|
|
Fukaranın düşkünü gezer durur kış günü
18 Ocak 2008 Cuma
Selahattin Duman e-posta : sduman@gazetevatan.com
|

Memleket “Alışveriş Merkezi” patlamasını boşuna yaşamıyor.. Durduk yerde sapıtan ahalimiz için futboldan daha iyi bir tedavi yöntemi bulundu.. Alışveriş Merkezlerinde gezinmek.. İki tur atıyorsun, sakinleşiyorsun..
Bunun belirtilerini dört beş sene önce fark etmiştim.. Tek maaşla üç çocuk okutmaya çalışan bir devlet memurunu televizyona çıkarmış, konuşturuyorlardı..
Memur adam dolu olur..
Her daim söyleyecek bir lafı, memleketin nasıl kurtarılacağına dair en az iki iyi fikri vardır..
Önce onları sayıp döktü..
Az biraz hükümet adamlarını eleştirdi.. Tabii memurluğu tarif eden 657 sayılı yasayı hatırlayıp “Selamınaleyküm kör kadı..” demeden..
***
Boru değil.. Bir vatandaş devlete memur yazıldı mı ona karada ölüm yok.. Dirisi ne kadar paraysa ölüsü de o kadar para..
Rahmetli Özal, başbakanlığında biz gazete leşkerleri ile muhabbet ederken “Bekâra karı boşamak kolay..” deyip lafı sokuşturmuştu..
Biz işimize gelmeyen çalışanı işten çıkarabiliyormuşuz.. Devlet bir işe memur aldığında ortalama altmış altı yıllık anlaşma yapıyormuş..
Adam çalışırken maaşını alıyor.. Emekli oluyor yine alıyor.. Doğal olarak karısından önce ölüyor, bu kez karısı dul maaşı alıyor..
Kadın da öldü diyelim.. Kızı varsa, evlenmemişse ölene kadar “yetim aylığı” alıyor..
HERKES FETBAZ..
Bizim ahali kurnaz olduğundan evli memur kızları da bir eyyam sonra koca ile kafa kafaya verip boşanıyorlar..
Devlete bir dilekçe..
“Ben kendime bakmaktan aciz bir memur yetimi olduğumdan..”
Maaş yeniden bağlanıyor..
Memur için “Ölüsü para dirisi para..” demem bundandır..
Amma da doluymuşum, lafı iyice dağıttık.. Ana fikre dönüyorum.. Televizyondaki memura “Hafta sonlarınızı, tatilinizi nasıl geçirirsiniz..” diye sordular..
Televizyon muhabiri de muhalif ya!
“Aile bütçesi temel ihtiyaçlarımıza bile yetmiyor.. Eğlenceye ayıracak paramız yok..” türünden cevap bekliyor..
Memur kardeşim ezber bozdu..
“Pazar günleri çoluğu çocuğu alırım.. Migros’a gider gezeriz..”
***
Adam dürüst.. Saklamıyor.. Kadını yedeğine alıyor.. Çocukları önden sürüyor.. Migros’un altı yedi bin metrekarelik mağazasına dalıyor..
Alışveriş arabası da ailenin “orta sınıf araba” özlemini tatmin ediyor.. Gezinip duruyorlar..
Etraf ışıl ışıl.. Raflar, yerler tertemiz.. Mahallenin bakkalında çakkalında göremeyeceğin kadar çeşitte mal var..
Maldan sıkıldın.. Geleni geçeni seyret.. Say ki Migros’a değil de Romanya’ya tatile gitmişsin..
AL SANA MERKEZ
İstanbul’un para kokusu almada birinciye gelen tüccarı olayı hemen kaptı.. Boş bulduğu her yere bir Alışveriş Merkezi dikmeye başladı..
Bir yazıda oturup bizim evin etrafını saymıştım..
Dört kilometre çapında bir daire çiziyorum.. İçine bitmişi ile projelenmişi dahil on üç Alışveriş Merkezi giriyor..
