Eğri ile doğru hep karışıyor.. Konuşacağımız yerde susup, susmamız gereken yerde konuşuyoruz.. İnternet kafeye dalan, ekranlara boş bakan inek bile bizi şaşırtmıyor.. Çare belki aklı tasarruflu kullanmak, belki de kafaya tüp taktırmak..
El birliği ile insanlarımızın kafasını öyle “şakalok” etmişiz ki sonuçlarına bazen kendimiz bile inanamıyoruz..
Bana göre insanımızın cezai ehliyeti yok.. Hatta mahkemede şahitliği dahi geçerli değildir..
Şakalok kafaların özelliğidir.. Rüzgâr nereden eserse harmanı oraya savurur.. Bugün böyle der yarın tersini söyler..
***
Kendi davranış bozukluklarımızı doğaya da taşıdık.. Börtü böceği manyak ettik.. Davarından ineğine her türlü evcil mahlukatın huyunu suyunu bozduk..
Gel de yalan de bana.. Ben de sana Bismil’de hayvan pazarından kaçan ineğin internet kafede ne aradığını sorayım..
Oturduğun yerden şoklanmış gibi sıfatıma bak..
ÇAĞDAŞ İNEK
İnternet kafedeki inek vak’ası medyamızın kucağına yeni düştü..
Tam tarih isterseniz onu da veririm..
Şarkıcı Küçük Emrah’ın iki yüz bin euro verip satın aldığı ultralüks BMW otomobile tüp taktırmasından bir gün sonraydı..
Maslak’taki sanayi sitesinin ustaları Küçük Emrah’ın aracına mutfak tüpü yerleştirmeye çalıştıkları saatte ineğimiz köyünden bir kamyonetle hareket etmiş, Diyarbakır’ın Bismil ilçesine doğru yol alıyordu..
Ertesi gün inek Bismil’e ulaştı ve hayvan pazarına yollandı.. Maslak’taki sanayi sitesinin ustaları da Küçük Emrah’ın otomobiline tüp takma işini bitirdiler..
İki yüz bin euro, yaklaşık üç yüz eli bin lira ödenerek (eski parayla üç yüz elli milyar lira..) satın alınan araç artık daha az yakacaktı..
Eskiden yüz kilometrede 28 lira yakıyordu.. Tüp sayesinde bu 15 liraya düştü..
Böylece Küçük Emrah sanayiden çıkıp Fulya’daki evine giderken, siftah bismillah 75 kuruş tasarruf etmiş oldu.. Ne iyi !
***
Aynı saatlerde Bismil’deki ineğimiz de sahibinin bir gaflet anında hayvan pazarından kaçmış, ilçenin çarşısına dalmıştı..
Sahibi haliyle deliye döndü.. İneğini aramaya başladı.. Bir süre sonra hayvanın ilçe merkezindeki bir internet kafede görüldüğü ihbarı geldi..
Doğruca verilen adrese koşan mal sahibi ineğini internet kafe içinde dikilmiş, müşterilerin kullandığı ekranlara inek gibi bakarken buldu..
NİYETİ NEYDİ ?
O saatten beri de ineğin internet kafede ne aradığı tartışılır durur..
Dedim ya! Ahali akıl ve fikirden dolayı gayri müsellah hale geldiğinden iddialar çeşit çeşit..
Bismil’in lise çağındaki genç kuşağına göre inek Facebook’a girip danalık dönemindeki arkadaşlarını arıyordu..
Daha ileri yaştakilere göre inek, internet üzerinden uluslararası hayvan hakları örgütleriyle bağlantı kurmaya çalışıyordu..
Benim fikrime göre de inek internet kafeye inekliğinden gitmişti..
Şimdi ben yukarıda Küçük Emrah olayı ile internet kafeye giren inek olayını neden iç içe anlattım?
Neden senaryocu deyimi ile sarmal kurgu yaptım? Mutlaka soracaksınız..
Cevabım internet kafeye giden ineğin bana göre gerekçesi ile aynıdır..
Küçük Emrah Bey’in olayını özellikle anlattım ki tüketim manyağı olmuş toplumu tasarrufa yönlendireyim..
Doksan küsur apartman dairesi ve evi olduğu fukara meclislerinde konuşulan Küçük Emrah Bey’in bile “İşten artmaz dişten artar..” siyaseti ile yol tuttuğunu göstereyim..
Vatandaş da internet kafeye dalar gibi mağazalara dalıp, kredi kartının taksit yeteneğine güvenerek evine mal yığmasın..
ÜZÜCÜ BİR OLAY
Vatandaşın kafa karışıklığı üzerine laf ederken boş konuşmuyordum..
Dün canımı çok sıkan bir olayın tanığı oldum, illa ki paylaşacağım..
Antalya’da Ampute Dünya Futbol Şampiyonası yapılıyor.. Dün de şampiyonanın açılış maçı vardı böylece Türkiye ve İngiltere milli takımları karşı karşıya geldiler..
Lig TV maçı canlı yayınladı.. Aferin onlara.. Federasyon da bu işe çok özen gösteriyor.. Bir aferin de onlara..
“Ampute Milli Takım” şu demek..
Bir sebeple bacaklarından birini kaybettikleri halde futbol oynayabilen insanlardan seçilen milli takım..
Sevgili Bilgin Gökberk sayesinde bizim milli ampute milli takımdan bazı oyuncuları televizyon ekranında tanıdık..
Bizim futbolcuların çoğu asker..
Doğu’daki operasyonlar sırasında mayın tuzaklarına basıp; kollarını, bacaklarını kaybetmiş gaziler..
Hepsi de hayata sıkı sıkı bağlı.. Bacaklarını, kollarını kaybetmenin acısını kimsenin kafasına kakmayacak kadar olgun, sevgi dolu insanlar..
Ve bu insanlar Türkiye’yi milli takım forması altında temsil edip, uluslararası bir organisazyonda sahne alıyorlar..
Daha beş on gün önce ellerinde bayrak, sokaklarda bağırıp çağıran, “millicilik” yarışı yapan insanlar onların maçına gitmiyor..
***
Ekranda görülen tribün yalnızlığını üzüntüyle izledim..
Bir avuç insan gelmişti stadyuma.. Mangalda kül bırakmayanlardan iz bile yoktu..
Oysa ben İstanbul’dan Ankara’dan otobüslerle bu maçlara gidilmesini beklerdim..
Vatan hizmeti yaparken cephede vücutlarından parça bırakan bu insanlara gönülden tribün desteği verilmesini arzulardım..
İnsanlar orada olmalıydı.. Kadınıyla, erkeğiyle, delikanlısıyla, genç kızıyla..
Onları alkışlamalı, kucaklamalıydılar..
Galibiyet, mağlubiyet önemli değil.. Böyle anlamlı karşılaşmaları futbol sapıklığımızla kirletmeyelim.. Önemli olan manen yanlarında olduğumuzu maddeten de göstermekti..
“Millicilik” konusunda kül bırakmayan insanlarımız bu anlamlı olayı görmezlikten geldi.. Medya da iki üç satırı bile çok gördü.. Fener maçının hakemine sövmek daha öncelikliydi çünkü..
Medya olarak bize de yuh olsun her hır gürde sokaklara taşan samimiyetsiz millicilere de..
Diyeceğimi en başında demiştim hani.. Kafalar öyle karışmış ki.. Tek mazeretimiz belki de budur..
Bu yazı toplam 15 defa okundu.