02 Aralık 2008 Salı 17:26
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Selahattin Duman
Bülent Ersoy’un gizli broş dosyası
18 Ocak 2008 Cuma
Selahattin Duman   e-posta : sduman@gazetevatan.com

Sahnede yaralanma olayının içyüzü (1)

Bülent Ersoy’un sahnede şarkı söylerken kendi kendini kesmesi mümkün mü? Eğer böyleyse neden filmlerde kullanılan patlama efeklerinden birini değil de ucuz bir ketçapı tercih etti? Ersoy’un hastanelik olmasında kuyumculuk sektörünün payı var mı?

İkinci kata indim.. Kankam Reha Muhtar’ın “fikir belettiği” odası burada..

Arada bir, canım sıkıldıkça odasına uğrarım.. Onun bilgisayar klavyesini yumruklayarak yazı yazmasını seyretmek bana terapi gibi gelir..

Ne derdim olursa olsun, klavyesinin başına gelenler beni “beterin de beteri vardır..” diye düşündürdüğünden olacak, ruhen rahatlatır..

Niyetim yine kendimi gevşetmekti..

Ne var ki ikinci katta gördüğüm telaş bana rahatlama fırsatı tanımadı..

***


İlk tespitim, havada bir anormallik olduğuydu.. Reha’nın asistanı Gülşen Yüksel’i neredeyse on yıla yakındır tanırım, hiç bu kadar şık görmemiştim..

Sadece giyinmemiş.. Bulmuş buluşturmuş, takmış takıştırmış.. Üzerine de bir Oscar Töreni makyajı çektirmiş.. Kız olmuş sinema yıldızı..

Onun yanında da Selin Arslan diye bir kızcağız var.. O da Reha’nın yeni sekreteri.. Boğaziçi mezunu.. Güzel, akıllı, gayretli bir genç kız..

O da süslenmiş, baştan başa boyanmış..

OLAĞANÜSTÜ HAL

Bunlar acaba hayırlı bir iş için mi böyle kendilerine şekil yapmışlardı?

Bizim kızları “görücü karşılama..” kılığında bulunca ne yalan söyleyeyim, aklıma başka bir şey gelmedi..

Tam o sırada ikinci kattaki çay ocağının kapısı açıldı, entelektüel çaycı Ahmet Bey elinde bir tepsiyle dışarı çıktı..

O katın çay ocağı ancak ağır misafir geldiğinde açılır..

İşini dokuzuncu katta yapan çaycımız Ahmet Bey de sadece böyle özel günlerde aşağı katlara inip, biz fanilerin arasına katılır..

Ahmet Bey çaycılıkla iştigal ettiği için tek gözle bakmayın.. Bizim gazetenin entelektüel hayatının dinamiği odur..

Herhangi bir köşe yazarı ağır bir konuya takılmaya karar verirse önce Ahmet Bey’den görüş alır..

Hem kitap kurdu hem de internet canavarı olduğundan, dünyada en yeni gelişmeleri önce o bilir.. Onun sayesinde gazete köşelerine yayılır..

***


Ben bu üçlüyü böylesine sevinçli bir telaş içinde görünce dayanamayıp “N’oluyor?” diye sordum..

Gülşen “Bülent Hanım’ın broşunu getiriyorlar..” cevabını verdi..

Mevzuyu bir okuyuşta idrak edemeyecek olan Yeni Zelandalı okurlarım için hatırlatma yapıyorum..

Hani Bülent Hanım’ın Antalya konserinde beline taktığı bir broş vardı..

Sahnede şarkısını söylerken nasıl eğilip büküldüyse, o broşun iğnesi bedenine batmış bembeyaz tuvaleti al kanlara boyanmıştı..

BROŞ POŞETTE..

Bizim memleketin “istemezi” her yerden boldur.. Kadıncağızın dört çeker bir sedyeyle hastaneye taşınmasına bile inanmayıp laf çıkardılar..

