Atilla Kaya'dan Erdoğan'a Açık Mektup

MHP'de Genel Başkan Yardımcılığı koltuğundan istifa eden Atila Kaya'dan Erdoğan'a açık mektup.

Atilla Kaya'dan Erdoğan'a Açık Mektup
Atilla Kaya'dan Erdoğan'a Açık Mektup Tuğba Önkibar
Bu içerik 3019 kez okundu.

AK Parti ve MHP’nin  “Başkanlık Tasarısı”na Milliyetçi Hareket Partisi’nden şiddetli itirazlar gelmeye devam ediyor.  MHP’de  “Başkanlık Tasarısı”na ‘hayır’ oyu vereceğini belirten kanadın sesi son günlerde yükselirken, görevinden istifa eden MHP’li vekil Atilla Kaya’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iki sene önce de açık mektup yazdığı ortaya çıktı. Alınan bilgilere göre söz konusu mektup 11 Mart 2015 tarihinde yazıldı.  

MHP’li Atilla Kaya'nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran seçimleri öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim kampanyasına destek vermesi üzerine Erdoğan’a yazdığı mektup şu şekilde:

“Sayın Cumhurbaşkanı; İkimiz de farkındayız ki, ne sizin duymak istediğiniz ne de benim söylemek istediğim hitap şekli budur.  Sizin adeta bir siyasi parti sözcüsü gibi meydanlarda dilendiğiniz “Devlet Başkanı” hitabıdır; benim gönlümden geçen ise, bir gün bağımsız Türk yargısının karşısına çıktığınızda, onurlu bir Türk savcısının iki dudağının arasından çıkacak olandır.

Merak etmeyiniz; bulunduğunuz yüce makamda halen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı gibi davranmanıza ilişkin söyleyecek sözüm yok. Çünkü üstüne aldığı görevi “tarafsızlıkla” yerine getireceğine dair namusu ve şerefi üzerine etmiş olduğu yeminini zevkle çiğneyebilecek tıynette bir kişiye etki edebilecek kudrette bir söz yok. Diğer yandan;  ‘Tarafsızlık’ı bir kavram olarak algılamanızı ümit etmek de -entelektüel seviyeniz göz önünde bulundurulduğunda- size çok büyük bir haksızlık olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı; Başkanlık hırsını adeta bir zırh gibi kuşanmış psikolojinizin size söylettiği garip sözler ve yaptırdığı garip işler vardır. Nedamet getirip bunlardan kurtulmayı isterseniz, sarayınızda Saraçoğlu’dan başka uzmanları danışman olarak istihdam etmenizi öneririm. Zira sağlığınızı tehdit eden sebepler, birtakım otlarla şifa bulacağınız türden değildir.  Sonda söyleyeceğimi başta belirteyim: Sizin neyiniz “Türk tipi” ki, başkanlık sisteminiz de “Türk tipi” olsun! Bırakın sahiplenmeyi hatta ifada etmeyi - “Türk” sözcüğünü işitmeye dahi tahammülü olmayan, Anayasa’dan “Türklüğü” silmeyi siyasi emellerinin baş hedefi olarak gören siz, “Türk Tipi” bir yönetim biçiminden bahseder oldunuz? Bir de kalkmış, “bizim şanlı tarihimizde, genlerimizde, geleneklerimizde başkanlık sistemi var” diyorsunuz. Siz değil miydiniz; Türk Milleti’ni 36 tane etnik parçaya bölen.

Şimdi, hangisinin tarihinden, geleneğinden bahsediyorsunuz? Üstelik ırkçı duyguları okşamak için genlerden bahsediyorsunuz. Siz değil miydiniz onları-her türlü milliyetçiliği- ayakları altına alan. Biz sizi çok iyi tanıyoruz. Siz, gücünüz yetse, içinde “Türk” adı geçiyor diye “türkü” dahi söyletmezsiniz. Fakat adadaki o dostunuz ciddiye alırsa alınabilir, dikkat.

Sayın Cumhurbaşkanı;“Bizim şanlı tarihimizde esas olan budur” demiştiniz ya hani; söyleseniz de biz de bir bilsek: sizin tarihiniz hangisidir? Hangi milletin tarihidir sizinki? Türk tarihinde de, bu tarihin büyük bir döneminden beri iman ettiğimiz Kur’an’da da esas, yönetimin biçimi değil dayandığı ilkeler olmuştur. Bütün bu ilkelerin uygulamaları da ne kadar acıdır ki sizin eylemlerinizle örtüştürebileceğimiz türden değillerdir. Örneğin, siz; Attila’nın, Bilge Kağan’ın, Mete Han’ın, Türk Milleti’ni 36 adet etnik ve mezhebi parçaya ayrıştırıp bunlardan bir bölümünü aşağılayabileceğini düşünebilir misiniz?

