|
|
Sahlepçi güğümü gibi içten içe kaynadık..
18 Ocak 2008 Cuma
Selahattin Duman e-posta : sduman@gazetevatan.com
|

“Horoz ölür, gözü çöplükte kalır..” dedikleri kadar varmış.. Bu yaşta akla ziyan ithal oyuncakları seyretmeye doyamadığımızdan aynısı başımıza geldi.. Bayram yeri bebesi gibi oyuncakların etrafında dönüp durduk..
İstinye Park’a gitmek için hediye almak bahane oldu.. Güya kızımı yılbaşında memnun edecektim..
Ne var ki yolda giderken aklıma “Kızımın kendisini fazlasıyla memnun ettiği..” geldi..
Kredi kartı harcama listesi üzerinde yaptığım incelemeye göre kızım, 2012 yılbaşına kadar bütün hediye haklarını kullanmış..
“Eh!” dedim kendi kendime.. “İstinye Pazarı var orada.. Balık pişirtirim kendime..”
Plânıma göre bir de Mudo City’ye uğrayacağım.. Orada harika bir espresso yapan demlik görmüştüm.. Tek kişilik.. Yirmi dokuz liraya..
Onu alacağım..
***
Alışveriş Merkezi’ne henüz girip şöyle bir yüz metre kadar yürümüştüm ki orta yerde, işporta tezgâhı üzerindeymiş gibi duran oyuncakları gördüm..
Benim gibi çocukluğunda koyunun çene kemiğinden tabanca yapıp oynayanların oyuncak görünce bakmaması mümkün değildir..
Gittim dikildim tepelerine..
Yerdeki oyuncak yığınının tepesinde kocaman bir uçak sallanıyor.. Nereden baksan boyu yüz yirmi santimden fazla..
BİN SIRTINA GEZ
Burnunda da bir pervane.. Böyle bir oyuncağı, çocuk burnuna kınnap bağlasın, ardı sıra “Vırrrnnn..” sesi çıkararak gezdirsin diye yapmazlar.. Vardır bir kerameti..
“Uçuyor mu bu?” diye sordum..
Uçuyormuş.. Altı kilo ağırlığındaki aletin gerçek uçağınkinden farksız bir motoru varmış.. Yakıtı koyup çalıştırıyorsun..
Uçak havalanıyor.. Sen uzaktan kumanda aleti ile gezdirip duruyorsun..
Fiyatını sordum 950 lira..
Oyuncakların çevresinde meraklılardan bir halka oluşmuş.. Analar babalar çocuklarının ellerinden tutmuş, oyuncakları inceliyorlar..
Çocukların tabii içi gidiyor..
Sadece ben, kazık kadar bir adam.. Her oyuncağı sorup duruyorum.. Sağ olsun oradaki temsilci Korkut Giray üşenmeden bilgi veriyor..
Bunları ithal eden firmanın adı BO.. Açılımı “Büyüklere Oyuncaklar..” oluyor..
Dört çeker bir kamyon gördüm.. Motoru neyim hepsi gerçek gibi.. Adı da Revo 3.3.. Yakıtını koyup sal yola..
Saatte seksen kilometre hız yapıyor.. O da 750 lira.. Onu bıraktım.. Yarış arabalarına geçtim..
Modeli Blade 400 PTF..
Kaptırdığı zaman saatte 110 kilometreyle gidiyormuş..
Bir de Nitro 4 Tech modeli var ki yüz kilometre hıza 3.6 saniyede ulaşıyormuş ki Porsche’yi madara eder..
***
Akla ziyan oyuncaklar.. Yüz on kilometre hız yapan o yarış arabası bin üç yüz lira..
Kafadan bir hesap yaptım.. Bizim gazetenin yazı işlerinde çalışan bir arkadaşımız var.. Haydi ismini vermeyeyim de haksız rekabet olmasın..
Bu oyuncak araç onun kullandığı arabadan pahalı.. Bizimki arabasını iki bin liraya satışa çıkardı, yüzüne bakan olmadı..
