02 Aralık 2008 Salı 20:41
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Hasan Cemal
301'den Pervez Müşerref'e
10 Kasım 2007 Cumartesi
Hasan Cemal   e-posta : h.cemal@milliyet.com.tr

"Şiddet içermeyen düşüncelerin ifade edilmesine karşı açılan davalar, verilen mahkûmiyet kararları ve gazetelere karşı eylemler Türk adli sisteminin ifade özgürlüğünü AB standartları düzeyinde güvence altına almadığını göstermektedir.

 

Özellikle Yeni Ceza Yasası nın 301. maddesine dayanarak şiddet içermeyen düşüncelerin ifade edilmesine karşı açılan davalar ve verilen mahkûmiyet kararları endişe vericidir. Açılan takiplerin yarıdan fazlası Yeni Ceza Yasası nın 301. maddesi temelinde Türklüğe, cumhuriyete ve onun kurumlarına hakaret iddiasıyla açılan davaları içermektedir. Yeni Ceza Yasası nın 301.

maddesi ve şiddet içermeyen görüşlere dava açmada kullanılabilecek ifade özgürlüğünü kısıtlayabilecek diğer maddeleri AB standartlarına uygun hale getirilmelidir.

Hrant Dink cinayeti toplumda önemli bir tepkiye neden olmuştur. Bu konuda polise karşı yöneltilen ihmal suçlamaları dahil kapsamlı bir soruşturma yapılmalıdır.

Adli takipler ve insan hakları savunucuları, gazeteciler ve akademisyenlere yönelik tehditler ülkede akademik çevre dahil oto-sansüre yol açan bir ortam yaratmıştır."

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu nun "Türkiye İlerleme Raporu"nda en "can acıtıcı" satırlar bunlar. Türkiye yi AB kurumları içinde özellikle kollayan komisyon ve bu arada Olli Rehn, 301 düzenlemesi (kozmetik değil gerçek) yapılmadığı takdirde, hayati önemde sayılan adalet ve insan hakları fasıllarının müzakereye açılmamasını öneriyor.

Olli Rehn, Türkiye yi savunma uğrunda kendi siyasi kariyerini tehlikeye bile attı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy nin karşısına dikildi. Hükümet, Olli Rehn e Türkiye konusundaki olumlu çabalarına karşılık olarak, 301 konusunda hayal kırıklığı duygusunu hediye etti.

Sonuç olarak, aylardır üzerinde mürekkep tükettiğimiz, dilimizde tüy biten 301, Türkiye nin AB yolunda "en büyük barikat" haline nihayet geldi.

PKK terörü ve Erdoğan-Bush görüşmesinin gürültüsü, Türkiye-AB ilişkilerinin geldiği noktanın ihmal edilmesine imkân vermemelidir. Hükümetin, konunun ciddiyetini kavramaya başladığı ve 301 değişikliği için harekete geçeceğine ilişkin işaretler var.

Hükümet, (bundan önceki 59. da dahil) bu konuyu, utanç verici bir şekilde savsakladı. Kendisini, MHP ve CHP ye "rehin" bıraktı. Türkiye de muhalefetin "demokratik siyasi kültür"e ilişkin herhangi bir duyarlılığının olmaması ve hükümeti bu noktadan hiç sıkıştırmaması, ülke açısından ciddi bir "demokrasi zaafı." Ama bu, hükümetin, işlerin bu noktaya gelmesindeki sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.

 

***                 ***                ***

 

Hükümet, gereksiz bir "cinlik"le 301 konusunu yeni anayasanın çıkmasına bağlamayı hesaplıyordu. Yeni anayasa çıkarma girişiminin "reformcu meşruiyeti"ne sığınıp, 301 i AB gündeminden düşürme hesabı yapıyordu.

Tutmadı. 301 in, Tayyip Erdoğan hükümetinin "reformcu kartviziti"nin gerçekliğine ilişkin bir "irade beyanı" olarak, çok özel bir "simgesel  değer" taşıdığını kabullenmemekte direndiler.

Hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi nde yaptığı konuşmada, 301

den kimsenin hapiste bulunmadığını söyledi. Geçen ay İstanbul da yapılan Olli Rehn, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt gibi isimlerin de katıldığı toplantıda, "Doğru, hiç kimse 301 den hapiste yatmıyor. Ama toprağın altında yatan biri var: Hrant Dink. 301 den yargılandı ve hüküm giydi. 301 in döşediği taşların üzerinde yürüyerek, 301 in oluşturduğu iklimde ölümüne yürüdü" demiştim.  O toplantıdan birkaç gün sonra, Hrant Dink in Agos Gazetesi Yazıişleri Müdürü oğlu Arat Dink, 301 den mahkûm oldu.

Orhan Pamuk ve Elif Şafak gibi, biri Nobel ödüllü, iki kalburüstü Türk romancısının 301 soruşturmasına uğradığı yeterince bir ayıp değilmiş gibi, iktidar çevrelerinin hâlâ 301 konusunda laf üretmeleri ayıp kaçıyor.

Şimdi, 301 değişikliği için muhtemelen harekete geçecekler. AB bastırdığı için mecbur kaldıkları için harekete geçecekler. Buna ne gerek vardı? Hani, nerede "Kopenhag kriterleri olmasa bile uygulayacakları Ankara kriterleri?"

 

***                 ***              ***

 

Tayyip Erdoğan hükümeti, Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra "demokratik reform programı" doğrultusunda yürümek için çok güçlü bir "uluslararası vize"

almıştır. Bu yönde adım atarken kendisini, "içerdeki şu kurum ne der?" gibi bir gerekçeyle "frene basmak" zorunda hissetmemelidir.

Bizim medyada nedense pek vurgulanmayan, Erdoğan-Bush görüşmesinin Türk iç politikası açısından en önemli bölümü, Bush un Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref ten söz ettiği ve ardından Tayyip Erdoğan a öyle olmadığı ve Türkiye Pakistan olmadığı için teşekkür ettiği bölümdür. Hatırlayalım:

"Ve son olarak, Başbakan ı Bakan Rice ın Cumhurbaşkanı Müşerref le yaptığı son telefon görüşmesi konusunda bilgilendirdim. Bakan a, Müşerref i aramasını ve kendisine şu mesajı iletmesini söyledim: Pakistan da seçimlerin en kısa zamanda yapılmasını umut ediyoruz ve Devlet Başkanı askeri üniformasını çıkartmalıdır. Aldığı olağanüstü hal önlemlerinin demokrasiyi ihlal edeceğini açıkça belirtmiştik..."

Bu sözlerin ardından, tekrar Tayyip Erdoğan a dönüyor "Ve size liderliğinizden ve ülkenizin ortaya koyduğu güçlü örnekten dolayı teşekkür ediyorum. Ve bu vesileyle sizi partinizin oldukça çarpıcı seçim zaferinden ötürü de tebrik ediyorum."

Yorum gerektirmeyecek kadar açık.

AK Parti nin, Türkiye nin sivilleşmesi ve demokratikleşmesi yönünde tutturacağı rotada "güvence" aldığı da açık.

Bu yazı toplam 8 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.59411.6018
Euro2.01632.0260
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu