|
|
Bu bayram yazısını okumanız şart değil
18 Ocak 2008 Cuma
Selahattin Duman e-posta : sduman@gazetevatan.com
|

Vejetaryen iseniz atlayın.. Şiddete hâlâ alışmadınızsa atlayın.. Kurbanlık danalardan yanaysanız atlayın..
İşiniz gücünüz varsa atlayın..
Eğer birilerine fenalık yapmayı plânlıyorsanız okuyabilirsiniz..
Bu bayramın medyanın eline düşmüş manzarası şu: Garibim danayı ayağından bir vince bağlayıp çekiştirmişler..
Dananın gövdesinin yarısı havada.. Başı yerde, debelenen hayvanın üzerine hamle eden acemi bir kasap onu “Beyaz adama saldıran bir Hollywood yerlisi” gibi bıçaklamaya çalışıyor..
Çocuklu, sakallı, başörtülü bir kalabalık da bu akla ziyan eylemi seyrediyor..
***
Türkiye’de mukim sosyal bilimcilerin yeni ev ödevi şu:
Aklına estiğinde gözünü kırpmadan kafa kesebilecek olanların yaşadığı bu toplumun insanları iş dana kurban etmeye gelince neden böyle şaşkınlaşıyor?
Benim ev ödevim ise durumdan vazife çıkarmak.. Boş dönen kafalara karpuz kabuğu düşürmek..
VAK’AYİ ADİYE..
Gözümüzün önünden akıp giden şeyler absürt bir filmin sahneleri gibi..
Bayramın birinci günü gazeteleri çektim önüme, bayram sabahı keyfi yapacağım..
Bizim gazetenin tepesine “Kurban Bayramınız Kutlu Olsun” lafını çiçekli vinyetler arasına oturtmuşlar..
Eskiden bu kutlama kutularına bir koç başı konulurdu..
Şimdiki çocuklar kan çağrıştıran şeylere tepki gösterdiğinden çiçeğe döndük..
Altında da bir haber kutusu:
“Bilmem nerede otuz beş terörist öldürüldü..”
Tamamen tesadüf..
O haberi oraya koyan sayfa editörü için de o sayfaya emeği geçenler için de şiddet öylesine sıradan bir olay haline gelmiş ki..
Alt alta gelen iki başlığın yarattığı kanlı ironiyi kimsenin fark edecek hali yok..
Diğer gazetelerde de aynı tuhaflık.. Erkek kılığında gezen kızın yaratığı cinayet ile kurban kesimi tuhaflıkları birinci sayfalarda pişti olmuş..
Sayfanın bir yanında “Bacağından vinçle asılan dananın” kurban edilişindeki vahşet resmi eleştiriliyor..
Sayfanın öte yakasında, başı erkek gibi tıraşlı bir genç kız; elindeki market poşetine koyduğu kesik başla yürüyor..
Çocukluğumuzda korkudan dizlerimizi titreten “Hikâye-i
Kesik Baş”ın çağdaş versiyonu..
***
Bu arada kızım da bayramda sokağa çıkmayı reddediyor..
Sebep? Yolda kesilen kurbanları görmeye dayanamıyormuş.. Zaten tuhaflık da burada..
Bizlerin çocukluğunda kesilen kurbanı seyretme sahnesi çoktur.. Kanını alnımıza sürerlerdi ki başımıza gelebilecek kanlı bir kazaya bedel olsun..
Bayram sabahına kadar elimizle beslediğimiz kurbanın kesilmesini seyrederken şimdiki bebeler gibi tepki göstermezdik..
Kavurmasını iştahla yerdik.. Vejetaryenlik bu zamanların icadı.. Bizim zamanımızda kelimenin anlamı bile bilinmezdi..
KORKU GECELERİ
Kurban kesimine gösterilen tepki ile birlikte polisiye anlamda “adam kesmek” sanatımızın aynı orantıda gelişmesine mânâ veremeyişim bundandır..
