Kuru fasulyenin günlük tüketimimizde ekmek ve bulgurdan sonra gelmesi beslenme uzmanlarına dert olmuştu.. Malûm beslenme-zekâ ilişkisi.. İngiliz’in biri çıktı.. Kuru fasulyenin zekâyı artırdığını ilan etti.. Ahalice kompleksten kurtulmamız için fırsattır..
Kuru fasulye bizim için milli.. Huyumuzdur.. Bir şeyi mili ilân ettik mi bizden başkasında yok sanırız.. Şairin “Ben dünyayı Al Osman’ın sanırdım.. Meğer dünya yüz sultanlık yer imiş..” dediği gibi..
Ben de öyle bilirdim..
Vaktiyle Brezilya’ya dadanmışlığım vardır.. Orada gördüm.. Beş yıldızlı lokantaların açık büfelerinde bile mutlaka kuru fasulye var.. Üstelik bizimki gibi beyaz değil, kuzguni siyah..
Rio’daki inceleme gezilerimden birinde (neyi inceliyorsam..) bu merakın sebebini sorduğumda “Kuru fasulye bizim milli yemeğimizdir..” demişlerdi..
***
Tanıdığım ilk beslenme uzmanı olan Osman Amca ile aynı gazetede çalışırdık.. Meşhur Osman Nuri Koçtürk.. Oğlu Cafer de istihbarat kadrosunda muhabirdi..
Osman Amca sürekli sağlıklı beslenmeden söz eder, beyni kuvvetlendiren, zekâyı bileyen yiyeceklerin çocuklukta ne kadar önemli olduğunu anlatırdı..
Biraz da solcuydu..
Sohbetlerinde “Çikolata yemeyin, pekmez yiyin.. Helva yiyin..” mesajını iki lafın arasına muhakkak sıkıştırırdı..
Yirdik gayri..
BU DA TECRÜBE
Osman Amca’ya göre toplumsal geriliğimizin birinci sebebi yanlış beslenmeydi.. Buğdayla beslene beslene kafalarımız pide hamuruna dönmüştü..
Nohut, fasulye gibi azotlu yiyecekleri de “Zekâ gelişimine faydası olmayan” besinler kategorisine sokardı..
Tabii çok yemenin zararlarına da işaret ederek..
Obezliğin gelişmiş toplumların başına bela olacağını taaa o zamanlar görmüş, defalarca yazmıştı.. Nedense kendisi de çok şişmandı..
“Şişmanlığın sağlıksız olduğunu” anlattığında çok inandırıcı olması bundandı.. Herkes “Adam belli ki kendisinde denemiş..” diye düşünürdü..
Bizim kuşak ilk kez “doğru beslenme” diye bir kavramla tanışıyordu.. Ama bunu çok çabuk benimsedi..
Buğdayla, azotlu yiyeceklerle beslenerek büyümenin kompleksini ise uzun yıllar içinden atamadı..
Bir yerde gaf yaptık mı “Eee! Ne de olsa buğdayla beslendik..” demek özür yerine geçerdi..
***
Osman Amca, iyi beslenin kafanız çalışsın diye diye bu topluma iyilik etmedi..
Ahali uyanık.. Beslenme tavsiyelerinin tamamını hemen kaptı.. Giderek buğdayla beslenen kuşakların yerini protein yüklenmiş nesiller aldı..
Artık gençler gürbüz, enseleri kat kat, iri kıyımdı.. Bu hormonlu kuşak ve ardından gelenler sayesinde herkes şeytan oldu..
Bilgi yok.. Kreatif yetenek yok.. Kültür yok ama fetbazlık diz boyu..
FETBAZ AZRAİL
İngiliz beslenme uzmanı Amanda Ursell ise şimdi çıkmış ezberimizi bozuyor..
“Kuru fasulye yiyin zekânız artsın..” diyor.. Bilgiyle donanmamış zekâ ne işimize yarayacaksa?
