Hasan Sabbah - Haşhaşiler - Darbe Girişimi
Abbas Keskin

Hasan Sabbah - Haşhaşiler - Darbe Girişimi

Bu içerik 1052 kez okundu.

Hikayeye göre; Hassan Sabbah ve müritleri, halk arasında Kartal Yuvası diye bilinen yalçın bir dağın tepesindeki kalesinde yaşarmış. Ulaşılması imkansız olan bu kaleye, dışarıdan hiç kimse izinsiz giremez, gizli geçitleri ve tünelleri bilmeyen hiç kimse de dışarı çıkamazmış. Müritleri tarafından 'Seyduna Hazretleri' olarak bilinen Hassan Sabbah, yetiştirdiği müritlerini uyuşturucu bağımlısı yapar ve üzerlerinden kayıtsız şartsız hakimiyet sağlarmış.

Yine yaygın bir rivayete göre; göreve gidecek olan mürit, uyuşturucu ile kendinden geçtikten sonra gözlerini, en güzel çiçeklerin, en güzel nehirlerin ve doğa harikalarının bulunduğu bir bahçede açar ve etrafı huri'lerle dolu bir gece yaşadıktan sonra hücresinde uyanırmış. O anlarda yaşadığı hazların etkisini unutamayan müritler de, kendilerinin deyimiyle 'dünyadaki cennete' yeniden girebilmek için, kendilerine verilen görevi sorgusuz sualsiz yerine getirirmiş. Hassan Sabbah, kurduğu bu inanılmaz düzenin verdiği güçle, dönemin hükümet adamlarına, krallarına, emirlerine istediği baskıyı kurar, anlaşamadıklarını ortadan kolaylıkla kaldırırmış. 

Yukarıda kısa bir hikayesini anlattığımız (ki varlığı, yerleşimi, planlaması, kurulması ve eylemleri inanılmaz karışık bir süreç) tarihin ilk suikast örgütü olarak kayıtlara geçen ve bir rivayete göre kullandıkları keyif verici madde sebebiyle 'haşhaşiler' olarak bilinen Sabbah ve müritleri, son yıllarda bizim de sık sık gündemimizi meşgul etti. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, Fethullah Gülen ve müritlerine yönelik ilk kez 17-25 Aralık olaylarından sonra kullanılan 'haşhaşi' ifadesi, tarihin bu en karanlık örgütlerinden birine dikkatimizi çekmeyi sağlamıştı. Bir haftadır benzer olayları, adeta evimizin içinde yaşanırcasına hissediyoruz. Aşağıda anlatacağız benzerlikleri. Ancak bundan önce, bu kanlı örgütle ilgili üç temel özelliği vurgulamak lazım. 

Bu örgütün müritleri; aldıkları emri, sorgusuz sualsiz yerine getiriyorlar. Herhangi bir akıl süzgecinden geçirmiyor ve yorum yapmıyorlar. Tüm eylemlerini, kalabalık yerlerde, yani yakalanacaklarını bile bile, hatta yakalanmak için herkesin gözü önünde yapıyorlar. Ve geleceğe dönük yapılan planlarda, yıllarca sürebilen bir çalışma yapabiliyorlar, inanılmaz bir sabırla kralların, hükümdarların, vezirlerin yanına yerleşiyorlar ve güvenini kazanıyorlar. Adeta en yakın adamları oluyorlar. Ve gerekli emir gelene kadar sessiz sedasız ve gözü kara bir şekilde bağlı bulundukları devlet adamının yanında görevlerini yerine getiriyorlar. Gelelim günümüze. 

15 Temmuz gecesi Türkiye Cumhuriyeti anayasal düzenine karşı girişilen kalkışma hareketinin detayları ortaya çıktıkça, olayın perde arkasındaki dehşeti daha iyi anlaşılmaya başlandı. Devletin en tepesindeki kilit noktalarında bulunan yetkililerin en yakınına kadar sızmış olan görevliler, verdikleri ifadelerle gündemi sarsmaya devam ediyor. 