Şiddeti sadece sözde tanırdık..
Bir çocuk topluluğu içinde “Hikâye-i Kesik Baş”ı dinlerken korkudan birbirimize sokulmamız da bundandı..
Küçük dayılarımdan biri bu hikâyeyi çok güzel anlatırdı.. Bizler ilkokul çağında.. O da lise başlangıcında..
Tuhaf bir adamdı.. Evin kızlarına şehirden birer naylon çorap getirmişti.. En küçük bir kafa bozulma halinde “Verin çoraplarımı..” restini çekerdi..
Kızlar ağlayarak ayaklarına geçirdikleri kısa konçlu naylon çorapları çıkarıp bizim küçük dayıya teslim ederdi..
Keyfi yerine gelince de çorapları yeniden dağıtırdı.. Günde iki posta, evin küçük kızlarına çorap devir teslim işi yaşatan dayım hoşsohbet bir insandı..
Haftada en az bir kere anlattığı “Hikâye-i Kesik Baş”ı ağzından dinlemekten bıkmazdık..
***
Yeri gelmişken hikâyenin gerçek olmadığını da söyleyeyim.. Bize yaşanmış gibi gelen hikâye aslında berbat bir sinema filmi..
Bizimki onu Konya’nın sinemalarından birinde görmüş..
Aslında o filmi anlatır dururdu.. Yaşanmış bir şey yok..
Ne var ki her seferinde hikâyeyi öyle farklı bir şekilde süslerdi ki her anlatışında çocuk kafalarımızda farklı halüsinasyonlara sebep olurdu..
MASUMİYET ÇAĞI
O günlerin masumiyetinden bu günlerin hunharlığına gelirken dağarcığımızda sadece filmlerden apartma korku hikâyeleri vardı..
Şimdi hepsi gerçek oldu..
Otuz küsur yılık meslek hayatımda bu yaşadığım ikinci kesik baş olayıdır..
Birincisi’ni Ankara’da yaşamıştık.. Altındağ’da mı Çinçin’de mi hatırlamıyorum.. Futbol oynayan çocukların topu arsanın kenarındaki çalılara kaçmış..
Çocuklar toplarını almaya gittiklerinde bir kesik baş bulmuşlar.. Polise haber vermişler.. Her zamanki gibi gazeteciler polislerden önce gelmiş.. Maktulün kesik başını çekmişler..
Fotoğraflayanlardan biri de bizim rahmetli foto muhabirimiz Berat Yurdakul..
Polis fotoğrafçısı da gelmiş.. Lakin adamcağız makinesine film takmayı unutmuş..
İnsanımız pratiktir.. Hemen çare üretir.. Polis fotoğrafçısı bizim Berat’a “Sen çektiğin diaları bana ver.. Ben de sana kelleyi vereyim.. Gazeteye götür fotoğraflarını istediğin gibi çek..”
***
Anlaşmışlar.. Berat işini gazetede yapacak.. Sonra polisler gelip maktulün başını alacaklar..
Berat elinde bir pazar torbasına sarılı kelle ile gazeteye geldiğinde Yazı İşleri Müdürü rahmetli Cemalettin Ünlü’yü kendisini bekler vaziyette bulmuş..
“Getirdin mi?”
“Getirdim abi al..”
Filmleri beklerken masanın üzerine konan gazete kâğıdına sarılı paketi açan Cemalettin Ünlü maktulle göz göze gelince olduğu yere yığılıp kalmış..
Kesik başın dehşetinden çok bu hikâyenin komikliği Ankara’nın Babıâli’si sayılan Rüzgârlı Sokak’ta yıllarca konuşulmuştu..
Şimdi kesik baş cinayetlerini, bayram gazetelerinde kurban haberleri ile birlikte paketleyip dağıtıyoruz okura..
Bu da böyle bir bayram.. Benimki de böyle bir bayram yazısı işte..
Bu yazı toplam 23 defa okundu.