Örneğin, siz; Sultan Alparslan’ın ülkeyi 10 sene gerçek Haşhaşilere teslim edebileceğini, ardından da “ne istediler de vermedim” diyebileceğini ve “benim saflığımdan yararlandılar” şeklinde bir savunma geliştirebileceğini düşünebilir misiniz? Örneğin, siz; Sultan Kılıçarslan’ın Haçlı Seferleri Projesi’nin eş başkanı olabileceğini, “kahraman haçlı askerlerinin yuvalarına dönebilmeleri için dua ediyorum” diyebileceğini hayal edebilir misiniz? Örneğin, siz; Fatih Sultan Mehmed’in “dindar ve kindar nesiller” yetiştirmeyi amaçladığını düşünebilir misiniz? Örneğin siz; Sultan Abdülhamid’in “ben vatanımı pazarlamakla mükellefim” sözlerini söyleyebileceğini düşünebilir misiniz?
Örneğin, siz; Atatürk’ün isyancı Şeyh Said için “yani ne istendi de 12 yıllık Başbakanlığım süresinde verilmedi” diyebileceğini düşünebilir misiniz?
Örneğin, siz; İranlı düzenbaz ve dolandırıcı bir tıfılın, o dilinizden hiç düşürmediğiniz Osmanlı’nızı rüşvet ile esir alabileceğini, düşünebilir misiniz? Yeri gelmişken; siz hiç Türk tarihinde ülke toprağını hiç savaşmadan bırakıp da atasının türbesini sırtlayıp kaçan üstüne bunun büyük bir zafer olduğunu haykıran bir devlet adamı gördünüz mü?

BU KADARINI MERKEZ BANKASI BİLE YAPARDI

Sayın Cumhurbaşkanı; Tüm bu yaptıklarınızın ardında hangi tarihten alınan ilham vardır?

Söyleseniz de bilsek Allah aşkına. Belli ki, bu Türk tarihi değil. Zaten şahsınız ve bağlı olduğunuz zihniyetin varlığına ilişkin temel sorun kendinizi Türk tarihine ait hissetmeyişinizdir.

Farkındayız ki, ideolojik mensubiyetiniz buna engel oluyor. Sizin dâhil olduğunuzu sandığıniz şey, sömürgeciliğin ardından Arap kimliği arayışından oluşmuş İhvan’ın kurguladığı ideolojik bir tarih yorumu ve sınırları belli olmayan ‘Dârü’l-İslam’ kavramıdır. İktidarınız süresince etkilerine açık olduğunuz liberalizmin “şirket olarak tasarlanmış devlet” anlayışını da eklemek gerekiyor.

Bunları Türk tarihinde bulabileceğinizi düşünmek en iyimser yaklaşımla Türk tarihine yabancılığınızın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Sayın Cumhurbaşkanı; Bu halk ne yazık ki- ideolojik tercihlerinizin bedelini ödemek zorunda kaldığı gibi, kendisini dünyanın merkezinde sanan egonuzun bedelini de ödemek zorunda kalmaktadır.

Her fırsatta siz bunun hazzını alırken, millete acı sonuçlarına katlanmak kalıyor. Örneğin; bir bürokratın vatanseverliğine kefil olup hatta edep sınırlarını zorlayarak sahiplenirken bir diğerini vatana ihanetle itham etmek sizin harcınızdır ve ancak bu kapsamda anlamlıdır.

Terör kontrolünde, vatan toprağını bırakarak sandukayı taşıdı diye birisine meydan muharebesi kazanmış komutan muamelesi yaptınız.

Bıraksaydınız bu kadarını Merkez Bankası da yapardı. Oysa ondan diğerinin tırnaklarına gösterdiğiniz ilgiyi esirgeyerek  onu vatana ihanetle suçladınız.

UTANILMAYACAK BİR YER EDİNMEK İSTERSENİZ, NEDAMET GETİRİNİZ

Sayın Cumhurbaşkanı; “Vatana ihanet” sizin kullanmayı çok sevdiğiniz bir itham. Peki, kendinizin atadığı kadrolardan bunca vatan haininin nasıl çıkabildiği sorusuna da verecek bir cevabınız var mı?

