İKİNDİ MEKTUPLARI - Cemaat Değil Devlet Sızmış
Abbas Keskin

İKİNDİ MEKTUPLARI - Cemaat Değil Devlet Sızmış

Bu içerik 4072 kez okundu.

Bir önceki yazımızın sonuç bölümünde bahsetmiştik. 15 Temmuz gecesi yaşanılanları 'darbe girişimi'nden öte bir terör saldırısı olarak nitelemiş, yaşananların akıl-izan sınırları içerisinde izah edilemeyeceğini yazmıştık. Darbe girişiminin detayları ortaya çıktıkça, şaşkınlığımızın bir müddet daha kat be kat artacağını gördük. 

15 Temmuz gecesi yaşanılan darbe girişimi/terör eyleminin ardından gözaltına alınan ve Fettullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) yöneticisi veya üyesi olmak iddası ile vatan hainliği suçuyla sorgulanan komuta kademesi ve üst rütbeli subayların ifadeleri ortaya çıktıkça, nasıl bir karanlığın pençesine düştüğümüz giderek netleşiyor. Öncelikle, konuyla ilgili olarak ön plana çıkan bir noktayı, net biçimde ortaya koymak durumundayız. Yaşanılan alçak durumu adlandırmak ve yapılan girişime bir isim vermemiz gerekiyorsa, bunun adı 'Yaverler Darbe Teşebbüsü' olmalıdır. Komuta kademesinin en üst seviyesi olan Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı dahil, sırası ile nerede ise tüm komuta kademesinin 'bir nefes kadar yakınına' yerleşmiş olan başyaverler ve yaverler, o kabus gecenin kilit noktası olmuşlar. Okudumuz her ifadede, mutlaka bir yaverin adı geçmekte, komutanın başına silah dayayan, karargah kapılarını darbecilere açan, üst rütbelileri rehin alan askerler hep 'yaver' sıfatı ile karşımıza çıkıyor. Geçmiş yıllarda görev yapmış Genelkurmay başkanlarına baktığımızda bu resim daha da netleşiyor. Hulusi Akar, Yaşar Büyükanıt, Necdet Özel, Işık Koşaner, Hilmi Özkök ve Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun özel kalem müdürleri de, darbe girişimine katılmak iddaası ile tutuklandılar. Elbette resmin büyük parçası yargılama sırasında ortaya çıkacak ancak görünen durum olayın vehametini anlamamıza yetiyor.

CEMAAT DEĞİL DEVLET SIZMIŞ

Dün gece CNN Türk'te yayınlanan ve Ahmet Hakan tarafından hazırlanıp sunulan 'Tarafsız Bölge' programında, (http://www.videodol.com/video/82626/tarafsiz-bolge-26-temmuz-2016/) bu yaverlerin kilit noktalara nasıl yerleştiği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalarda kumpas mağduru olan ve hapislerde yıllarca boş yere yattıktan sonra tahliye edilmelerine rağmen ordu ile ilişiği kesilen komutanların anlattıkları, herkes gibi bizi de dehşete düşürdü. Çok uzun yıllardır yapılan planlı çalışmaların sonucu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hemen her kademesine sızan ve zamanı geldiğinde hepimizin şahit olduğu gibi kendi emir komuta zincirine geçen bu yapının karanlık noktaları aydınlatıldıkça, kimin kime sızdığını söylemek zor. Kendilerinden olanı yerleştirmek istedikleri makamı boşatmak için sınır tanımayan bir çalışma içine giren bu yapı, önlerine çıkan herkesi adete fırtına misali süpürmüş, çeşitli iftira ve sahte belgelerle devre dışı bırakmış. Ergenekon dava süreçlerini hatırlayın. Sadece askeriye değil, devletin ve özel sektörün nerede ise tüm kurumları deprem misali bir sarsıntı geçirmiş ve suçsuz günahsız insanlar, haklarında açılan akıl almaz soruşturmalarla 'enterne' edilmişti. Süreç tamamlandığında, boşalan koltuklara liyakata değil siyasete dayalı atamalar yapılmış ve devlet adeta bu yapının insafına teslim edilmişti. Günümüzde geldiğimiz nokta tam burasıdır. 

