güvercin taklası oyna..
Bir de “Kene Kart” diye bir hizmet icat etmişler ki görmediğimden faydasını anlayamadım.. Tanesi beş liraya satılıyor..
Kene enjektörü en ucuzu.. Tanesi iki üç lira..
Keneyi yakaladığında enjektörün iğnesini batırıp kanını çekiyor, senden emdiğini geri alıyorsun..
Böylece kanın yerde kalmamış oluyor..
Ne güzel akıllar bunlar?
“Akıl akıl.. Gel benim de kıçıma takıl..” diyesim geliyor..
Bu yazı toplam 1 defa okundu.