02 Aralık 2008 Salı 20:34
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Hasan Cemal
Beyaz Saray görüşmesi sonrası
10 Kasım 2007 Cumartesi
Hasan Cemal   e-posta : h.cemal@milliyet.com.tr

Yazı, sonucu merakla beklenen Beyaz Saray daki Erdoğan-Bush görüşmesinin başlamasından birkaç saat önce yazılırsa çok fazla anlam taşımayabilir. Zira, yazının yayımlanarak okunduğu sırada, Erdoğan-Bush görüşmesinin sonucu, "satır araları okunarak" da olsa belli olmuş olacak.

Bu görüşmeye ilişkin "zamana dayanıklı" ne yazılabilirse, ona çalışalım.

Öncelikle bugüne dek "yeterli sinyaller"le ortaya konmuş olan, "temel Amerikan pozisyonu"nun ne olduğunu görelim: ABD, Türk askeri varlığını, Irak toprakları içinde görmek istemiyor. 1 Mart tezkeresinin Irak Savaşı nın arifesinde TBMM den geçmemiş olmasından sonra ABD nin Türkiye ye ilişkin önceliği bu olmuştu ve bu öncelik, Erdoğan-Bush görüşmesinden önce de değişmemişti. Görüşmede değişmesi de beklenmemeli. Nitekim, görüşmeye saatler kala, Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ın İsrail den yaptığı açıklamada "itidal" çağrısında bulunması, Bush un nerede duracağı ve neyi aşmayacağının bir belirtisi olarak algılanabilir.

Dolayısıyla Türkiye nin Kuzey Irak topraklarında girişeceği "büyük çaplı bir kara operasyonu"nu beklemek, "gerçekçi" değil.

Yani, Beyaz Saray görüşmesinde, Türkiye, ABD den istediklerini tam olarak elde etmese ve tümüyle "tatmin olmasa" bile, görüşmenin ardından "Ordular ilk hedefiniz Kuzey Irak tır" diye bir komut çıkmaz.

 

***               ***               ***

 

Türkiye, "uluslararası meşruiyet şemsiyesi"ni yeterince elde etmeden, nereye varacağı, ne sonuçlar vermesinin kestirilemeyeceği böyle bir maceraya atılmayacak kadar deneyimli ve aklı başında bir ülkedir.

Sadece, ABD Başkanı George W. Bush un, Türkiye nin Kuzey Irak ta girişeceği "büyük çaplı bir kara operasyonu"na teşne olmamasından ötürü değil, gerek Türkiye nin sivil otoritesi ve gerekse Genelkurmay ın böyle bir adıma istekli olmamasından ötürü de bu böyledir.

Bugüne dek izlenen çizgiyi de iyi anlamak gerekli. Hükümet, Genelkurmay la uyum halinde (Beyaz Saray görüşmesine Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun un katılmasında görüldüğü gibi) bulunulduğunu vurgulayarak bugüne dek izlediği çizgide ortaya koyduğu "Irak a askeri müdahale"

seçeneğini; 1)  Bir "diplomasi aracı" olarak mı, yani etkili olması için diplomasinin arkasına askeri gücü koyarak mı kullanmıştır. 2) Askeri stratejisinin gereği olarak mı? Yani, Kuzey Irak a girmek için "diplomasi"yi mi kullanmıştır?

Cevap, birincisi gibi görünüyor.

Bir de şu "olgu"yu bir yana kaydetmekte yarar var: Türkiye, ABD ile ilişkilerinin ABD de Türkiye ile ilişkilerinin tamir edilmesi çok güç ölçüde hasar görmesini istemiyor. Bu bakımdan, Erdoğan-Bush görüşmesinden tarafların bir "aleni başarısızlık"la çıkması beklenmemelidir. Zaten, Başbakan Tayyip Erdoğan, toplantı öncesi Washington da yaptığı açıklamada, görüşmeye "pozitif duygular içinde" gittiğini ve sonucun da öyle olacağını umduğunu belirtti.

Türkiye nin, şu aşamada elde edebileceği "azami" Amerikan işbirliği, Kuzey Irak topraklarında PKK ya karşı girişilecek "süresi ve kapsamı gayet sınırlı ama görüntüde etkili" bir askeri operasyona "yeşil ışık" yakılması.

Bu öyle olmak durumunda ki, ne Irak ın istikrarı ve ne de bu çerçevede Kuzey Irak taki Kürt yönetiminin otoritesi sarsılsın. Yani, ABD nin Kuzey Irak

taki Kürt yönetimini de gözden çıkarmasını beklemek gerçekçi olmaz. Tersine, zaman içinde Türkiye ile Irak Kürt yönetimi arasındaki "diyalog ve  işbirliği"nin önünü ABD katkısıyla açmak, Erdoğan-Bush görüşmesinin beklenebilecek sonuçlarından biri olabilir.

Bütün bu unsurlardan, Beyaz Saray da sonucu günlerdir merakla beklenen görüşmenin, hem Ankara açısından hem de Washington açısından "optimal" bir ortak tutum üretmesi en gerçekçi sonuç olacaktır.

 

***                 ***               ***

 

Tüm uluslararası medya, Erdoğan-Bush görüşmesi öncesindeki 48 saat içinde cereyan eden gelişmelerden, bu arada 8 Türk askerinin serbest bırakılmasından sonra "krizin yatışmaya başladığı" yorumlarını yaptı.

Bunun ne derece isabetli olduğu su götürür ama uluslararası camiaya böyle bir hava yayılmışken Türkiye nin "intikamcı" görüntüsü verebilecek "tek taraflı" bir askeri harekâta girişmesi de haliyle zordur.

Unutmayalım ki, İsrail, Hizbullah ve Hamas a kaptırdığı 3 askerini geri almış değil; Gazze ve Lübnan ı bombardımanla harap etmiş olmasına rağmen.

Türkiye, diplomasinin ardına askeri güç koymuş ve böylece hedeflerine ulaşabileceğini gösteren bir ülke durumunda.

Bu noktada, "bumerang" etkisi yapacak adımları atmaya kalkışması "gerçekçi"

sayılmaz.

PKK ile onu sona erdirmek hedefli mücadelenin, sabır ve uzun vade gerektirdiğini de bir yana kaydedelim...

Bu yazı toplam 7 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.59411.6018
Euro2.01632.0260
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu