İKİNDİ MEKTUPLARI - Darbe Değil Alçak Terör
Abbas Keskin

İKİNDİ MEKTUPLARI - Darbe Değil Alçak Terör

Bu içerik 825 kez okundu.

Hepimizin başı sağolsun, Allah yaralı vatandaşlarımıza ve güvenlik kuvvetlerimize acil şifalar versin. Yaşadığımız coğrafya üzerinde başımıza gelen olaylar sebebiyle, 3 haftadır yazdığımız yazılara, aynı cümle ile başlamak çok can sıkıcı. Akıl, fikir ve sağduyu dileklerimizle, üç gündür neler oldu hızlıca göz atalım. 

15 Temmuz akşamı saatlerimiz 22.08'i gösterdiğinde, ekranlara bomba gibi bir görüntü düştü. İstanbul Boğaz Köprüsü'nün şehir merkezine giden şeritleri, 'paletli tankların' ve mühimmatlı askerlerin yola dizilmesi ile kapatılmıştı. İlk akıllara gelen, TürK Silahlı Kuvvetleri tarafından bir tatbikat yapıldığı veya çok ciddi bir terör saldırısı ihbarıydı. Ancak bu görüntüden yaklaşık 8-10 dakika sonra bir vatandaşın cep telefonu ile kaydettiği ve köprüdeki bir askerle olan konuşmasını içeren görüntü, sosyal medyada hızla yayıldı ve izleyenlerin buz kesilmesine sebep oldu. Köprü üstündeki trafik sebebiyle araçlarından inen vatandaşlara evlerine gitmelerini söyleyen asker, köprüdeki tankların durma sebebini soran bir kişiye 'Tatbikat değil, silahlı kuvvetler yönetime el koydu' cevabını veriyordu. 

Kısa süre içinde, gerek sosyal medya gerekse haber kanalları tarafından servis edilen görüntülerde, İstanbul ve Ankara'nın bir çok farklı noktasında tankların sokağa çıktığı, savaş uçkalarının alçak uçuş yaptığı ve üzerinde herhangi bir ışık bulunmayan helikopterlerin, kritik binaların üzerinde tur attığı görüldü. Evet, televizyonlardan, twitter'dan, facebook'tan, instagram'dan, kısacası her kanaldan canlı canlı bir darbe girişimine tanıklık ediyorduk. Heyecan içinde neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, Başbakan Binali Yıldırım, telefonla özel bir televizyon kanalına bağlanıp, 'Silahlı Kuvvetler içindeki bir grup cuntacı asker tarafından, kalkışma girişimi yapılıyor. Bu yapılanlara pabuç bırakmayacağız' cümlesini kurduğunda, artık yapılan darbe girişimi, en yetkili ağızdan da teyit edilmiş oldu.

Bundan sonrası çok hızlı gelişti. Ülkenin dört bir tarafından doğru-yanlıs bilgiler, görüntüler ve resimler akmaya başladı. Her gelen bilgi, bir öncekinden daha beter biçimde içimizi sızlattı. Görev yerlerinde şehit edilen polisler, askeri üniformalı kişiler tarafından kurşunlanan vatandaşlar, yine askeri uçak ve helikopterlerle bombalanan resmi kurumlarımız. Rehin alınan komutanlar, işkenceye varan uygulamalarla olaya dahil edilmeye veya resmi emir imzalatılmaya çalışılan kuvvet komutanları, tanklar tarafından ezilen insanlar. Tam bir akıl tutulması yaşanıyordu ülkede. Bu zamana kadar hiç şahit olunmayan görüntüleri, adeta bir film gibi izliyorduk. Sabaha kadar da izlemeye devam ettik. Bu alçakça saldırılar, ancak ertesi gün 16 Temmuz Cumartesi günü, öğleye doğru kontrol altına alınabildi. 

Olaylar henüz çok çok sıcak, yorumlar da tahminlerde bulunmak için çok erken. Ancak ağızlarda dolanan; gerek siyasiler, gerek gazeteciler, gerekse vatandaşlar tarafından tekrar edilen 'darbe girişimi', 'askeri kalkışma', 'cunta' gibi söylemleri bu kadar çabuk benimsememek lazım gelir. Bu tabirler, yaşanılan olayların boyutunu ve acısını asla yansıtmaz, yansıtamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gökten kendi askerimiz tarafından bombalar atılıyorsa, ülkenin başkomutanın yaşadığı -içinde yaşayan otoriteyi sev veya sevme- Cumhurbaşkanlığı Külliyesi F16'lar tarafından vuruluyorsa, olayı protesto etmek için sokaklar akın eden vatandaşlara, bu ülkenin evlatları tarafından devlete ait silahlarla kurşun yağdırılıyorsa, yaşananların adı cunta-girişim-kalkışma değil, apaçık bir terör eylemidir. Ve maalesef bu eylem; bu ülkenin ekmeğini yiyen, bu vatanın havasını soluyan memleketin evlatları tarafından gerçekleştirilmiştir. Ağlamamız gereken taraf budur. 

İster herkesin adres gösterdiği malum terör örgütü tarafından olsun, isterse başka iç veya dış mihraklar tarafından yönlendirilmiş, kandırılmış, bir şekilde afyon misali uyutulmuş olsun, bu alçakça ve gaddarca eyleme katılan her personel, ihanet-i vataniyye adı altında  hakim karşısına çıkarılmalıdır. Vahşice ve acımasızca yaptıkları bu hainliğin bedelini, en ağır şekilde, olaya karışanların hepsi ayrım yapılmadan ödemelidir. Olayın sıcaklığı ile tartışılmaya başlayan idam cezaları her ne kadar gerçeklikten uzak olsa da, verilecek cezalar, ileride vuku bulması muhtemel benzeri olaylar için emsal teşkil etmeli ve caydırıcı olmalıdır. Elbette, anayasal çerçevede hareket edilmeli ve hukukun üstünlüğü ilkesini unutmadan bu yargılamalar yapılmalıdır. Ancak olaylardan haberi bile olmayan ve tatbikat veya eğitime gittiğini zannederek bir şekilde bu hain saldırılarda görev almış er ve erbaşlar, -silahını hiçbir şekilde kullanmamış olanlar- hariç, hiç bir şekilde cezai indirim veya iyi hal durumu dikkate alınmamalıdır.

Yazımızı; büyük şair, bu memleketin büyük dava adamı, kurtuluş savaşımızın yazılı mührü İstiklal Marşı'nızın yazarı merhum Mehmet Akif Ersoy'un ünlü sözünü güncelleyerek bitirelim. " Allah; bu millete bir daha 15 Temmuz yaşatmasın "

İkindi esintilerinde, hamak keyfi yapmanız dileklerimle...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500