Programın sonlarına doğru uyuyan hücrelerden bahsetti emekli komutanlar. Darbe girişiminin başarısızlığa uğrayacağının anlaşılması üzerine, geri adım atıp, kahramanlık rolü oynayan ve bu şekilde gizlenmeye devam eden askerlerin varlığını anlattılar. Belki de hiç katılmayıp, daha uzun vadeli planların devreye girmesiyle şahit olacağımız günler bekliyor ülkemizi. Fırsatı olanların, adeta bir ders niteliğinde olan bu programı, yeniden dikkatli bir şekilde izlemesini tavsiye ederim. 

İFADELERDEN NE ANLAMALIYIZ

Sorgusu devam eden komutanların ifadeleri basına servis edildikçe, kafalarımız iyice karışmaya devam ediyor. İlk günlerde darbenin planlayıcısı ve yöneticisi olmakla suçlanan Hava Kuvvetleri eski Komutanı Akın Öztürk, savcılık ifadesinde suçlamaları kabul etmeyerek, kendisinin darbecileri kalkıştıkları işten vazgeçirmeye çalıştığını ve bu konuda başta Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanlarının şahitliğine başvurulması gerektiğini söyledi. Genelkurmay Başkanlığı'ndan da açık bir şekilde olmasa da, Öztürk'ün ifadesini destekleyen açıklamalar yapıldı. İlerleyen günlerde Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli'nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli darbe yöneticisi olarak ön plana çıktı. Hulusi Akar'a darbe bildirisini okuması yönünde baskı yaptığı, saatlerce fikrini  değiştirmesi için dil döktüğü yazıldı çizildi. Tümgeneral Dişli, dün ortaya çıkan savcılık ifadesinde açık açık, Akar'ın talimatları ile hareket ettiğini, Genelkurmay Başkanı'nın kendi cep telefonları ile karargahlarla iletişim kurduğunu ve kendisinin sadece darbenin sonlandırılması için arabulucuk yaptığını söyledi. Bu söylemlerin doğruluğunu test etmek çok kolay olduğu için, yalan söyleme ihtimalini devre dışı bırakmak zorundayız. Sonuçta Akar'ın ifadesi ve telefon kayıtları, bu ifadenin doğruluğunu rahatlıkla ortaya çıkartabilir. Ancak bir başka kuvvet komutanı ise, Akar dahil hiç bir komutanın ifadelerine katılmadığını, hiç birine güvenmediğini açık açık söyledi ifadesinde. Diğer rütbeli komutanların da çoğunun ifadesi birbiri ile çelişir vaziyette.

Yarın yapılacak erken Yüksek Askeri Şura Toplantısı'nda, ülkemizin kaderini belirleyecek olan kararlar alınacak. Burada öncelikle konuşulması gereken konu ve alınması elzem olan karar, ifadelerin seyrine göre olmalı. Savcılıkta verilen ifadelerin bize anlattığı mesaj çok açık ve net. Komutanların istifa etmeleri beklenmeden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti, hepsini görevden almalıdır. Eniştesinden darbeyi haber alan bir Cumhurbaşkanı ve 'eşimden dostumdan haberi aldım' açıklamasını yapan bir Başbakan, bunun hesabını ilgili kişilerden sormalıdır. Bu isimlerin arasına Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müşteşarı Hakan Fidan'ın eklenmesi ve kendisine hizmetleri için teşekkür edilmesi, kimseyi şaşırtmayacaktır. Son altı ay içerisinde, istihbari anlamda defalarca sınıfta kalarak devletin sabrının sınırına gelen bir istihbarat teşkilatı, 15 Temmuz'da basiretsizliğin doruğuna çıkmıştır. Erdoğan'ın ve hükümetin bu kararı alırken tereddüt etmesi dahi, kafalarda sadece soru işareti oluşturacaktır. 'Dere geçerken at değiştirilmez' atasözü bizim kültürümüzdür ancak mevcut şartlarda derenin içinde boğulabileceğimiz gerçeği de göz ardı edilmemelidir. 

İkindi esintilerinde, hamak keyfi yapmanız dileklerimle..

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500