Bir kısım Fenerli yenilgiye kızıp oyuncularına küfrü saydırmaya başladı.. Küfre karşı olan ancak şiddete itirazı olmayan diğer Fenerliler, ağzı bozuk Fenerliler’e karşı saldırıya geçti.. İtalyanlar’a Türk işi dayanışmanın en güzel örneğini böylece göstermiş olduk..
Allah kimseyi tuttuğu takımın mağlubiyeti ile terbiye etmesin..
Başıma çok geldiği için biliyorum.. Tuttuğun takım mağlup olmuşsa, bunun verdiği acının yanında tren kazası bile az gelir..
Bundan daha da kötüsü var.. O da “tuttuğu takım mağlup olmuş” bir grup taraftarla aynı ortamı paylaşmak..
Hele mağlup olan Fenerbahçe ise..
Bizi maça götüren minibüse bindik, dönüş yolundayız.. Cümlesinde surat bir karış..
Arada bir “Yahu sonunda ölüm yok ya!” diyecek oluyorum.. Ters ters bakıyorlar bana..
Minibüsten atarlar, Milano gurbetinin bilinmedik bir yolunda sokakta kalırız deyip susuyorum..
***
Zaten maçın sonunda birbirlerine dalmışlar.. Minibüsün orta yerinde bana dalmamaları için mantıklı bir sebep yok..
Sordum, bizim medya Fenerliler arasındaki kavganın haberini vermemiş.. Maçı yayınlayan İtalyan televizyonu da kavgayı göstermemiş..
Oysa son yıllarda gördüğüm en güzel tribün kavgasıydı ve Fener’in üçüncü golü yemesinden birkaç dakika önce çıktı..
MÜTHİŞ ARBEDE..
İkinci golü yemişiz, süngümüz düşmüş.. Kara kara sahaya bakıp “Acaba daha beteri de gelecek mi?” diye düşünürken kale arkasında Fenerli misafirlere ayrılmış tribün birden karıştı..
Ben önce orada İtalyanlar var, bizimkilerle kapışıyorlar zannettim.. Sonra gördük ki karşılıklı yumruk savuranların tamamı Fenerli..
Hepsinin üzerinde Fener forması var.. Birbirlerine Allah yarattı demeden vuruyorlar..
Pembe rüzgârlık giymiş stat güvenlikçilerinden yirmi kadarı da hemen yanlarında.. Bekledim ki kavgaya müdahale edip ayırsınlar..
Nerdeee! Onlar kavgayı daha büyük heyecanla izleyip ayırmak için parmak oynatmıyorlar..
Tribünün üst basamaklarında konuşlanmış Fenerliler alt basamaklardaki Fenerlileri bir güzel dövdü.. Alttakilerin çoğu kaçıp bir yerlere savuştu..
Üçü dördü burçlara bayrağı dikmiş Ulubatlı Hasan misali direniyor..
Galiplerin geri kalanı da onların üzerine yüklendi.. Derken herkes bir yumak oldu.. Yumağın içinde ne olduğunu göremiyoruz..
Gördüğüm tek şey yumağın dışında kalanların içeriye doğru tekme salladığı.. İçerdekilerin etrafında o kadar çok adam var ki.. O tekmelerin tamamı aynı fikirde oldukları arkadaşlarına geliyor..
***
Kavganın neden çıktığını da kimse bilmiyor.. Takım mağlup duruma düştükten sonra muhtemelen birileri Alex veya başka birine küfür etti..
Roberto Carlos’u da arada harcamış olabilirler.. Öbürleri de küfürcülere tekme ile tepki verdi.. Çarşı bundan karıştı..
İki üç dakikalık müthiş yumruklaşmadan sonra galip taraftarlar geriye çekildi.. Yerde, merdivenlerin üzerinde uzanmış yatan birini gördük..
SEYİR ÇIKTI..
Belli ki son direnenlerden üçü dördü kaçmış.. Bu garip ortada kalmış..
Mağlubiyetin bütün hıncı da o zavallıdan alındı..
Oğlancağız orada öyle baygın yatıyor, İtalyan güvenlikçiler hâlâ seyrediyor..
Belki ağır yaralı.. Belki ölümcül darbeler aldı.. Şu adamı ambulansa koyalım diyen yok..
Nihayet sağdan soldan insaf sahibi insanlar “Ambulans..” diye bağırmaya başladı.. Güvenlikçiler lütfen harekete geçti.. Dördü baygın yatan genci altı okka yapıp götürdü..
Kavganın galiplerinden kimseye ilişen olmadı..
Maçtan sonra bizim grup, topluca Nobu’ya gittik.. Burası bir Japon lokantası.. Avrupa’nın önemli merkezlerinde faal..
Bildiğim kadarı ile bir kez de Londra’dakine gitmiştim.. Türkiye’de daha açılmadı..
***
Altı ayda bir İstanbul’da şaiyası dolaşır..
“Nobu İstanbul’da da açılıyormuş..” derler.. Avrupa Birliği’ne hükümetten önce girenler boşuna heyecanlanır..
Arkası gelmez.. Herkes yine kebapçıya talim eder..
Kanaatimce İstanbul’a Nobu’nun şubesinin açıldığı gün “çağdaş medeniyet seviyesine..” ulaşmış olacağız.. Dünya gözüyle görür müyüm bilmem..
NOBU PAZARI..
Burada gördük.. İstanbul’da görmüş kadar olduk..
Milano’daki Nobu’da güzel kadın kaynıyordu.. Buranın ahalisinden olmadıkları besbelli..
Çoğu ithal.. Ya Rusya gibi kuzey ülkelerinden gelmişler veya komşu ülkelerin kadınları..
Kadınlar gelene geçene gülümsüyor.. İyi aile terbiyesi almadıkları belli.. Arada birkaç potansiyel işletmeci de var.. Aranıyorlar işte..
Arkamızdaki masada dört güzel yaratık vardı.. İçeri en son ben girdiğimden kızlara sırtım dönük oturmak zorunda kaldım..
Gerçi yanımdaki iş adamı arkadaşın da sırtı dönüktü ama suşilerini atına ters binmiş kovboy gibi yemeyi tercih etti..
Türkiye aleyhine kötü bir tanıtım olmayacağını bilse kızların masasına çıkacak..
***
Bizim erkeklerde böyle bir boş inanç vardır.. Gideriz bir ülkeye.. Bir mekâna gireriz.. Sonra orada gördüğümüz güzellere gözümüzü dikeriz..
Gözlerimizi gördüğümüz güzele kilitlediğimiz zaman o kişinin iradesinin çözüleceğine, eninde sonunda bize teslim olacağına inanırız..
Orada iki saat kalmışsak bu bakış iki saat sürer..
Sonra bakışlarımızı kitlediğimiz kadının yanımıza gelip neden soyunmaya başlamadığına şaşarız..
Benim tahminim bu Avrupalı kadınlar biraz duyarsız oluyor..
Duyarlı bir yaratık, inek olsa bile, bu kadar ısrarla bakmaya dayanamaz.. Gelir yanına, her şeyiyle sana teslim olur..
Nobu’dan da bir şey çıkmadı..
Öylece bakınıp durduk.. Masaların arasından bir tren bile geçmedi..
Özetlersek elimiz boş döndük.. Tek kazançlı çıkan o tribün dayağını yiyen Fenerli arkadaştı.. Takım yenilmişti ama yediği dayak yanına kâr kalmıştı..
Bu yazı toplam 21 defa okundu.