Hem bu kadar isabetsiz atamalar yaparak hem de her şeyi en iyi bildiğinizi, ülkeyi en iyi biçimde yönetebildiğinizi nasıl savunuyorsunuz?

Eğer işbirliği içerisinde olduklarınızın gerçek yüzlerini anlamanız en az on yılsa, siz de güvende değilsiniz, ülke de sizden emin değil demektir.

Bu sorgulamaları gerçekleştirenleri “Ankara’dan kuru sıkı atmakla” eleştiriyorsunuz, her karşınıza çıkana “delikanlılık” dersi veriyorsunuz ya, hadi siz -Kabe’yi bile bir orduyla tavaf edişinizde gördüğümüz- o dillere destan cesaretinizle yanıt verin.

Sayın Cumhurbaşkanı; Sahip olmadığınız şeyin kıymetini bilemezsiniz. Siz hiçbir zaman ‘Tarih’ veya ‘Devlet’ bilincine sahip olmadınız.

Sahip olduğunuz ideolojik formasyon buna uygun değildi ve bu formasyonu koruduğunuz müddetçe de olamayacaksınız. Sizin gözünüzde ‘Ülke’, İslam tarihi süresince bile sınırları belirlenememiş olan muhayyel “Darü’l İslam” olduğu için, kendinizce Müslüman sandıklarınızın ideolojik çıkarı gereği onu kesip biçmekten çekinmeyeceksiniz.

Bu işe “çözüm süreci” demeye yalnızca diliniz varmayacak, gönlünüz de ona eşlik edecektir. Siz, başkanlığınızı ‘Millet’ kavramından üretemeyeceğiniz için, ‘Başkanlık’ kavramından millet üretebileceğinize inanıyorsunuz.

Böyle yaparsanız, “milletiniz” yalnızca “evde zor tuttuklarınız” olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı; ‘Tarih’ bilincine sahip olmayışınızla birlikte özlemini çektiğiniz “dindar ve kindar nesil” arasındaki ilişkiye dair de bir şey söylemek isterim: ‘Tarih’ bilinci olmayanda –‘Din’i tarihselliği içinde kavrayamayacaklarından- gerçek anlamda bir ‘Din Bilinci’ de olamaz.

İnsanları tarihe yabancılaştırarak hatta “düşman”laştırarak “dindar nesil” yetiştiremezsiniz. Hz. Peygamber örneğinde gördüğümüz İslam, Cahiliyye’ye bile böyle yaklaşmamıştır.

Çevrenizde bunları sorup öğrenebileceğiniz çok sayıda insan vardır.

Eğer bu ülkede bir gün –kefen giyen partizanlar değil de- gerçekten dindar bir nesil yetişirse; onların dilinde arzu ettiğiniz gibi anılmayacaksınız.

Zira onlar cihadın en üst seviyesinin zalim sultan karşısında hakkı söylemek olduğunu bileceklerdir; onlar, Tanrı’nın, kullarının ellerinin boş mu dolu mu olduğuna değil, temiz mi kirli mi olduğuna baktığını biliyorlardır; onlar, haram yemenin fetvadan kılıfı olamayacağını bileceklerdir; onlar, bir devletin küfr ile değil zulm ile çökeceğini bileceklerdir; onlar, ‘Adalet’in en üst değer olduğunu ve yalnızca Müslümanlar için değil tüm insanlar için olduğunu bileceklerdir. Gerçekten “dindar” olan kişide “kin” bulunmaz; biz, sizin sözünüzü sadece maksadımızı anlatmak amacıyla kullanalım: Eğer, o görmeyi çok istediğiniz “dindar ve kindar nesil” gerçekten dindar olursa, minnetin değil kininin konusu olmayı da göze almış olmalısınız.

Sayın Cumhurbaşkanı; Gün geldiğinde hangi tarihte, nasıl anılırsınız bilmem fakat Türk tarihinde utanılmayacak bir yer edinmek istiyorsanız, nedamet getiriniz. “Türk Tipi Başkanlık”ı savunmaya hakkınız olsun isterseniz, önce siz “Türk Tipi” olmayı denemelisiniz. O şahane egonuz milletin her ferdini kefen giymiş partizanlara dönüştürebileceğinizi düşündürtmesin size. Bakın, anlayasınız diye Osmanlıca da söylüyorum: “Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten”.

Atilla Kaya”

HABERBOX ÖNERIYOR-MUTLAKA OKUYUNUZ

Beşiktaş'taki Hain Saldırıda Flaş Gelişme

atilla kaya mhp başkanlık sistemi recep tayyip erdoğan mektup istifa gündem
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500