“Reklama ihtiyacı vardı, kendini bilerek yaraladı..” dediler..

Bir gıda firması ile sponsorluk anlaşması yapan bazı dedikoducular ise “Elbisesine bulaşan kan değil ketçaptı..” diye tutturdu..

Gerekçeleri de hazırdı.. Ufacık bir broş nasıl olur da takan kişiyi domdom kurşunu ile vurulmuş gibi kan revan içinde bırakır?

İşte gelinlik muhabirimiz Gülşen’in yaptığı araştırmacı gazeteciliğin püfü tam burada..

Kızımız broşu getirtiyor ki resmini çeksin, bünyede yapabileceği tahribat konusunda vatandaşa fikir verebilsin.. İkinci kattaki telaşın sebebi de bu..

Boru değil.. Bülent Ersoy’un broşu gazeteye resmi ziyaret yapıyor..

***


Broşu karşılama komitesi arasına ben de sızdım.. Nihayet beklenen nesne geldi..

Bülent Hanım, broşunu bir market torbasına koydurup adamının eline tutuşturmuş.. O da almış getirmiş..

Yüz bin dolarlık bir ziyneti market torbasında yollamak ise gazetecilere ayrı bir mesaj..

Bende bunlardan o kadar çok var ki yüz bin dolarlık bir ziynetin kıymeti harbiyesi olamaz.. Böyle bir zenginliğe sahip biri de kendini ketçapla boyamaya tenezzül etmez..

Mesaj anlaşıldı..

KOMPLO GENİ..

Bizim ahalinin sosyal kromozomlarında “fitne geni, iftira geni” biraz da “komplo geni..” vardır..

Bir işin doğrusunu anlat, katiyen inanmaz.. İlla ki arkasında gizli kapaklı şeyler olduğuna inanır..

Vaktiyle ünlü bir iş adamının iki vakitte bir Paris’e gidip gelmesinden mânâ çıkardılar..

“Filanca Paris’te eteklik giyip kadın kılığında çarşı pazar geziniyormuş..” lafını dolaştırdılar..

Bir daha da kimse aksine inanmadı..

Bir huyları da bilmedikleri şeyleri “biliyormuş..” gibi göstermeleridir.. Gizli bilgilere sahipmiş gibi yapmak onu anlatana ayrıcalıklı bir hava verdiğinden bundan vazgeçmezler..

Kimleri telef etmediler ki..

Ünlü bir assolisti İran Şahı’na sevgili yaptılar.. Bir başka assolistin porno film çektiğini iddia ettiler..

Çok tanınmış bir tiyatrocumuzu Pavarotti’nin imam nikâhlı karısı ilân ettiler..

***


Gizli bilgi(!) sahibi ahalinin ağzına baksan, memlekette “arkadan çekişli olmayan..” bir tek ünlü erkek de yok..

Gidin bu lafları gezdirenlere “Gözünle gördün mü?” diye sorun..

Veya “Gözüyle gören birini gördün mü?” diye yüklenin.. Öyle boş boş bakarlar yüzünüze.. Bir başka muhabbet ortamında aynı enerji ile sallamaya devam ederler..

Bülent Ersoy anladığıma göre son kurban..

Vücudu Macar salamı kıvamında sımsıkı saran beyaz tuvaletin altına ketçap şişesinin nasıl sokulacağı ise ayrıca tartışma konusu..

Bereket versin biz buradayız ve işin peşini bırakmıyoruz..

NOT: Evet, pazar torbasıyla gelen o broşu ben de gördüm.. Bir insan bedeni üzerinde yapabileceği kanlı tahribatı CSI Miami dedektifleri titizliğiyle araştırdım.. Sonuçları yarın anlatırım..

Bu yazı toplam 30 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 100 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.59411.6018
Euro2.01632.0260
Hava Durumu
Istanbul
Anket
Bugün Seçim Olsa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?
 AKP
 CHP
 MHP
 DTP
Güv.Kodu