15 Temmuz Cuma gecesi, İstanbul Boğaz Köprüsü'nün kapatılmasıyla başlayan ve Ankara'daki hükümet binalarının vurulmasıyla devam eden darbe girişiminin ardından göz altına alınan şüphelilerin ifadeleri ortaya çıktıkça, olayın boyutu giderek bambaşka bir hal almaya başladı. Darbe girişimcilerinin tüm ülkemize yaşattıkları travmaların yanı sıra, bombalanan hükümet binaları, otomatik silahlarla taranan Türk halkı, şehit olan askerler, hayatını kaybeden vatandaşlar ve bunların hepsinin çok çok ötesinde bir ayrıntı dikkat çekiyor. Devletin en üst makamında yer alan isimlerin etrafı, adeta darbe girişiminde bulunan terör çetesinin elemanları ile çevrilmiş durumda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın baş yaveri ve yaverleri, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın özel kalem müdürü, emir subayları, kuvvet komutanlarına en yakın kurmaylar, Milli Savunma Bakanı Müşteşar Yardımcısı ve Özel Kalem Müdürü. Hangi birini sayalım, akıl alacak gibi değil durum. Darbe suçlaması ile göz altına alınan askerlerin listesi ortaya çıktıkça, durumun vehameti netleşiyor. Cumhurbaşkanı'na, genelkurmaya, kuvvet komutanlarına, bakanlara, başbakanlara adeta bir nefes kadar yakın isimlerin, yıllar süren sessizliği ve çalışmaları yukarıda örneğini verdiğimiz örgüte benzer bir durum teşkil etmiyor mu? Aşağıdaki resime dikkatli bakınca, zaten olay en net biçimde ortaya çıkıyor. 

 

Darbe girişimi ve Fettullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) üyesi veya yöneticisi suçlamasıyla göz altına alınan askerlerin savcılıkta verdikleri ifadeleri, okunduğunda bu plan ve planların çok uzun yıllardır sürdüğü, hemen her görev değişikliğinde devam ettiği görülüyor. Eski Cumhurbaşkanları, eski Genelkurmay Başkanları, eski kuvvet komutanları, daha neler neler. Nerede ise son 10 yılda görev almış, devletin en üst kademesindeki herkesin yanında, yıllarca sessiz sedasız görev yaptıkları anlaşılıyor.

Bilenler bilir, eskilerde 'Ezel' isimli bir dizide geçmişti Hassah Sabbah ve Haşhaşi'ler konusu. Aşağıda vereceğim videoda Ramiz Dayı isimli karakterin, örgütün tarihçesini anlatırken verdiği örnekleri izlerken, gözlerimizi kapatıp, 'Sanki bunlar bildik tanıdık görüntüler' diyeceksiniz. Özellikle, bir garajda elleri bağlı rehin alınan Ramiz Dayı'nın, kendisini rehin alan Ali isimli bir mafya kabadayısının yanında görev yapan adamlarını çağırma sahnesini unutamayacaksınız. Sahneyi dikkatle izleyiniz, bütün adamlar Ramiz Dayı'nın safhına geçtikten sonra, 'hala' Ali'nin yanında dayının en güvendiği adamı yani sağ kolu, kendisine karşı silah çekiyor. Ve ileride bir başka görevde (dizinin ilerleyen bölümlerinde bunu izledik) kullanılmak üzere güven veriyor ve safhını değiştirmiyor. Günümüzde şahit olduklarımız da akıl mantık izah terazisine sığmıyor.

Yaşadıklarımız çok acı. Kelimelerle tarif edilemeycek kadar acı. Allah; aklımızı, fikrimizi korusun. Devletimizin her daim yanında olsun. Bize bu acıları bir daha yaşatmasın. Kardeşi kardeşe kırdırtmasın. Allah; hepimize akıl ve fikirle, sağ duyu ile olaylara yaklaşmamızı nasip etsin. 

NOT: Bir sonraki yazımızda değineceğiz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları, MİT müsteşarı, diğer istihbarat başkanları ve ihmali bulunan tüm yetkilileri derhal görevden almalıdır. Kevgire dönmüş bir istahbaratı yönetenler ile adeta bir nefes kadar yakınına yerleşmiş bu alçakları tespit edemeyen komutanlarla, bu tarz olayların nereye varabileceğini hepimiz gördük. 

İkindi esintilerinde, hamak keyfi yapmanız dileklerimle...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500