Son olarak İstinye Park’ı açtılar..
Gidip gördüm.. Mecidiyeköy’e en fazla on kilometre uzakta.. Bir saate yakın sürüyor gitmesi..
Asıl marifet gelmesinde..
Bizzat denedim.. Beşi yirmi geçe çıktım otoparkından.. Mecidiyeköy’e geldiğimde saat sekiz buçuğa değmek üzereydi..
Bana göre İstanbul’daki en güzel Alışveriş Merkezi’ni yapmışlar.. İçine de en baba markaları dikmişler.. Lakin fakir fukaraya yaramış..
Çevrede ne kadar gecekondu alanı varsa ahalisi orada.. Pazar günleri ise imara yeni açılmış bölgelerin doğal piknik alanı..
Hani içerde, yapay bitkileri yiyerek otlamaya çalışan inek görsem şaşırmam..
***
Benim için bir sakıncası yok.. Tam tersine eğlencemi katlar böyle haller..
Ne var ki taa Nişantaşı’ndan, Etiler’den, Levent’ten gelip dünya modasının trendlerini aktüel olarak yaşamak isteyen hanım kızların siniri bozuluyor..
Cici kızlar, tiki oğlanlar şık vitrinlere bakınıp “Neyimiz eksik kaldı?” hesabı yaparken, imara açıldıktan sonra tapu müjdesi bekleyen ahaliden gelenler de onların seyrine duruyor..
İLLA Kİ GELECEK
Aynı şey Cevahir Center’ın da başına gelmişti.. Kendilerini farklı yerlerde görenler, bu alışveriş merkezini “Kıroluğun habitat alanı” ilân etmişti..
Bu gidişatı önleyemezsin..
Adı üzerinde, Alışveriş Merkezi bu.. İçeriye girip çıkana vize uygulayacak halleri yok ki.. Adam çıkar Fikirtepe’den de gelir Ulus’tan da..
Alışveriş Merkezleri şimdiden yüz yetmişi geçmiş.. Hesabını yapmışlar, eldeki projelere göre iki vakte kadar üç yüz kırkı aşacak..
Hedef beş yıla kadar beş yüze vurmak..
İlgi çok.. Ziyaretçi çok.. İşin tek kötü yanı alışveriş yok..
Yine de bu Alışveriş Merkezi olayını, toplumun gelişmesi açısından çok yararlı buluyorum..
Adam oraya geliyor.. Farklı bir dünya görüyor.. Kendisini Avrupa’nın bir şehrine gitmiş gibi hissediyor..
Cebinde parası yoksa bile bir gün para sahibi olup, bu tüketim zinciri içine kendisinin de gireceğini hayal ediyor..
Veya dört dörtlük soygun plânı yapıyor.. Hayal etmenin sakıncası yok..
***
Beni İstanbul ahalisinden biri olarak en çok yeme içme olayı ilgilendiriyor..
Bu konuda Metro City bir numara.. İkinci katına çıktığınızda sağlı sollu yiyecek mekânları ile dolu koca bir koridor var.. Hesabını yaptım yetmiş beş metre..
Gidip geliş yüz elli metre..
Hepsi de işini iyi yapıyor.. İster balık pişirt evine götür.. İster ev yemeklerini topla.. İster kebaplardan derleme yap..
Bir tek pideciden şikâyetçiyim.. Eve götürmek üzere öyle bir kutu yapmış ki Tarkan’ın sevgilisi Bilge Hanım’ın kedi köpek taşımak için tasarladığı çantanın üstten basığı..
Torbaya sığmıyor.. Eğiyorsun.. Pidelerin eti, hamuru birbirine giriyor.. Yaratıcı esnaf zekâsının yassılmış halini paketlemişler gibi..
Bana göre memleketin tek eksiği de budur..
Bu yazı toplam 26 defa okundu.