Bari çalsınlar da sigortadan üç beş kuruş alırım, deyip plân yaptı.. Plânı icabı arabayı her gün bir yere bırakıyordu..
Beyoğlu’nun gece insan geçirmez arka sokaklarına bile bıraktı.. Kapıları kilitsiz, camları açık.. Bir tek oto hırsızı tenezzül edip bizimkinin arabasını kaldırmadı..
Gece nasıl bırakıyorsa sabah öyle buluyordu..
BENİ AŞIYOR..
Bin üç yüz liralık arabayı geçtik.. Gözümüzü bir deniz motoruna diktik..
Adı “Mis Elam..”
Dünya şampiyonalarının geçilmez pilotu Dave Villwock’un kullandığı sürat teknesinin tıpatıp kopyasıymış..
Lisanslı olarak minyatür kopyasını yapmışlar, otuz beş mil sürat yapabiliyor..
Fiyatı da bin lira.. Ben güzelim Öztitanik’i o paraya almıştım.. Şimdi iki karış tekneyi koltuğuma alıp Bodrum’a gitsem, çoluğun çocuğun diline düşeriz..
Cesaret edemedim..
Yalnız helikopterde gözüm kalmadı dersem yalan olur.. Tepede dört pervanesi var.. Gerçek bir helikopterin yaptığı her şeyi yapabiliyor..
Uzaktan kumandalı.. Üstelik diğerlerine göre daha da ucuz.. Üç yüz otuz lira..
Kıy paraya al bir helikopter.. Yazı işlerinde kafanı bozan biri oldu mu üzerine sorti yap..
Tepelerine lekesi çıkmaz mürekkepten bomba at.. Kırk kilometre hızla gidip dönsün.. Gör bakalım nasıl çalışıyorlar..
(Yeni yıl için not: Zafer Mutlu, bu helikopterin yararlarına ikna edilecek..)
***
Bu motorlu araçların yakıt depoları da var ki işi bozan bana göre budur..
Yarış arabasını ele alalım mesela.. 150 santilitre işini görüyor.. Bir kola şişesi yakıtla depoyu iki kere fullersin..
Lakin bizim ahalinin meşrebi değişiktir.. Giden oyuncağa bin üç yüz lira verir.. Sonra bunu tüplüye çevirmeye çalışır..
Marketlerde var hani.. Tüple çalışan lüks lambaları.. Alır araca onu taktırmaya kalkar..
OYUN ALANLARI
Korkut Bey’den öğrendiğime göre yaşını başını almış birçok aile babası bu oyuncaklara dadanmış..
“Çocuklar eğlensin.. Oğlan motora alışsın..” bahanesi ile bunları alıp pazar günleri evden kırıyorlarmış..
Arabalarını yarıştıracak boş bir yol bulmuşlar.. Deniz motoruna saranlar da Samandra’nın oralarda bir yapay göle gidip kapışıyorlarmış..
Korkut Bey’e oyuncakları alanların bunları nerede kullandıklarını sordum..
İstanbul’da bu işin için çok sayıda uygun yer varmış ancak herkese ulu orta söylemiyorlarmış..
“Ancak alışveriş yapan müşterilere tavsiye ediyoruz ki rahatları bozulmasın..” dedi..
***
Ne yalan söyleyeyim aklım oyuncaklarda kaldı..
Çarşının içinde Rainforest Cafe adında bir yer var.. Yağmur Ormanı Kafesi..
Yapay bir orman yaratıp içine masaları serpiştirmişler.. Ağaçların üzerlerinde oyuncak maymunlar zıplıyor.. İki maket fil var.. Aslına tıpa tıp uygun.. Akıllarına estikçe kükreyip duruyorlar..
Girişteki timsah da canı istedikçe ağzını açıp girenleri dişleyecekmiş gibi yapıyor.. Çocukların keyiften aklı çıkıyor..
Oraya gittim.. Fili, maymunu seyredip avarelik yaptım.. 2007’nin son günü çocukluğum üzerimdeydi..
Herkese iyi yıllar diliyorum..
Bu yazı toplam 28 defa okundu.