|
|
Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim..
25 Kasım 2007 Pazar
Selahattin Duman e-posta : sduman@gazetevatan.com
|

Eğer listenin tamamını görebilirseniz içiniz rahat ölebilirsiniz.. Ama resimleri yerinde görmek şartıyla.. Kitaptan, albümden olmaz.. “Üç korner bir penaltı..” veya “Üç umre bir hac” türü hesaplar da yasak..
Bu dünyanın kanunu böyle..
Okumuş takımı illa ki kendinden olmayanlardan bir şekilde hıncını alacak..
Bilmenin sebep olduğu mutsuzluğun acısını birilerinden çıkaracak..
Elime ne zaman Caretta Yayınevi’nin çıkardığı “Mutlaka” ile başlayıp “1001 nesne..” ile biten bir kitap geçse aynı hisse kapılırım..
“Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim..” adlı kitabı elime aldığım zaman hissettiğim gibi..
***
Niye illa ki 1001 resim de 999 resim değil?
Diyelim uğraşıp didindin.. Tavsiye edilen 1001 resimden iki tanesi hariç hepsini gördün.. N’olcak şimdi?
O iki resmi göremediğin için yaşadığın sürece eksik mi kalacaksın?
Bu teknik, bir nevi sersemleri eksikli hissettirip mal pazarlama yöntemi..
Yazın başında da insanlara böyle bir kitap dayattılar.. Dr. Kut ağabeyimin elinde görmüştüm.. O da beğendiğimi sanıp bana hediye etmişti..
“Ölmeden Önce Mutlaka Yapmanız Gereken 101 Şey..” kitabını..
SANAT TUZAĞI..
Bakalım ölmeyi hak etmiş miyim, deyip açtım kitabı..
“Kapadokya’da güneşin doğuşunu mutlaka seyredin..” veya “Boğaz’ın salaş bir çay bahçesinde çay simitle kahvaltı edin..” türünden akla ziyan tavsiyeler..
Tamamını yapamadınsa bir hiçsin telkini.. Dr. Kut ağabeyin kitabı komşular arasında elden ele dolaştı..
Kimi “Ben seksen üç tanesini yapmışım..” diye şişiniyor, kimi yirmili sayılarda kalmanın iç şokunu yaşıyor..
O zaman anladım ki amaç tavsiye vermek değil.. Bir malı satmak.. İki insanları eksikli hissetmek.. Başarıyorlar da..
Tabii bunların yarım akıllılar için düşük seviyeli versiyonları da var..
Temsil “Ölmeden önce görmeniz gereken 1001 film” demiyorsunuz da bunu on film ile sınırlıyorsunuz..
Liste eksik çıksa bile içiniz rahatlıyor.. Altı üstü on film, eninde sonunda görürüm dedirtiyor insana..
***
“Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim..” adlı muhteşem eseri Haşmet Babaoğlu’nun odasında gördüm..
Bizim Bülent Korman ile spordan Gökmen Özdemir de odada..
Kitabı elime alır almaz yüzümde beliren meşum gülümseme herkesi kıllandırdı..
Türkçe bilmeyen yazarların gramer yanlışlarından sorumlu devlet bakanı gücündeki editörümüz Aytekin Hatipoğlu’nun da katılması ile ağır-entel bir çatışma ortamı doğdu..
ANLATAMAZLAR..
Kitapta yer alan resimlerden çoğuna itirazım yoktu ancak öyle abuk sabukları da var ki insana “Bunu göreceğime öleyim daha iyi..” dedirtiyor..
Nitekim “Bunu da görmek şart mı?” der demez Bülent Korman’ın soyut resim sanatı üzerine ağır brifingini dinlemek zorunda kaldım..
Resimde “Pop Art” diye bir tarz varmış.. Sanatçının “soyut dışavurumculuk” adı verilen özgürlüğü yaşaması bir hakmış..
Bunu bilmemek hıyarlıkmış.. (Burada cacık malzemesi ben oluyorum..)
Ben dinlermiş gibi yapıp kitabı karıştırıyorum.. Haşmet Babaoğlu da topu çizgiye kadar getirip yandan ortalar yapıyor..
“Resim ve müzik hakkında bilmeden yazmak, yazanı batırır..” diyor..
Bülent Korman’a verdiği mesaj “Bırak yazsın da hıyarlığı iyice ortaya çıksın..” şeklinde..
***
Ben bu memlekette resim yapıyorum diye tuvali badana edenlere karşı göğsümü siper etmiş adamım..
Şehrin göbeğine diktikleri plazaları ille de sanat eseriyle süsleyeceğiz arayışına giren sonradan görme zenginlerin de hamisi sayılırım..
Onları korumak adına, ressam veya heykeltıraş kimliği ile dolaşan nice ünlüyü “nitelikli dolandırıcılıkla..” ilân etmişim..
Haşmet kardeşimin “soyut dışavurumculuğa arka çıkması..” beni yıldıramaz..
BU DA MI SANAT?
Bereket versin lafı ağza tıkmaya yarayan şeyler “Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim..” kitabında bol bol var..
Açın 837’nci sayfayı..
Orada “Martha’nın Anısına..” adlı tabloyu göreceksiniz.. Ressam Jiro Yoshihara bunu 1970’de yapmış..
Yaptığı da tuvali siyaha boyamak.. Ortasına beyaz renkli titrek bir çember çizmek..
Meraklısı bayılmış bu esere (!) tutup New York’taki Albright-Knox Sanat Galerisi’ne koymuşlar ki insanlar para verip girsin, doya doya seyretsin..
“Bu da görmek şart mı?” diye sorduğumda odada bir suskunluk oldu..
Bu görülmezse olmaz eserin bir benzeri de on sayfa geride..
Ressam yüz elliye yüz elli ebadındaki kare biçimli tuvali koyu kırmızıya boyamış..
Karenin alt sınırına yakın bir yere de cetvel gibi duran siyah boya sürmüş..
Bütün gayreti bu..
Astarına macun atılmış kaporta boyası gibi duran bu tablonun ölmeden önce görülmesi gereken bir sanat şaheseri ilan edilmesine yetmiş artmış bile..
Tabloyu yapan ressam Mark Rothkoll elinden çıkan şeyi kendisi bile bir şeye benzetememiş.. İsim vermemiş..
Tablonun “isimsiz” diye anılması da bu sebepten.. Ressamı ben olsam “Siyahın kırmızıya itirazı..” veya “Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı..” Adlarından birini verirdim..
Resim otoritelerine göre üzerine siyah macun atılmış bu kırmızı tuvale uzun uzun bakarsan bunalıyorsun..
“Koyu renkli büyük blokların ima ettiği melankoli hissine” kolayca kapılabiliyorsun..
H H H
Eserin ölümsüz, resim otoritelerinin de yüzde yüz haklı olduğu şuradan belli..
Ressamı Rothkoll, bu resmi yaptıktan üç yıl sonra kendi canına kıymış..
Tahminim resme isim koyacağım diye baktı baktı.. Otoritelerin dediği gibi derin melankoli hissine kapılıp ölümü seçti..
Yahut da..
“Bunu ben mi yaptım?” dedi.. Resim sanatına kalıcı bir katkıda bulunmak için canına kıydı..
Sonuç..
“Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim..” kitabı biraz pahalı ama mutlaka edinin.. Kitabın net ağırlığı bir buçuk kilodan fazla.. Eve hırsız neyim girerse kafasına ekleştirirsiniz..
Hoş bir sanat etkinliği olur..
Bu yazı toplam 91 defa okundu.