Amanda Ursell gelip bu memlekette altı ay yaşasa, ahalinin toplumsal davranışlarını gözlese adım gibi eminim ki “Bunlara buğday lapasından başka bir şey yedirmeyin.. İnsanlığın hayrına olan budur..” raporunu verirdi..
Hikâye polis zabıtlarına geçmiş..
Taksici yoldan müşteri alıyor.. Adam arkaya oturuyor.. Yol uzunca.. Sohbete başlıyorlar.. Taksici işini sorduğunda arkadaki müşteri “Ben Azrailim..” diyor..
Hoppala Hasan Dayı, edep yerim seyirdi..
Taksici önce müşteri için “Acaba kafadan gayri müsellah mı?” diye düşünüyor.. Ama bakıyor ki adamın lafları mantıklı.. Hiç öyle uçuk kaçık hali yok..
Üstelik de Azrail kimliğinde ısrarlı..
“Sen beni görebiliyorsun ama başkaları göremez..” deyince taksicinin yine kafası karışıyor.. “Abi dalga geçme yaa!” itirazını basıyor..
***
Kendisine Azrail süsü veren yolcu “Peki öyleyse..” diyor.. “Bak şimdi.. Beş altı yüz metre sonra yolda otostop çeken beyaz montlu birini göreceksin.. Onu arabaya alalım..”
Taksici içinden fesüphanallah çekerken, arkadaki yolcunun dediği gibi beyaz montlu otospopçuyu görmesin mi?
Onu da arabaya alıyorlar.. Taksici yeniden gazladıktan sonra yanına oturttuğu beyaz montluya “Arkadaki abi senin beklediğini bilmişti..” deyip muhabbeti kızıştırıyor..
VAKİT TAMAM..
Beyaz montlu bu laflar üzerine arkasına bakıp soruyor:
“Hangi yolcu?”
“Arkadaki abi işte..”
“Kardeş arkada yolcu filan yok..”
Var işte.. Kimse yok..
Görmüyor musun? Görmüyorum..
Taksici artık kafayı sıyırma noktalarına gelmiş.. Aynadan bakıyor.. Azrailim, diyen yolcu orada.. Şoförün allak bullak ruh halini görünce arkadaki sesleniyor:
“Ben sana demiştim.. Şu an senden başkası görmez beni..”
Eeee! N’olcak şimdi?
N’olcağını arkaya kurulmuş Azrail söylüyor..
“Senin canını almakla görevliyim.. Üzülme daha iyi bir yere gideceksin..”
Şoförün eli ayağı titremeye başlayınca da son görevini hatırlatıyor..
“İyisi mi arabayı kenara çek.. İki rekat namaz kıl.. Ondan sonra gidelim..”
***
Delirme noktasına gelmiş taksici için kaçarı kalmıyor.. Kadere rıza gösterip arabayı yol kenarına çekiyor..
“Abi abdest?”
“Gerekmez seferiyiz..”
Taksici korku içinde niyetlenip, tekbirle namaza başlıyor.. Rüku, ardından secde.. Yere kapaklanıyor.. Alnını birinci secdeden kaldırdığında taksisinin yola çıktığını, tam gaz uzaklaştığını görüyor..
Azrail, fikir değiştirmiş olamaz..
“Napıcak mışım ben bunun canını? Taksiyi alayım, plakasını satsam servet..” diyecek hali yok..
Taksicinin çalınan arabanın arkasından bakarken aklı başına geliyor.. Lafın burasında yediği kuru fasulyelerin hakkını da vermek lazım..
Uzun lafın sonunda diyeceğim şu..
Elleşmeyin ahalimin aklına.. Yeteri kadar fetbaz olmuş.. Bünyeye kuru fasulye yükleyip Şeytan’ı işsiz bırakmanın ne alemi var?
Bu yazı toplam 31 defa okundu.