İKİNDİ MEKTUPLARI
Abbas Keskin

İKİNDİ MEKTUPLARI

Bu içerik 485 kez okundu.

Milli Takımın Ardından

2016 Avrupa Futbol Şampiyonası, kimileri için hayal kırıklığı olarak görünse de, futbolun içinden gelen ve mesleği itibarı ile bu sporu takip eden otoriteler için 'malumun ilanı' oldu. Mucize denebilecek skorlarla biten bir hazırlık dönemi, adeta deneme tahtasına dönen ve bir türlü iskeleti oturmayan milli takım, eskilerin tabiri ile 'el takımlarının' alacağı sonuçlara bel bağlayınca; Çek Cumhuriyeti karşısında alınan 3 puanın getirdiği ümitleri bir başka bahara bıraktı. Çek maçı sonrasında basın toplantısında esen (daha doğrusu esmeye başlayan) barış rüzgarlarını da, bıçak gibi kesti. Artık hesap vaktinin geldiğini ve Türk futbol arenasında taktiklerin değil, atışmaların ve mahkeme süreçlerinin başlayacağını tahmin etmek çok  zor değil. Teknik Direktör Fatih Terim'i, yakından tanıyanlar bilir, hesap soracağım dediyse, en azından bunu sonuna kadar dener. 

Haberbox'ta başladığımız yazarlık macerasına, okuyanları taktiklerle, 3-5-2'ler'le, ilgilenmeyenler için futbolun soğuk yüzleriyle sıkacak değiliz. İşin sosyolojik, psikolojik ve hatta biraz da karışım yaparak sosyo-psikolojik yönüne bakmayı yeğlerim. Sonuç olarak toplumsal değerlerimiz; bir futbol müsabakasında alınan sonuçtan çok, maçın perde arkasında olanlarla, teknik ekip ve futbolcular arasında yaşananlarla, köse yazarlarının ve yorumcuların ortaya attıkları komplo teorileri ile ve yani kısacası her şeyde olduğu gibi bu konuda da işin dedikodu kısmını konuşmaktan ve tartışmaktan daha çok keyif alan bir bakış açısına sahip. Hatırlayın; İspanya'dan 3 gol yediğimiz ve nerede ise tek bir atak yapamadığımız maçın ardından, sahada yürüyen futbolculardan ve teknik ekibin bir türlü oturtamadığı oyun anlayışından çok, Arda'nın oynadığı reklamlar, Ozan Tufan'ın Hırvatistan maçında taradığı saçı, Terim'in maçtan sonra yaptığı basın toplantısında adeta tehdit edercesine konuşmaları ve Milli Takım kampı içinde yaşanan kavgalar, tartışmalar, adaletli dağıtılmayan prim miktarı konuşulmuştu. Evet, millet olarak her türlü işin dedikodusunu yapmaktan keyif alıyoruz. Ve şahsi olarak bunda gocunacak, eleştirilecek, rahatsız olacak bir durum göremiyorum. Yıllar yılı, sabah kuşağı programlarında Ahmet Dede ile Vesile Teyze'yi evlendirmeye çalışan bir toplumun çocuklarıyız. Yurdun dört bir yanından şehit haberleri ve tabutları gelirken, artık unutulmaya yüz tutmuş ancak sabah kuşağında kendisine yer bulan eski popçuların, adını ancak bu tür programlarda duyabileceğimiz diyetisyenler ve güzellik uzmanları ile tartışmaya açtığı 'Venedik diyeti mi yapalım yoksa Asya diyeti midir selülitlerin çözümü' heyecanını, ekrandakilerle birlikte ayna karşısında özümsediğimiz bir bakış açısına sahibiz. İtiraf edelim, (ki ben de eşimin sayesinde sıkı bir takipçisi oldum diyebilirim) hangimiz Müge Anlı'da yaklaşık 37 yıldır babasını arayan Durdu isimli kardeşimizin dramına göz yaşı dökmedik veya Türkiye'nin en zeki seri katili olmaya aday, Atalay Filiz 'bugün acaba nerede hangi kameraya yakalanacak' diye heyecanla ekran başına geçmedik. Biz; eğrisiyle doğrusuyla ve iyisiyle kötüsüyle böyle bir milletiz. Elbette, Milli Takım'ın dedikodularına talibiz. 

Arda'nın ıslıklanması ile başlayan ve Terim'in basın toplantısında sarf ettiği cümlelerle alevlenen Euro 2016 serüvenimize, hemen hemen her kanalda yayınlanan spor veya spor dışı programların konukları tarafından yapılan yorumlar, bambaşka bir boyut kazandırdı. Teknik Direktör Terim'in ısrarla ağzına doladığı, hem de ulusal kanalımız TRT1'de yayınlanan bir programa konuk olarak katılan bir tarih profesörünün Bizans tadında verdiği örneklerle yaptığı sert eleştiriler, olayın boyutunu TRT'ye röpörtaj vermemekle ve TRT muhabirlerinin sorduğu soruları cevaplamamakla sonuçlandı. Terim'in gösterdiği, -kimilerine göre aşırı kimilerine göre duygusal- reaksiyonun ardından, mübarek Ramazan ayında nur topu gibi, yepyeni bir tartışmamız hem de sezeryanla doğmuş ve hayata başlamış oldu. Evet, onlarca kanalda sahur ve iftar sohbetleri yapan değerli din alimlerimizden ve ilahiyat profesörlerimizden fetva bekliyoruz. Maaşını ve tüm harcamalarını devletten alan bir teknik direktörün, tamamen devlete ait olan bir televizyon kanalına amiyane tabirle 'posta koyması' ve bu paraları helal kazanç gibi harcaması caiz midir? Son ayların ve hatta yılların moda sözünü milli takım için yazarak noktalayalım: "winter is coming"...

İkindi esintilerinde, hamak keyfi yapmanız dileklerimle...
 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500