04 Eylül 2010 Cumartesi 05:47
RSS
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // İsmail Küçükkaya
'Sivil ayar'ın siyasal anlamı
02 Şubat 2010 Salı
İsmail Küçükkaya   e-posta : ismail.kucukkaya@aksam.com.tr

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın pazar sabahı söyledikleri her açıdan önemliydi. Tartışma yaratacak, gündemi değiştirecek ve hatta bir dönemi bitirebilecek açıklamalardı.
Erdoğan, çok uzun zaman sonra ilk defa bütün gazetelerin manşetindeydi. O halde, etkisi önümüzdeki günlere yansıyacak olan o sözlerin arka planına, 'hükümetin yeni dönem stratejisine' bakalım...
Başbakan'ın masasında birtakım raporlar, bazı yeni bilgiler duruyor. Seçimden önceki son yıla girdiğimize göre 'halkın nabzı', hangi olaya nasıl tepki verdiği gibi araştırmalar her zamankinden daha çok önemli.
Gündemi belirleyen o açıklamaları perde arkası bilgileriyle birlikte değerlendirmek lazım. 
'Hükümete oy kaybettiren' iki faktör söz konusu:
Demokratikleşme Açılımı ve ekonomik krizin etkileri...
Erdoğan'ın kurmayları her iki konuda da Başbakan'a 'dibi gördük' bilgisi veriyor. Danışman kadroda, açılım ve işsizlik iktidar partisine 'vereceği zararı zaten verdi' görüşü hakim. Israrla devam edip, somut kazanımlarla tekrar 'artıya geçiş hesapları' yapılıyor.

TAHTEREVALLİ SİYASETİ
Toplum ve taban gözünde 'aşınmaya yüz tutmuş sempati' darbe söylentileriyle mücadele eden, çetelerle savaşan, demokratikleşme konusunda atak bir hükümet görüntüsü ile tamir edilmek isteniyor. Yapılan tüm çalışmaların raporlarındaki 'zaman eğrileri' bunu doğruluyor. Yani, ne zaman ne yapılırsa oylar nasıl değişiyor, bu ölçülüyor.
Arınç'a yönelik suikast iddiası ve balyoz planı haberleri Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı için adeta 'oksijen takviyesi' anlamına geliyor. Üstüne bir de 'kapatma davası söylentileri' eklenince ekonomiye ve hayatın güçlüklerine yönelen kamuoyu ilgisi tekrar ideolojik alana kayıyor. Bu da hükümetin halk desteğini artırıyor, en azından sabit tutuyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİR GERGİNLİK STRATEJİSİ
Yani bizlere yanlış, tehlikeli görünen gerginlik, kutuplaşma ve ayrışma siyaseti aslında iktidara yarıyor. Elbette bunun bir ayarı, dozu ve iletişimi gerek. Yani 'sürdürülebilirlik'... 'Yan etki' açısından da böyle bir ülkeyi yönetmek yorucu.
29 Mart seçiminden iki gün önce Erdoğan'a Show TV'de 'bu gergin havayı dağıtmak için ne yapmayı düşünüyorsunuz?' diye sorduğumda 'ben iktidarım, gerginlik ister miyim?' yanıtını vermişti. İstemez tabii ki...
Lakin o noktada 'ince bir denge' söz konusu. 'Değişim iddiasını' sürdürdüğü ve her geçen gün buna uygun politikalar (yargı, ekonomi, doktorlar, eczacılar, TEKEL işçileri vs...) izlediği sürece 'direnç' göreceği aşikar. Dönüşüm sancılı bir süreç, bunu göze alıyorlar. 'Sistem muhalifliği ve statüko karşıtlığının' siyasal anlamı yüksek.

AKP'YE OY VEREN KARARSIZLARIN DURUMU
Dönelim kamuoyu yoklamalarına...
22 Temmuz seçimleri tamamen 'duygusal ve ideolojik bir ortamda' yapılmış ve iktidar partisi yüzde 47 gibi beklenmedik oy yüzdesine ulaşmıştı. 29 Mart yerel seçimleri ise 'ekonomi odaklı kampanyalara' sahne oldu, muhalefet çok akıllı stratejilerle soyut tartışmalar yerine halkın gündelik hayatına dair sorunları gündeme taşıdı. Sonuç, iktidar ciddi oranda oy kaybetti. Burada siyasetin 'oyun kurucuları' için ders alınması gereken anlamlı bir tablo yatıyor.
'Son durum raporlarında', Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy verip de şu anda kararsız olan hatırı sayılır bir kitle dikkat çekiyor. Halen, yüzde 32-35 bandında görülen AKP'nin oy oranındaki değişimin sırrı burada. Daha önceki kararlarını gözden geçirenler demokratikleşme açılımı ve ekonominin olumsuz etkisinde. Ama ne zaman Ergenekon, balyoz, darbe iddiaları, kapatma davası gibi söylentiler çıkıyor o kitle yeniden AKP'ye yöneliyor. Burada Türk sağına özgü sosyolojik ve güçlü bir siyasi eğilim yatıyor.

MHP TABANINDAKİ ERDOĞAN SEMPATİSİ ERİDİ
Anketlere göre Erdoğan'ın liderlik popülaritesi sürüyor. AKP tabanındaki Erdoğan sevgisi aynen duruyor, ancak diğer partililerin gözündeki Erdoğan imgesi hızla aşınıyor. CHP tabanında zaten düşük olan bu oran, asıl etkisini MHP kitlesinde hissettiriyor.
'İkinci parti tercihlerinde' ciddi bir değişim ve sorgulama gözleniyor. Bir seçimde, özellikle de referandum veya halkın yapacağı Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu durum inanılmaz derecede önem taşıyacak.
Bunun sebepleri araştırılırken, toplumsal eğilim raporlarında kayda değer başka bilgiler göze batıyor. Erdoğan'ın kurmayları 'toplum milliyetçileşiyor mu?' sorusunun yanıtını arıyor. Bu tür toplumsal eğilimleri ölçme metodolojisine göre yapılan özel puanlamada Türk toplumunun milliyetçiliği yüz üzerinden 55 rakamında belirleniyor. Bunu 'olağan ölçülerde' buluyorlar ve 'ılımlı milliyetçilik' olarak tanımlıyorlar. Milliyetçilik tutumunda bir değişim görülmüyor. Ölçmede 'yüzde 70 ve yukarısı çıkarsa milliyetçi dalga sayılır' diyorlar.
Yıl içindeki bir anayasa değişikliği referandumu, gelecek yılki genel seçim, ondan sonra da halkın gerçekleştireceği bir Köşk seçimi yapılacağını bu bilgiler ışığında değerlendirmek gerek. Doğru tahminde bulunabilmek ve gerçekçi stratejiler uygulayabilmek için.

Bu yazı toplam 48 defa okundu.
Puan Verin : puanpuanpuanpuanpuan
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş...
            Son Yazıları     Yazara ait son 86 adet yazı.
ARŞİVDE ARA
Döviz
Cinsi  Alış   Satış 
Dolar1.49941.5066
Euro1.92411.9334
Hava Durumu
Istanbul