Klasik batı müziğine yatkınlık konusunda insan olarak doğadaki skalanın neresindeyiz? Neden bir inek Bach dinleyip huzur buluyor da biz böyle bir ortama girdiğimizde bunalıyoruz? Bunlar içinden çıkamadığım derin konular..
Bu yıl bize bir şeyler oldu.. İneklerle yatıp ineklerle kalkıyoruz..
Önce yüz doksan adet “tematik inek” heykeli geldi İstanbul’a..
Boynuzlarının arasında televizyon ekranı taşıyan mı ararsın?
Ya da moda ikonumuz Cemil İpekçi gibi bıyık bırakan mı?
İşin başında bu “Cow Parade” yürüyüşü dedikleri etkinlik gözümü korkutmuştu..
Küçükçekmece parkında tecavüze uğrayan eşek heykelinin başına gelenlere benzer bir icraat bekliyordum ahalinin başıbozuk takımından..
***
Eşek heykelinin üzerinde ters oturan Nasreddin Hoca’nın bilgeliği dahi caydırıcı olmamıştı..
Bereket versin Küçükçekmece Belediye Başkanımız “Bunu yapan Küçükçekmeceli olamaz..” dedi de içim rahatladı..
Ben de herkes gibi “bizi rahat bırakmayan dış güçlere” bir eyyam lanet ettikten sonra rahatladım..
İnek meselesi de böylece gelip geçti..
Sergilenen ineklerden birkaçının boynuzu kırıldı, üzerindeki yaldız süsler döküldü o kadar.. Ahalimizin sağduyusu bir kez daha galip çıkmıştı..
İNEĞE SAYGI..
Bir yazı adamı için aynı konulara takılmak hayra alamet değildir..
İnek üzerine birkaç kez vesile oldu yazdık.. Artık bu “besicilik yazılarından” uzak duralım demiştik ki Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde bir inek internet kafeye daldı.. Ona da değdi elimiz.. Bu kez de Necati Doğru’nun diline düştük..
İnternetteki akla ziyan sitelerin birinde mi okumuş ne? Yazılarıma takık vatandaşın biri kendince kafa buluyormuş benimle..
Varsın olsun.. Okurumdur, velinimetimdir.. Hep biz kafa bulacak değiliz ya! Onlar da fırsat bulduklarında kaçırmamalı..
Lakin Necati Doğru’nun aynı konuda beni fiştiklemesi biraz garip geldi.. Artık doğru yanlış, bilmiyorum..
İnternet istihbaratına göre kafeye dalan inek “Yazarımı isterim..” diye böğürüyormuş, yani beni arıyormuş..
Benimle inek arasında bir hissi ilişki imasında bulunup gırgırını geçmeye çalışıyor anlayacağınız..
İnternet kafeye giren bir ineğin favori yazarı olmaktan gocunmam..
Ben ne aykırı okur tipleri gördüm.. Kimi yazılara verdikleri tepkiler aklıma geldiğinde ineğe bin kere razı oluyorum..
***
İnek dediğimiz güzel hayvanın yetenekleri ve faydası üzerine ne yazsam azdır..
Bildiğim o ki müzik konusunda bizdeki çoğunluktan daha seçici.. Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün uzmanlarınca tespit edilmiştir.. Ben kafadan sallamıyorum..
İnekler, klasik batı müziğini insanlardan çok seviyor..
HUZUR VERİYOR..
Buradan çıkardığım sonucu yazmayacağım.. Kimseyi müzik tercihinden dolayı “inek kadar olamadınız..” türünden mahalle baskısı altına almak istemiyorum..
Ancak gerçek bu..
Özellikle de Bach’ın eserlerini dinlemek ineklere çok iyi geliyormuş.. Nereden mi belli? Bach dinletilen inekler daha çok süt veriyormuş..
Doksan beş gebe ineğe doğuma yakın aylarda sürekli Johann Sebastian Bach’ın eserlerini dinletmişler..
Buzağıladıktan sonra verdiği sütü tartmaya başlamışlar.. Müzik dinletilmeyen gebe ineklere verimlilik açısından fark attıklarını görmüşler..
Doğrudur.. Kendimden biliyorum.. Birkaç kez Bach dinlemeye teşebbüs etmişliğim vardır.. Asla sonuna kadar gidemedim..
Üstelik etkisi üç dört gün sürdü üzerimde..
“Bradenburg Konçertoları..” adlı eserinin plağı geçmişti elime..
Dinlemeye teşebbüs ettikten sonra üç gün tiner koklamış gibi gezinmiştim.. Annem uyuşturucuya dadandığımdan şüphelenmişti..
***
Bana şimdi “Demek sen de inek kadar olamadın..” diye takılabilirsiniz..
Ancak bu konuda tek olmadığımı biliyorum..
Hani Güher ve Süher Pekinel kardeşler vardır.. Piyano çalarlar.. Bir keresinde onları övmeye kalkışmıştım..
Neyi nasıl çaldıklarını ayırt edemediğimden “Çok ekonomikler.. İki kardeş tek piyanoyla idare ediyorlar..” türünden bir şeyler yazmıştım..
İkisi de fena halde alınmıştı..
YALAN KAZANIYOR
Ben dürüst olduğum için cezalandırılmış oldum.. Oysa onların Kültür Sarayı’nda verdikleri bir resitalden sonra başlarına gelenler daha iç karartıcıydı..
İki kardeşin resitaline gidecek kadar bilinçsiz bir müziksever değilim.. Halı sahadaki maçıma gittim.. Maçtan sonra da üstümü değiştirip Pekinel Kardeşler için verilen davete icabet ettim..
Boğaz’da deniz kenarında bir yalının bahçesindeydi yemekli davet..
Başlama saati de konserin bitişine göre ayarlanmıştı.. Ben maçtan geliyordum.. Pekinel kardeşler de dinlenip üst baş değiştirdikleri için gecikmişlerdi..
Dolayısı ile onlar için hazırlanan masaya ben de oturtuldum..
O saatten itibaren de bir sahte hayran temennası başladı.. Masaya kim sokulursa “Aman ne güzel çaldınız.. Harikaydınız.. Mest ettiniz..” diye saydırıyor..
***
İkiz piyanistlerimiz mest.. Onlar fanus içinde büyüdüğünden İstanbul’da sadece klasik müzik dinleniyor sanmaktalar..
O yüzden de sahte iltifatlara aldanıyorlar..
Bu sahtecilik bir süre sonra canımı sıktı.. Kendime oyun icat ettim.. Kim Pekinel kardeşlerin yanına gelip “Harikaydınız..” diye lafa başlıyorsa, yandan lafa karışıp soruyu dayıyordum:
“Ben gelemedim.. Ne çaldılar?”
Bu soru herkesi dağıtıyordu.. İki yüze yakın davetli vardı ve İstanbul’un en seçkin simalarıydı.. Aralarında kendi kuruluşları namına filarmoni orkestrası kuranlar bile vardı..
Bir kişi dışında kimse ne çaldıklarını bilemedi..
Daha sonraları aynı insanları arabesk şarkılar eşliğinde göbek atarken çok gördüm..
O yüzden bir ineğin Bach dinlemesini çok önemsiyorum.. İnşallah ben de dinleyeceğim.. Bir gün mutlaka!
Bu yazı toplam 25 defa okundu.